Öyleyse Ayağa Kalk!/ *Burnt (2015)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Yaratmak İçin Kırılmalısın!”

Nick Cave ve Nicholas Lens, söz ve beste için bir araya gelip opera tadında bir eser meydana getirmeleri, Covid 19 tecridinde mümkün olmuş. Yukarıdaki videoda, 12 eserden biri olarak sunuma açılmış. Albüm, Aralık 2020 de piyasa sunulacakmış. Üretenlerin, her koşulda ortaya koyabileceği özgünlüğü ile içimizde ki çocuktan sevinç talep etmiş gibi... Birlik ve bütün ile ruhuma şifa oldu, sanki… Şifa olsun sana da!

Edit: Albüm hakkında link bıraktım: mavi isimlere tıkla.

Yazmak; silah kullanamayanların intikam biçimidir.

Ömer Söztutan

Olana şükür ile gelecek olanın sevinçli haberini almış kadar umutluyum. Hayal kuranları hep sevmişimdir. Zaman zaman hayaller içinde yüzdüğüm gerçeğini de kabul ediyorum. Velhasıl çıktığım yola artık kendimi adıyorum. Bu yolda kolaylık, sabır ve sebat diliyorum kendime, zarifçe.... Terkedilmiş değildin ki, öyleyse ayağa kalk!

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Burnt (2015) : Komedi/dram türünde, 2015 de vizyona girmiş, Michael Kalesniko’nun bir hikayesinden uyarlanmıştır. 101 dakikalık yapımda oyuncu listesi tanıdık bildik yüzler ile sıcak bir his verdiği de doğrudur. Kişisel krizlere tanışık ve yemek konusu ilgini çektiğimden; Bradley Cooper karakter ve oyuncu olarak yakın hissedip, merakla filmi izledim.

Beklentiye girmeden, esas oğlanın yeterli performansı ve renkli kadronun samimiyeti ile pişmiş bir filmi dibi tutmadan izleme fırsatın var.

Gel, hazırla teferruatları, salı akşamına bir renk de aşçının kariyer çukurundan zirveye çıkışının macerasını gülümsemeli izleyerek gelsin?

Aslı’nın Film Önerisi…

Gerçi itiraf ediyorum, sesini çıkarmamaya inanmıyorum. Belirsizlik, en iyi ihtimalle, yanlış anlama ve utanca yol açar; en kötü ihtimalle, başkalarının onları sizin açınızdan algıladıkları herhangi bir güvenlik açığından yararlanmak için fırsat verir.

Sarah Haywood

Bu konuda hemfikrim! Utancımla yazıyorum burada…

Küheylan’a…

Schrödinger’in Kedisi Kaçmak İstiyor Kutudan!/ *Transcendence (2014)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

Schrödinger’in Kedisi ve Ben!

İnsanlığın hayatta kalması, birlikten aldığı güç ile mümkün kılınabilir. Ve insan birlik için, bağlara gereksinim duyar. Sevgi bağına ve aidiyet hissine. Yaşam, diğerleri ile bağlantıda olduğunda var olur. Var oluşu hissedebilmek için de iletişime ihtiyaç duyar.

Tıpkı Schrödinger’in kedisi gibi; var olmak gerçekliğime sahip olmak için, gözlemleyen sana sahip miyim? “Açılan kutuda beni gördüğünde varım. Ben buradayım!” demek için diğerine; ama benim orada olduğumu gerçekten merak eden hatta orada olmamı dileyen, isteyen birine olan ihtiyacım, yaşamda var oluşumu ispatlıyor!

Anlasana, senin için olmadığım anda; yok olmaya başlamam bu yüzden… Kendi varlığımı kanıtlamaya çalışmamı görmezden gelmenin yokluğu ile ölüyorum, burada yazarken!

Edit: Kuantum deneyi olan paradox “Kedi kendini gözler” ya da “Çevre kediyi gözler” mantığı ile özetlenebilir. Link bıraktım, meraklısına…

Müzik için seçtiğim video, kaynak linkinde şarkının oluşumu ve sözleriyle ilgili açıklayıcı bilgiler ile içinize dokunan duyguların kaynağına yolculuk yapma şansı yakalatabilir. Tekrar tekrar dinleyerek kaybolmaya da başlayabilirsin; dikkat şeysi yani.

