Keşke, yalnızca bunun için sevseydim seni!

 

Algılarım açıldı.

Bunca süre yaşattığım eziyet için senden özür dilemem gerek. Elbette açıklama yapmayıp, çıkarım yaptırarak, anlamamı zorlaştırdığın için, senin de, benden özür dilemen gerekiyor ki ben seni hep bağışlıyorum, biliyorsun.

Helalleştiysek artık, devam etmeyelim. Yani atıfta bulunuyorum,  ay ne komik! Ha ha ha!?! Devam ediyorum. Yani şu aydınlanma konusuna!

İnsan seveceği kişiye kendi karar veremiyor ya… Sadece seviyor işte! Bizim gibi… Fakat insan beraber olmak istediği kişiyi seçebiliyor. Sen de beni seçmedin!  İşte ben bunu anlamadım.

Elbette ampul yanınca,  anladım!

Çünkü ben insan olarak bile hissetmezken, beni tekrar yaşama döndürdün. Benden bir kuğu yarattın! Bunu istediğin için yaptığını düşündüm. Oysa sevdiğin için,  sevginin mucizesiydi bu!

Ben de sandim ki… her neyse…

Madem benimle dans etmek istemiyorsun! Peki… Bozulmuyor muyum? Elbette can sıkıcı. Heyhat, emin ol, canımı  yakmıyor. Hani ağlıyorum diye beni terketmiştin ya… İlk o gün niyet ettim ‘sensizlik orucu’na, çok kere bozup tekrar, tekrar tutmaya…

Ben de seninle dans etmeyi isetmekten vazgeçiyorum o halde. Tüm yüz yıllarca boyunca ve her var olan kişiye rağmen,  ben, şimdi, seninle dans etmenin dışında dans etmeyi istemiyordum. Bunu anlamanın nesi zor? Yine de tercihine saygı duymak durumundayım. Pekiala.

Nihayet seni duydum. Umarım rahatlamışsındır.

İlginç ama dans edesin diye bin takla atmaktan ben de yorulmuştum. Demem o ki ben de rahatladım. İstediğin gibi olsun. Yani istemediğin gibi…

Dediğin gibi oldu, kendime dönüp kendimi sevmeye başladığımda, insanlar  benimle dans etmek için etrafımı sarıyorlar.  Bu güzel ve keyifli bir his. Yaşama tekrar başlamak gibi…

Bunu sana borçluyum. Teşekkür ederim.

Uzanan ellerden birini tutabilirim. Artık bekar ve özgür bir kadınım!

Ne çifttik be! Ve neler yaşadık!

Yazık be… Bana kalsa, muhteşem bir sürü hikaye daha çıkardı bizden! Belki bir mutlu son!  Benim aklım hala dut yapraklarında. Başımı seneden alamıyorum.

“Keşke, yalnızca bunun için sevseydim seni!”

Screenshot_2019-07-29-11-53-55-1.png

“Ne güzel bir şeydir birini koşulsuz, kuralsız olduğu gibi kabul etmek… Ve ona ‘İyi ki varsın!’ diyebilmek…”

Küheylan’a… 

 

 

 

Beni sevmeye yeniden başlasana!

Kendini hatırlatsana. ..

Adını, sesini, dudağının kenarında beliren hafif gülümsemeye benzer kıvrımı. ..

Alnıma düşen saçımı parmaklarin ile kulağımın arkasına koysana! Yüzüme düşen kirpiğe  dokunup alsana yanağımdan… Kaptırmış anlatırken en saçma ya da en derin halleri, bakışlarını dudaklarıma kitleyip kalsana…

Ben uyurken yastığında, dağılmış saçlarımla,  yüzümden saç tellerimi çekip, karşıma koltuğu geçip, yüzüme dalarak beni sevsene. ..

Mutfaktayken usulca yaklaşıp, beni kollarının arasına alsana!

Yolda kaldırımda yürürken, karşıdan geleni ilk sen görüp, kollarını belime dolayıp kendine, göğsüne çeksene beni…

Rüzgarın,  yağmurun bol olduğu bu mevsimlerde, birden caddenin ortasında durup, tam karşıma geçip, iki elinle atkımı boynuma sıkıca dolasana. . Belki yakamı da yukarı doğru kaldırırsın…

Öyle dalmış, bir yandan müzik dinlerken salonda,  yazarken ya da çizerken, nereden ve neden olduğunu bile anlamadığım bir ilaç şişesinden, vitamin hapları içirmeye kalksana… Bir bardak suyu da burnuma dayayıp.

