Kader, gayrete aşıktır!…

“Bazen bir şeyi gerektiğinde bırakabilmek zor iştir. Onu bırakabilmek de bir beceridir. Eğer bir şeyi zorla tuttuğunuzda, ulaşmak istediğiniz şeyi engellediğini görüyorsanız, o zaman onu özgür bırakmalısınız. Eğer yanlış bir şey yapıyorsanız, o zaman buna son vermelisiniz! Eğer kendinize ve başkalarına karşı dürüst davranmıyorsanız, bu hilekarlığı hemen durdurmalısınız!” Konfüçyüs 

Zor! Senden vazgeçmek hayatta yapabildiğim en acı verici seçimdi. Kaderim olduğunu bilerek, zayıflıkmış gibi gelen b şıkkını uygulamaya koymak çok zamanımı aldı. Acımın hafiflediğini keşfettiğimde, bu duyguya değerdi:

Özgürlük!  Sensizlik sanmıştım… Oysa kendimi senden almak, seni benden uzağa fırlatmak demek değilmiş. Tam tersi, iradeyi devreye sokmakmış… Payıma düşen olmadığımı anlattım kendime… Sen seçtiğimdin! Beni seçmeyi sana bırakmaktı, vazgeçerek senden…

Son vermek! İçime sinmeyen, yakıştıramadığım davranış modellerini benimsemeye zorlarken kendimi, utanç duyuyordum seni sevmekten! Senin beni sevme şeklini eleştirir olmuştum. Yanlış hissediyordum ve bu his sadece bana aitti! Bilmediğim gibi sevmekyi durdurmaktı, vazgeçerek senden…

Hilekarlık… Aslında yanlış bir şeyler olduğunu biliyordum… Senden kaynaklanmalıydı… Öyle ya… Ben kendimi sana sevdirmekle uğraşıyordum, bir hile olabilir miydi bu? Sanırım evet! Kendim olmayı erteleyip, istediğini varsaydığım olmaya çalışmak; sana da, bana da yalan söylemekti. Affet! Sadece ben olarak karşında durmaya utandım… Ben beni bağışladım, sen de beni affet olur mu?

Yıllar kadar eskimiş, çöller kadar kurumuş, sabahın köründe kürek sallamaya başlamış bir işçinin paydos zilinde ki kadar terlemiştim…

Kırgınlıklarımı susarak, olmazlarımı küserek, yapmazlarımı yalancı sevinçlerle gölgeleyip seni kandırmaya kalktım! Oysa en büyük aldanmayı ben yaşadım! Beni yanılttım! Seni yanıltmaya yeltendim. Ve sen bunun bal gibi farkındaydın… Bunca şeye rağmen, belki sen de kendi yalanına kulp oldun.

Şimdi sevebilirsen; bu gerçek beni sev!

Şu an istersen, bu özgür doğal yaşam yoluma tali yol aç, beraber yürümeyi teklif et!

…..

Screenshot_2019-10-01-21-17-17-1

“Tabi ki Tanrı beni affedecektir; Bu onun işi…” HH

Küheylan’a…

Reklamlar

Vaktinde firar; zaferdir!…

“İnsanlar sevilmek için kusurlarını gizleme gereği duyarlar. Ama kimse, zaaflarına, zayıf anlarına, hatalarına tanık olmadığı birini gerçekten sevemez!”

Saklanmadan, saklamadan, olduğum gibi… olduğun gibi… Ben deniyorum, biliyorsun! Sen de yapabilir misin?…

Kafamda deli sorular; sana… bana!…

Bir kitaptan alıntı: “…… Anormal olanı normalleştirip, kaçma güdümüzü kaybederiz. Eğer vahşi doğamız bir şey ya da biri tarafından yaralanmışsa uzanıp yatmayı ve ölmeyi reddederiz. Bu yarayı normalleştirmeyi reddederiz.