Hatırlatma! Mavi yazılar açılan linklerdir, tıkla!

Kış gelmek üzere… Oysa ki gönül, kışa girmeye hazır değil…

Nazım Hikmet

Bir varmış, bir yokmuş… Acı verici! Ya hiç bakma benden yana ya da kaçırma göz bebeklerini dudaklarımdan… Kış geliyor, kurtar beni bu kutudan… Sevilebileceğim bir yer bulmak için kaçıp gitmek istiyorum çünkü ben!

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Transcendence (2014) : Türkçeye “Evrim 2014” olarak çevrilmiştir. Bilim kurgu ve dram türünde, 2014 yılında vizyona girmiş. Distopik ve fütüristtik bir kurgu ile adaylıkları ile bir ödülü almayı da başarmış. 119 dakikalık, Wally Pfister ilk yönetmenlik denemesi ve o yıllarda fazla abartılı bulunduğu ile ilgili olumsuz eleştiri almış. Jonny Deep ve bir çok bilindik yüz ile şahane bir bilim kurguydu.

İnsan duyguları, mantıksız çelişkiler içerebiliyor. Birini sevebiliyor, ama yaptıklarından nefret edebiliyor. Bir makine bu dengeyi bulamaz.

Transcendence (2014)

Suikasta kurban giden yapay zeka üzerinde çalışan bilim adamını ölmeden bilgisayara bağlayan karısı ile yaşadığı ilişki ile tüm dünyayı evrimleştirme sürecine sokacak kadar yapay zekanın gelişmesine sebep olmasını konu alıyor. Elbette en güvendiği insan ile bir makineyi alt eden yine insan oluyor. Ya da bir aşk, koca dünyaya kafa tutup birlikte olabilmenin bir yolunu bulabiliyor! Son zamanlarda yaşanan olaylara dokunan enstantaneler de çok ilgi çekici!

En sevdiğim sayı 19 ve pazartesi gününe yakışsın bu sefer… Hadi izleyelim, ben dizine yatsam olur mu? Kaçıp gideceğim bir yer deyince aklıma dizlerin geliyor ve parmak uçların…

Aslı’nın Film Önerisi…

Bir dik duruşun, kaç yenilgi, kaç gözyaşı, kaç kalp ağrısı, ettiğini bilemezsiniz…

Frida Kahlo

Oysa ben, kaçıp gitmek istiyorum sadece!

Küheylan’a…

Boş Sayfalarda Umut yok!/ *The Theory of Everything (2014)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Ve Sessizlik En Zor Kısmındı…”

Bir süredir görmediğim yüzünü özledim, diyen müziğin sözlerinden; güneş pırıltılarında bal rengine dönen gözlerini gördüğüm ve çok şaşırdığım o sabaha kadar gittim… Son kez bakmışım meğer, o bal rengini ilk keşfettiğim gözlerine…

Bir bekleyenin olmalı;

Sen kendinden vazgeçsen de,

Senden vazgeçmeyen…

Necip Fazıl Kısakürek.

Vazgeçtiğimim kim olduğuna artık pek emin değilim. Çünkü fark etmiyor o boş sayfalar!

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Theory of Everything (2014) : Biyografi, romantik/dram türünde, 2014 yılında yayınlanmış, fizikçi Stephen Hawking ile karısı arasındaki ilişkiye odaklanan konusu ile adaylıkları ve ödülleri bol bir fil olarak çok övgü aldı. Müzikleri ide epey beğeni alıp ödüller ile evine döndü. 123 dakikalık yapımın eleştirmenler tarafından tam not aldığını da belirtmek isterim.

“İnsan çabasının sınırları olmamalı. Hepimiz farklıyız. Hayat kötü görünse de, her zaman yapabileceğiniz ve başarabileceğiniz bir şey vardır. Hayat varken, umut vardır. “

Stephen Hawking

Umudu bu film ile bulmaya çalışma çabam komik görünebilir. Pazar akşamına en çok umut yaraşır deyip, sen yine de izle bakalım; yapabileceğin bir şey var mı? Sonra düşün, olur mu?