Öyle durup dururken yanağımdan makas alsana! Ya da şakadan seslenip yanında olduğum halde “hey, seni çok özlediğimi daha önce hiç söylemiş miydim?” gibi şirinlikler yapsana! “Yoo, hiç hatırlamıyorum!” deyip oyununa katılayım ben de ve bu saçma diyalog kikirdeyerek sürse. ..

Birden bire, hiç neden yokken arayıp beni “Tanıdığım en güzel kadın sensin!” gibi bir şeyler söyleyip beni havalara uçarsana!

Ya da günün her hangi bir saatinde attığın mesajda sadece ikimizin anlayacağı bir şeyler yazsana uluorta!

Yürürken kaldırımda, “Vitrinde bu bana baktı ve sana yakışacağını  düşündüm…” deyip o aldığın şeyi,  mesela tokayı, bileziği, tarağı avuçlarıma bıraksana. . Şaşkınlıktan ve sevinçten boynuna sarılarak teşekkür edeyim. Aldığın şeyden çok, beni düşündüğünü, beni bensizken bile sevdiğini bilmeme izin versene!

Olsun, çok klişe olsun!

Ben mutlu oldukça sen de mutlu olmuyor musun? Varsın romantiklik olsun! Varsın aptalca Olsun!

Belki minik bir yüzük kutusunda, gözlerim yuvalarından çıkana dek bekleyip, evinin o eski yıpranmış anahtarını hediye edersin?

İçime kaçmış ve büyümeyen o gençkızın ellerini çırpıp, koltukların üstünde zıpladığını görmekten mi korkuyorsun?

Yoksa şımarık bir kadın tarafından sevilmekten mi utanıyorsun?

Yapma! Bence ikimizin de içindeki çocuklara bu şımarıklık iyi gelirdi.

Evimizde ve güvende hissederek uyurduk o gece yatağımızda. ..

Belki sevildiğimizi hissetmek ruhlarımıza da iyi gelir, kış ayazında palto giymeyi bile unuturduk ha?!

Beni sevmeye yeniden başlasana!

Screenshot_2019-11-15-02-23-34-1.png

“Seni ne zamam uyurken hayal etsem, affediyorum.” diyen C.Süreya’ya sorsaydım senin yaptıklarına rağmen hala bu isteklerimi, eminim bana ‘şımarık!’ derdi.

Küheylan’a…

 

 

 

 

Güçlü olmana ihtiyacım var!

Bugün huzurlu ve kayıp haldeyim.

Ceplerimde arıyorum ki bir parça umut bir parça huzur bulabildim. Şükürler olsun!

Kafamı toparlamalıyım.

Şu ceplerime  stok yapmalı, uykuma kaçmalıyım.

Tutunmaya ihtiyaç duyuyorum. Bir duvara, bir kola… Bir ele… Belki bir hayale, umuda ya da inanca.

Savruluyorum.

Endişe etmeden, senden uzağa gidersem diye artık tasalanmadan kendimi akışa, olana, oluşa teslimdeyim. Ve kötü hissetmiyorum.

Olması gerekenin olması gerektiği gibi olacağına olan inancım ile bıraktım kendimi. Ruhum özgürlüğün esintisi ile uyanıyor.

Oysa herkesin uyuduğu saatlerdeyiz… Yatağıma yatıp yorganı burnuma kadar çekip bedenimi gecenin sessizliğine ve dinginliğine bırakacağım.

Gücümü tekrar kazanmayı dileyeceğim. Evrenin beniý,  ilahi bir mucizeyle yaşam yoluma  usulca koymasını da dileyeyim.

Doğduğum ana geri dönüyorum sanki. Yani artık dönüş yok. Yepyeni bir yaşama doğru yol almaya başlayacağım.

Belki bu sefer sen de benim anıma ve yoluma doğarsın,  kimbilir.

Teşekkürler en zor zamanımda yanımda olmak için umut vermene…

Güçlü olmana ihtiyacım var.

Ve aşka…

Screenshot_2019-12-09-01-29-36-1.png

“Kimimiz seçemediği yoldan yorgun, kimimiz seçtiği yolların … Bu konu bambaşka. ..” bir yerlerde okuyup not almıştım. . Bu geceye bu sözcükler yakışır dedim.

Küheylan’a…

 

Hey avcı, avını sakın yaralı bırakma!

Boşlukta salınan bir sarkaç gibiyim…

Başım dönüyor… Midem bulanıyor… Artık tutunmalıyım.

An’ı yakaladığımda unutuyorum. Gerçeğime dönüp gülüyor, canlanıyorum. Sonra yine bu boşlukta savunma hissi ile baş başa kalıyorum ya…

Hissizlik ve nefesim yetmiyor yine. Pencereyi açıyorum. Oda buz gibi oluyor. Dişlerim takırdıyor.