Vahşi kadın, doğası gereği hareketli ve zekidir. Eğer biri ya da bir şeyler sizi iç güdülerinizden koparırsa kaçma gücünüzü de kaybedersiniz. Yapmayın! Eğer yolunuzu kaybettiğinizi düşünüyorsanız tutsaklığı  reddedin. Sizi tutsak eden her ne ise… Her kim ise reddedin. 

Beğendiğiniz topraklarda koşun, dilediğinizce havlayın, var olanı alın, etrafınızda ki her şeyi keşfedin! Kırmızı ayakkabılar hayallerinizdir, onlarla dans edin ama o ayakkabıların ellerinizle yaptığınız ayakkabılar olduğuna emin olun. 

Ve artık yaşam dolu bir kadınsınız. Siz bir dişi kurtsunuz, doğanızı ne yaşarsanız yaşayın, unutmayın.” -Kitap adı: Kurtlarla Koşan Kadınlar-

Toplumsal ve ahlaki ve dini kuralların ötesinde doğamızı hatırlamak! Doğamızı kabule geçmek. Kabul ettiğimizi serbest bırakmak. Yaşamayı seçtiğimizin sorumluluğunu almak. Herkese, her şeye ve en önemlisi kendine rağmen; mümkün mü?

Özgür olmak ve sevmek; aynı anda mümkün mü?

Gittiğim yolda hep sana varmak… Bana çıkan yollar inşa etmen mümkündü!

İşte o mümkünlerin kıyısındayız!

Screenshot_2019-10-04-19-22-48-1

“Bütün masalların kulağına dolduğunu düşle; Süleyman’ın kuşları ellerine uçuşsun, izin ver!”

Küheylan’a…

 

Her nasip vaktine esirdir!…

“Samimiyetle elimizden geleni yaptığımızda, yapamadığımız yerleri bizim için tamamlayan ilahi plana güvenmek ve tamamlanmaya şükretmek; mucizevidir!”

Bunu keşfettiğimde, rahatladım. Her şeyi tek başımıza yapmak zorunda değiliz. Elimden geleni yapmak, zaten yapabileceğimiz tek şey aslında! Ve bu; ne büyük bir mucize… Öyle!

Ve sen, en sevilen! Sen benim hayatımın en büyük mucizesini gerçekleştirmeme sebep olan! Sen, en sert öğretmen! Sen, en mükemmel hazları yaşatırken, en derin acıları da tattıran! Sınırlarımı bulduran, korkularıma rağmen esnemeye güle oynaya gidip, salya sümük yeni tali yollardan bilmediğim o kurak vahalara vardıran! O kuraklıkta kaybolduğumu sanırken, beni kendime bırakan! Her adımın, her sesin, her nefesin sadece bana ait olduğunu keşfettiren! Yalnızlığımla tanıştıran, özgürlüğümün koynunda huzura vardıran!

Kendi topraklarımı ve yaşamımı bulduklarım ile özgürlüğe çeviren! Sevmeyi ve sevilmeyi böylesine derin, böylesine yumuşacık öğreten… An’ımı neşeye çeviren!

Sonsuz mutluluğun bir illüzyon olduğunu, ruhun esnemeye, merkezlenmeye ihtiyaç duyarak, daima yol aldığını deneyimleten sevgili! Sana ve seni bana yazana; şükürler olsun!

Ki, sanılanın aksine belki hiç kavuşmayacağız! Ne yazık!

Ama seni sevmekle başladım ben, kendimi sevmeye… Yaşamı sevmeye… İlahı sevmeye… Kaderimi sevmeye… Sabah gözümü açtığımda penceremden gülümseyen bir hayat olduğunu bilmeye… Kuşların cıvıltılarıyla sabahı selamlamaya… Yeşili, yaprağı, toprağı, börtü-böceği ve tüm insanı; seninle hissettim!

Ben yalnız değilim. Hiç bir zaman da değildim. Düşüncelerim ile tüm insanlık ile iletişimdeyim. Bu da mucizevi.