Kimse sormadı ne kadar yorgun olduğumu. Herkes bende dinlenmek istedi…

Gore Vidal

Artık kapattık!

Küheylan’a…

Ne Halim Varsa Göreyim!/ *Genius of the Ancient World (2015)Buddha-Socrates-Confucius

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Ama Şimdi Beni Arıyorsun!”

Ama ne diyeceğimi bilmiyorum. Hep acıttıkların geliyor aklıma.. Ve umursamadıkların… Her şeyi düzeltmeyi o kadar çok istiyorum ki… Sonra birden aklıma geldi: İçin için beni seçebilmeni istediğimden çabalıyor olabilir miyim? Bu daha çok acıttı canımı ve en çok! Lütfen artık çık aklımdan!

Arzu ettiğim hayatı seçemiyorum çünkü ben. Çünkü ben öyle seçimler yaptım ki hala onların bedelini ödüyorum.

Biliyor musun çok istemiştim; artık seni değil… Ve kazandım! Ama mümkün olmadı; yine! Yine! Yeniden! İçimde patlayan hava fişek deposundayım: Hep içime patlayan!

Artık yeni bir yol belki…

“Bir şeyin -bu bir nesne, kişi ya da tanrı olabilir- tecrübesine maruz kalmak, bu bir şeyin bir kadermişçesine başımıza gelmesi, bize çarpması, bizi etkileyerek dönüştürmesi demektir.”

Heidegger

Ben artık dönüşmek istemiyorum!

*Aslı’nın Dizi Önerisi…

(Dizi adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Genius of the Ancient World (TV Mini-Series 2015) : BBC Belgesel serilerinden olan seride Bettany Hughes, antik çağın en büyük filozofları; Buddha, Sokrates ve Konfüçyüs temalı, Hindistan, Yunanistan ve Çin seyahatini konu alır.

  1. Genius of the Ancient World (2015) Buddha: Tek sezonun 1. bölümdür. Konu: Prens Siddhārtha Gautama, saraydan ayrılıp, halkın sefaleti  için Hindistan’ı dolaşıp, kast sistemi ve aydınlanmayla ilgili düşüncesini paylaşmıştır. 58 dakikalık, belgesel türünde yapım, Hindistan seyahati ve Buddha temalıdır.
  2. Genius of the Ancient World (2015) Socrates : Sezonun 2.bölümüdür. Konu: Atinalı filozof Socrates, Batı felsefesinin kurucularından biri olarak kabul görür. İnançlarını açıkça savunduğu için infaz edilmesi bir trajedidir. 58 dakikalık, belgesel türünde yapım, Yunanistan seyahati ve Socrates temalıdır.
  3. Genius of the Ancient World (2015) Confucius : Sezonun son yani 3.bölümüdür. Konu: Sosyal, politik ve etik felsefi yaklaşımlı ilk Çinli düşünür Konfüçyüs, Çin’in kaotik İlkbahar ve Sonbahar dönemi olarak kabul edilen zaman aralığında yaşarken; uyumun bilge hükümdarların ilerletilebileceğine ve sağlanabileceğine inandı. Yenilikçi bir öğretmen olarak, ahlaki mükemmellik ilkelerini Çin’in seçkinlerine aşılamaya çalışır. Felsefesi, Çin kültürünün temelini oluşturur. 58 dakikalık, belgesel türünde yapım, Çin seyahati ve Konfüçyüs temalıdır.

Biliyorum bugün cumartesi ama biraz tarih, felsefe ve bilgi ile kendimize dönük enerjileri bu tv serisi ile değerlendirelim istedim. Hadi, bir nefes almak niyetiyle, izleyelim…

Aslı’nın Dizi Önerisi…

Kimi gittikçe kalır, kimi kaldıkça gider…

Özdemir Asaf

Kalanlar ve gidenler…

Küheylan’a…

Gerçeği Biliyordum Ama Ancak Anlıyorum!/ *Only Lovers Left Alive (2013)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Seni Tutabilseydim… Cesaret Edebilseydim, Seni Kurtarabilseydim…!”