Beni boğan bir kaç çift el var boğazımda. Durun artık. Lütfen!

Üstelik bir el de ağzımı kapatmış. Yardım talep edemiyorum, hiç kimseden.

Yüzüm morarıyor git gide… Boynumda ki damarlar parmak kadar olmuş,  şişmiş. Gözlerim açık hem de kocaman. Ve yardım istiyorlar gördükleri her şeyden. Kimse anlamıyor.

Aklımda acıya son vermenin dışında bir düşünce yok.

Gözlerimi kapayıp güzel keyif veren görüntüler getiriyorum zihnime. Zihnimi kandırmaya çalışıyorum, aklımca .

İşte o anlar, yaşamı yaşanılası kılıyor tekrar.

Bu dolunay beni fena vurdu diyeceğim ama… Kaç dolunaydır böyleyim bilmiyorum bile.

Bu kafası güzel halleri terketmeliyim.

Bu yüreği acıyan halleri bırakmalıyım.

Bu salınımı durdurmalıyım.

Gırtlağımı sıkan ellerin sahiplerini saymazsak, yalnızım.

Bence hiç kimse bu derece yalnız kalmayı hak etmez ki…

Yusuf’u bile o kuyudan kurtardılar.

Sevgili’m, beni bu karanlık ve sessizlikten kurtaracak o kolu uzat artık kuyuya…

Ya da bir kaç kova betonu, gözünü kırpmadan dök üstüme.

Çünkü eğer avuçlarında ölmeyeceksem ve buradan kurtulursam… Tüm dünya öğrenecek yaptıklarını! İtibarını yerle bir ederim, bak.

Avını yaralı bırakmaman  öğretilmedi mi sana?

Screenshot_2019-10-12-09-32-00-1.png

“Eğer kış, ‘Bahar yüreğimdedir.’ deseydi, ona kim inanırdı?”

Halil Cibran’ dan … İnandırsana beni!

Küheylan’a…   

 

 

 

Sen de artık kanepem gibisin…

İki gündür tüm kafatasım zonkluyor. Dişlerim ve diş etlerim. İçimden hiç bir şey yapmak gelmiyor. Haftasonu sınavlarım var ve çalışmam gerek.

Fakat! Anlamakta zorluk çekiyorum.

Ve son dakkacı oldum bu sıralar.

Uyuyunca da geçmiyor,  öyle işte.

Acı yok. Boşluk var sadece.

Tuhaf bir boşluk  bu. Gittikçe büyüyen, genişleyen bi boşluk.

Keder yok.

Karanlık ya da aydınlık da değil.  Hiçlik gibi… Eve gelecek yeni mobilyalar için var olan tüm dekorasyonun yavaşça sökülmesi gibi…

Endişe az var ama… Sanırım boşluğa gelecek olanın yerini dolduramamasına duyulan bir his.

Ne kadar çok sevmiştim, rahat ve huzur vericiydi. Birileri geldiğinde sunmaktan keyif aldığım hatta. Uzandığımda içine çeken ve saran… Vazgeçmeyi hiç düşünmediğim. Kanepem gibi…

Yani sen de artık kanepem gibisin!

Yorgunum.

Başımın ağrısı artıyor. Sabah dolunay! Ve artık durdurulamaz, değişim saatlerine girdik. Devrilip evrilince neye benzeyecek sonuç acaba?

Belki de hastalanıyorum. Ve bu hissettiklerim birer sanrı da olabilir.

Yıldım ‘neden?’ demekten, anlıyor musun?

‘Tamam!’ diyorum, her neyse ve her nasılsa, ona!

Beski sen de beni, benim seni anlayamadığım gibi bir türlü anlayamıyor da olabilirsin. Ne tuhaf bir durum. İki anlama özürlü kişinin anlamsız ilişkisi. ..

Bi anlamı yok yani …

Oysa ‘Bu saatten sonra kim anlar beni?’

Ve İstanbul da kış ayazı var gece de…

Üşümediğin geceleri de borçlandın bana!

Artık anlama… Son kartı da çek ve yap! İçinden ne geliyorsa…👒

Screenshot_2019-09-11-09-46-03-1.png

“Sen taşı sularken…  Ne çiçekler vardı, senden su bekleyen.” Susuyorum. .. Sana. ..

Küheylan’a… 

 

Çok bilen çok yanılırmış!

 

Günler günleri kovalıyor.

Bir sürü sorunlarımız var.