Yaşamın bir rengi var, bir kokusu ve bir sesi…

Beni unutamaz ve benden vazgeçemezsin… Bunu bilmek endişelerimi yok edendi. Çünkü ben her şeydeyim, her gördüğünde… Her duyduğunda… Her tattığında!

Artık senin için istediğim tek şey var: Şifalanıp, dengelenmen! O dengede benimlesin, o şifada bana gelirsin. Ne zaman istersen, ne zaman hazırsan… Belki bambaşka bir boyutta… Belki bambaşka bir bedende…

Şimdi sor kendine: “Doğrularımızı yaşamak için bir orta yol bulabilir miyiz?”

Acele etme, cevabı yüreğinde bulacaksın! Ve o cevap seni bana kavuşturacak…

Minik bir hatırlatmanın yarısı sana: “Hazır olanının şevkini kırmayın!”

Ve diğer yarısı bana: “Hazır olmayanı da zorlamayın!”

Screenshot_2019-09-30-13-57-38-1

“İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı, onu bağırmaya zorlayan acısından çok daha ağırdır.” FF

Küheylan’a…

Yol beni evime götürür daima…

Sevilen ve güvende olmaktır, evde olmak!

İşten izin almaktır… Doktordan rapor almaktır… Bir yıl çalışıp, hakkın olan tatil süresinde olmaktır. Hafta içi çalışıp, görevmiş gibi sosyalleştiğin cumartesinden farklı, pazar öğlen sonrasıdır… Uzun keyifli kahvaltı yapmaktır. Kızarmış patates, sucuklu yumurtalı kahvaltıdır. Fırından aldığın taze ekmek ile güne başlamaktır.

Yağan yağmuru seyretmektir. Bir demlik çay daha demlemektir. Sabah makineye attığın çamaşırları asmak ve yayılan koku ile mest olmaktır. Bir sürü gömlek, pantolon ütülemektir.

Yüzüne maske sürmek, türk kahvesini höpürdeterek içmektir. Küllükte biriken izmarittir… Yattığın gecelikle, üstüne aldığın sabahlıktır… Yatağı toplamamaktır; dilediğinde tekrar içine girmektir.

Bankaların, alacaklıların aramadığı gündür, öyle sanmaktır. Caddeden geçen araba seslerinin azalmasıdır. Telefonunun susması, mesajlarının kesilmesidir evde olmak. Evde olmak; es’tir. Bir nefes’tir!

Bazen yalnızlık, bazen kalabalıklaşmaktır. Bazen özlediğinin, özlenmesine gerek duymamaktır. Sırtını dayamaktır. Sıcaktır.

Fırından gelen hamurişinin kokusudur. Güneşin pencereden odana süzülüşüdür…

Kendinle yaptığın konuşmalardır… Alınan kararlardır, yapılan planlardır!

Hele bir de yol arkadaşınlaysan, cennettir!

Değilsen; düştür… Düşüştür, üşümüştür… Üzerini örtmeden ölüştür.

Kendine verdiğin sözlerden dönüştür!

Hırkanın cebinde ki söküktür.

Hüzündür…

Seyrettiğin filmleri, dizileri özümsemektir, “Öyle mi yapmalıydım?” “Böyle mi demek istedi?” dir… İrdelemektir…

Gidecek bir işinin olmamasıdır.

Arkadaşlarının, dostlarının kayboluşudur.

Ağlıyorsun diye sevdiğin adamın terkedişidir.

Ayağa kalkıp, yaralarını sarmaktır, silkelenip bir duş almaktır.

Tekrar yaşama katılmak için mola yeridir.

Müziği susturup, anahtarını alıp, kapıyı ardından kapatma çabandır.

Varlığına razı olmak, yokluğa sanrı duymaktır.

Sesini duyurmaya, içini boşaltmaya bulacağın yollara kavuşmaktır.