Bir mübalağa olabildim senin gözünde. Ve içimden gelmiyor artık, kafiye olsa bile söylemek sana. Belki bir dizin yeterdi şimdi, şuracıkta; şu başı dayamaya… Ve belki, sol elinin parmak uçları ile saç uçlarıma dolanmaya…!

“Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Ben de öyle. . .”

Cahit Sıtkı Tarancı

Cuma ve bu akşam yeniay ile yepyeni bir döngü başlıyor hayatlarımızda… Ve ben hala seni “yangından önce ilk kurtarılacaklar” listemde benden öncede yazıyorum! ya… Yapma, Ucuz Şövalyem…

Konu, sadece hayatta kalmak değil inan bana!

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Only Lovers Left Alive (2013) : Türkçeye “Sadece Âşıklar Hayatta Kalır” olarak tercüme edilmiştir. Fantastik, komedi/dram türünde, yönetmen Jim Jarmusch ve oyuncularına da adaylıklar ve ödüller getirir. 123 dakikalık süren film, müzikleri konusunda da beğeni ve ödülünü alarak evine döner. Eleştirmenler tarafından; Kripto Vampir Aşk hikayesi olarak adlandırmış.

Karanlık, müziğe ve tarihe bolca yer veren bu filmin aşka açtığı ya da açlığı ile izlemeni tavsiye ederim.

Aslı’nın Film Önerisi…

Kimdim ki ben senin gözünde? Yüzlerce arasında sadece birisi, sonrasız sürüp giden bir zincirde tek bir serüven halkası.

Stefan Zweig -Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Ve yüreğimi ezen bir kaç sessiz kelime!

Küheylan’a…

Bu Bir Ah Değil, Bu Bir Dua!/ *Beauty and the Beast (2017)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Sessiz Bir Fırtına da Oturup Boş Bir Yuva İçin Bekliyorum”

Bir perşembe daha… Ve nihayetlenecek bir hafta sonuna bakıyoruz umutla… Ki “bana ne yaşatacaksan; aynısını yaşa!” demeden kendimi alamıyorum. Bu bir ah değil, bu bir dua! Solumdan baktığımda en azından…

Filemin dolduğunu hissediyorum, en fazla bir kırgınlık, bir-iki ötekileştirme daha alır, sonrası, doldu denilip, sana teslim edip gidesim gelir… Sis dağılır. Yarın bir yeni ay! hepimizin hayrına olur…

Ama kollarım koptu taşımaktan…

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Beauty and the Beast (2017) : Fantezi/müzikal, aile türündedir. 129 dakikadır. Beauty and the Beast (1991) yapımının canlı aksiyon uyarlamasıdır. En pahalı yapımlardan biri olarak literature geçmiştir. 2017 yılının ikinci en yüksek gelir elde edilen filmi olmuştur. Müzikler Alan Menken e aittir. Yüze yakın ödüle aday gösterildi ve ondan fazlasını da evine götürmeyi başardı. Ayrıca devam niteliğini de barındıran “spin-off and prequel scenarios” denilen bir dizi için anlaşmalar yapılmış. (Terim ile ilgili link bıraktım: kısaca, hikaye ve karakterleri alarak yeni bir senaryo oluşturulması olarak adlandırılan yeni yapım terimlerinden.)

Gelelim 1991 yılının animasyon filminden ve 2017 yılı için yeni bestelenen; müziklere ve konuşan fincanlara ve o muhteşem kostümler ile edilen dansları seyretmeye… Hazır mıyız arkadaşlar?

Yıllara göre Beauty and the Beast masalının uyarlamaları ve içerik yazıları ile bıraktığım linkler:

*Aslı’nın Film Önerisi…

Gözlerinin gördüğünü yüreğinin gördüğüne değişiyorsan eyvallah! Yüreğinin gördüğünü gözlerinin gördüğüne değişiyorsan eyvah, eyvah…!