Herkes kendine odaklanmış… Bu kolay olan gibi geliyor sana. Ama değil. İnan böyle devam ederse, sorunlarımız bizi kendince çözümlere götürecek. Ve şanslıysak, dudaklarımızda bir gülümseme olmaktan öte gidemeyeceğiz.

Dolunaya bir gün var. Hiç korkmuyor musun?

Oysa benim en büyük endişem senin dışında ki bir çözüme gözüm kayarsa idi…

Aslında çok gereksiz biliyorum.

Üstelik belki de gizli gizli kurtulma planları bile yapıyor olabilirdin.

Hani sen hep ‘biliyorum!’ dersin ya bana. Atalarımızın bir lafını hatırlatayım ben de sana ‘çok bilen çok yanılırmış!’.

Bence artık yanıldığımız gerçeğini kabul edip tokalaşma zamanı…

O masanın karşısına geçip, o poponu sandalyeye koyup,  külahını masaya çıkarma zamanı. Yani ‘git konuş bence!’ repliğine geçmelisin.

Çuval çuval incirleri heba edeli çok oldu zira. Endişem incir değil velev ki…

Bu bir dolunay sevgiliCan.

Evim ve ailem olmasını ne kadar arzuladığımı biliyorsun. Sorun değil, bunlar sen değilsen. Sen bunlar olmak istemiyorsan.

Miş gibi yapmayalım.

İhtiyacım var ama muhtaç değilim. Anlıyor musun?

Bir kuş tüyüne, bir mucizeye bakar aile ve ev sahibi olmam.

O halde bu dolunayda dileğimi değiştiriyorum.

Dileklerimden ve cümlelerimden adını ayıklamakla başlıyorum.

“Herkesin yolu layığına açık olsun!” diyorum.

 

Oysa şuan ihtiyacım olan tek şey,  saçlarımı okşayan parmakların… İle uykuya dalmam!

Screenshot_2019-11-05-02-27-14-1

“İnsan bir uçurumun kenarına varmadan kanatlanamaz.”

Küheylan’a…

 

Farketmek acıydı ama gerekliydi!

Sol dizimin sızısı!

Geceleri daha çok artıyor. Yalnızlıktan olabilir mi? Ya da sessizlikten… Belki de karanlıktan!

Oysa tüm geçmişimi ve geçmişteki kendimi bağışlamıştım. Vicdanımdan af da dilemiştim.

Şu anda sahip olduğum bana ve tüm olanda emeğine bulunan kişi ve olaylara, destegi geçen her bir kimseye şükranlarımı iletiyorum. Çünkü ben dediğim kişiyi inşa eden her dokunuşa, her söze,  her bakışa teşekkür ederim.

İyi ya da kötü değil ve bu kadar basit de değil elbette. Ben sadece bilerek ya da bilmeyerek acıma neden olan herkesden bir özür diliyorum. Bana da bir özre borçlu olduklarını da düşünüyorum.

Önce kendileri için… Akabinde benim için… Bu hesapları yapıp kapatmaları icin…

Eşit davranmalari değil ki beklediğim! Sadece adaletli bir dünyada yaşadığıma inanmaya ihtiyacim var, hepsi bu!

Bir an, biliyorsun… Bir an! Varsın ve bir an, artık hiç yoksun. Bunu bilmene rağmen kaçmaya devam edemezsin. Özellikle hesaplaşmaları yapmadan, kaçmaya devam edemezsin.

Neye sahipsen, herşeye ve kendine, ki ben de bu butunu olusturan bir halkayım.

Tıpkı seni tanıdığımda ilk kaybettiğim sol ciğerimin … ve… Son birlikteliğimize  sebep olan sol dizim gibi… Sen de bu solumda olan sorunların, nedeninin tamamı olmadığın gibi… Nedenlerimi oluşturanlardan bir halkasın sadece.

Adil olmanı istiyorum.

Sağ dizinin üstüne çöküp benden özür dilemeni; her şey için!  Sonra ayağa kalkıp sol omzumdan öpmeni!

Sadece yapılması gerekeni yapmani! Hepsi bu!

Adil ol.

Hatırla: Eğer hayatıma girmeseydin, her şey ve her gün aynı olacaktı. Solumda olan tüm hücrelerim sayende yaşamın içinde. Ve elbette solum için teşekkür ederim tekrar.

“Farketmek acıydı ama gerekliydi.” Christy Brown

Screenshot_2019-10-28-16-28-33-1

“Bu kadar çok insanın hayatta hiç bir yere sığamamasının nedeni, fırsat kapıyı çaldığında arka bahçede dört yapraklı yonca arıyor olmalarındandır.” Walter Chrysler

Küheylan’a…