Bekleyenin olmasını dilemektir.

Beklenen sensin, gel desen de… Gitmeye kalkana bir çelme daha atmaktır.

Evde olmak!

Edit: “Evimsin!” demiş miydim hiç sana?… Belki içimden…

Screenshot_2019-08-31-21-45-42-1

“O gemi gelmedi İsmail abi, ben gidiyorum..” dedi biri bir replikte!

Küheylan’a…

Hep de böyleydim! Aşkıma sadık…

“Sen beni boşuna hiç kalbinin oralara koyma! Kollarını bana sarma; kalamam oralarda!”

“Beni kendi yoluna çağırma; benim gittiğim yolum başka… Gittiğim yer başka… yokuşlarım başka…”

Seni sevmemin nedeni, beni sevmen değildi. Beni hayatının içine alıp dünyanın en mutlu kadını yapmak istemen de değildi. Sevmesen, mutlu etmesen de seni sevmelere devam edecektim zaten. Çünkü sana dediğim gibi “seveceğimiz kişileri biz seçemiyoruz!”

Ama seninle olmak istememin sebebi; beni sevdiğine, benimle mutlu olmak istediğine, bana dünyanın en değerli kadını gibi hissettireceğine, içimde ki en iyi, en güzel ve en mükemmel insanı yaratabileceğine olan inancımdı. Keza senin için de bunların geçerli olacağına olan inancımdı. Bu konuda beni yanılttın.

Kişisel önem listende ilk üçte yer almadığımı anladığımda, paylaşma konusunda ketum, verme konusunda hasis davrandığında… Kurduğum hayallerin sadece anı hoşlaştıran bir gevezelik olduğuna inandığını anladığımda, gücendim.

Kendime gücendim. Kendime kırıldım. İnancımın bu kadar kolay örselenir olduğuna hayıflandım. Elini cebinden çıkarmadığın, elimi boşlukta bıraktığın, derdimi sevmediğin, gözyaşımı silmediğin, acıya duvar ördüğün de anladım.

Anladım ki, bir heves, bir keyif, bir zaman geçirme aracıydım senin için… Ben ise senin ödülün olarak kabul gördüğümü sanırken hem de… Onca yıl, onca zaman, onca neşe içinde, senaryoya uyum sağlamaya çalışan acemi bir aktörmüşsün!

Şimdi diyorsun ki “Gel!”

Nereye geleyim? Monodramdan melodrama devam etmeye mi?

Hayır!

Senin senaryonda ‘misafir oyuncu’ kimliği ile rol kesmeye mi?

Hayır!

Sinsice gelip, oyununu tarumar etmeye mi?

Belki…

Bizi yerle bir etmeye gücün yetmedi de beni mi alet edeceksin?

Gelirsem eğer, tek başıma gelirim! Sensiz ben olarak gelirim. ‘Biz hiç olmadık ki’yi ispata gelirim! Bunu yaşamaya gücün yeter mi?

Gelmezsem de anla; seni seviyor ve sevmeye de devam edeceğim: Biz diye bir ütopyaya çekilmeden…

“Bırak bu işleri, yat aşağı…” ile “Su çok güzel, gelsene!” arasındayım, ya sen?

Screenshot_2019-09-24-14-09-58

“Zoruna gittiğini duydum.

Güzel yer, ben de gitmiştim!” diye yazan şaire selam olsun…

Küheylan’a…

Dikenin itibarı gül sayesinde…

“Var mı şimdi başka biri? Onu bana benzettin mi? Ne yaparsan yap; o ben olmaz, parçaları sana uymaz!

Yok ki senin bir yedeğin; Kötü kedi Şerafettin! Söyle nasıl kıydın bana? Hem canımdın hem ciğerim!!

Kendimi bulamıyorum, ge-ri a-la-mı-yo-rum! Ben her gece rüyalarda hep sana hak veriyorum…”

En çok neyi özleyeceksin, biliyorum.  Bu kadar fütursuz, bu kadar en derinden ilk kez sevilmeyi…

Bir milim değişmeni istemeyen ben ama beraber dönüşmek için uzattığım elimi tutmaya korkan sen,  kolumu uzatsaydım nasıl biri olacaktım ikileminde, korkudan parmaklarını bile yumruk yapıp hırsla cebine yerleştirmiş ki kelepçeli para çantası taşıyanlar gibi, kessen bileğinden çıkmaz o cepten eli… “O seçimi yapsaydım neye dönüşecektim?” diye hep merak edeceksin… “Yapmadım ama sor bakalım niye?” diyen tarafın, gerekçelerine tutunacağına elimi tutsaydı; nasıl biz olacaktık, sana anlatırdım,  merakın korkunu yenebilseydi eğer.

Sen uzanan o eli tutmayarak, ben o eli sana uzatarak seçimlerimizi yaptık. Zaman yol alma zamanı, çok oyalandım sende ki kararının belkiye dönüşmesine. ..

O el cebinden hiç çıkmadı!

Peki…

O herkesin ilk sevgilisine benzer yüzümle, bakışlarımı alıyorum sırtından, ben’imden çıkıyorum usulca… Hep eksik kalacak sevgileri inşa ettim sana, kürek kemiklerinin arasında… Ürpereceksin, arkamı döndüğüm anda…

Hiç bir sevi ısıtmayacak seni bundan sonra, sırtında hep bir soğukluk olacak. O boşluk benden sana hatıra. ..

Uyurken bundan sonra, sırtını hep ört, Kötü Kedi Şerafettin!

 

Screenshot_2019-10-13-12-00-40-1

“Beni çıkardığında anlamın bozulmuyorsa, bundan sonra ayrı yazılalım.” diye okudum S.K.’dan…

Küheylan’a. ..

Belki de kırılmasaydık, yeşillenmeyecektik!

Hepimiz hata yaparız, yanlışa düşer, yüreğin sesine kulaklarımızı tıkarız. Kaosun başladığı yerde ilk yapman gereken; durmak. Biraz soluklanıp ve dinlenmek!

Aldığın nefes ile, yüreğine bağlan… Kendini merkezine al, ayaklarını sağlam bas toprağa… Bir nefes daha… Dinle. Duyduğun yaşamın ritmi! Omurganı düz tut, aç kollarını iki yana… Bir nefes daha… Aç gözlerini ve bak ufuğa… Gördüğün gideceğin yol… Ve o yola atacağın ilk adımla al son nefesini ki yepyeni kaderinin ilk nefesi olacaktır aslında.

Şimdi sadece yürü, başın yukarıda. Duyuyor musun? Evren sana yardıma koşuyor, gümbür gümbür çarpan ruhuna! Artık soru sorma! Yürümeye devam et yalnızca…

Hayat ve senaryon için sahne düzenleniyor, her şey karmakarışık, anlamsızca… Ama sen devam et! Spot ışığı altına…

Vardığın yere ulaştığında her şey müthiş bir ışıkla karanlıkmış gibi gelecek sana! Ve alışınca gözlerin o ışığa, sakince bakın etrafına. Hatırlayacaksın her şeyi, panik yapma. Yüreğin sufle vererek yardım edecek sana, daima! Kulağın onun sesinde olsun, heyhat sen de repliklerini anımsa…

Bak sahnenin kenarından biri yürüyor sana, uzat elini. Seslen ona: “Merhaba!”

Hey! Gülümsemeyi sakın unutma!

“MERHABA!”

Screenshot_2019-09-06-10-03-47-1

“Gün içinde seni merak eden, o gününün nasıl geçtiğini soran, çözemediğin bir sorun olduğunda seninle birlikte akıl yürüten ve seni merak eden birinin olması büyük şans!” diye yazmış birileri… Şansı tepiklemeyenlerden olun ha!

Küheylan’a…