Celalettin Rumi

Ah ah…

Küheylan’a…

Artık Savaşmak İstemiyorsak?/ *Beauty and the Beast (2014)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Ama Bana İhtiyacın Olursa, Tam Orada Olacağım!”

“Bir kere ağladıysan üç kere gülecek, on yedi katlı binan yıkıldıysa on sekiz katlısını yapacaksın, elli beş kez düştüysen elli altıncı kez kalkacaksın. Bazı savaşlar böyle kazanılır.” denir de, artık savaşmak istemiyorsak nasıl olacak reis?

“Keşke insanlar güzelliğe düşkün oldukları kadar dürüstlüğe düşkün olsa…”

Konfüçyüs

Olmayacak şeylere emek harcamayacaksın diyorlar; olacağına yemin edebilirdim ki… Azıcık yorgunum, hepsi bu!

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Beauty and the Beast (2014) : En gerçekçi çekim ve senaryo ile ve benim de izlerken gözümü ekrandan ayırmadığım versiyonu bu diyebilirim rahatlıkla… İki küçük çocuğa masal anlatan anne ile başlayıp, masal bitiminde üstlerini örtüp, bahçeye çıkan ve gün batımında eşini öperek biten romantik yapım Fransız/Alman ortaklığı ve 2014 yılında yayına girmiştir. Uluslararası yorumları en olumsuz olmasına rağmen Fransa ve Japonya da gişe rekorları kırmıştır. Adaylık ve ödüller almıştır.

Animasyon olanı ya da fincanların dans ettiği uyarlamalarından daha iyi bir performansı vardır. Yine de 2017 uyarlaması, müzikal ve Hollywood yapımı olarak alkışı hak eder. (Belki de bir Avrupalı olduğum için toprak çekiyordur! Ben Fransız yapımı diyorum.) Fantastik, aile/dram türünde, 112 dakika sürer. Türkçeye “Güzel ve Çirkin (film 2014)” olarak çevrilmiştir. 

Yıllara göre Beauty and the Beast masalının uyarlamaları ve içerik yazıları ile bıraktığım linkler:

En sevdiğim versiyonunu açalım mı? Varsayımlı ve arzulu bakıştan çıkıp hikayenin doğru kısmına odaklanalım, film afişinden geçip, akan sahnelere bakalım… Sen yine de ara sıra kolumu çimdir.

*Aslı’nın Film Önerisi…

Senin için mücadele etmeyen insan, sadece gitmeni bekliyordur.

Bob Marley

E ben gideyim bari…

Küheylan’a…

Bunu Unutma: Hatırla Ama!/ *Beauty and the Beast (Tv Series 1987–1990)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Hadi Sen Git, Beni Yalnız Bırak Bu Akşam İyi Değilim..”

Attilâ İlhan

Oraya gitme demedim mi sana,
Seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?
Bir gün kızsan bana,
Alsan başını,
Yüz bin yıllık yere gitsen,
Dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma,
Demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
Onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
Senin duru denizin ben'im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
Senin kolun kanadın ben'im demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin,
Demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben'im,
Sıcaklığın ben'im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?
                   Mevlana Celaleddin Rumi

“Bunu unutma: hatırla ama…”

CELALETTİN Rumi

*Aslı’nın Dizi Önerisi…

(Dizi adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Beauty and the Beast  (Tv Series 1987–1990) : Orijinal hikayeden ilham alınarak senaryosu üretilen dizi 4 sezon devam etti, türü; bilim kurgu ve polisiye olarak belirlenmiştir. Dvd olarak 56 bölüm ile piyasa sunulmuştur.

New York şehrinin dehlizlerinde ki topluluklarda yaşayan aslan adam diye adlandırılan bir adam ile tesadüfen karşılaştığı bölge savcısı kadının, aralarında oluşan; dostluk, telepatik bağ ve aşk konu olur. Yayınlanan dönemde çok beğenilmiş ve ödüller de almış bu diziye “Güzel ve Çirkin” şemsiyesi altında yer vermesem olmazdı. Ancak bu dizinin sonunda Çirkin diye adlandırılan kişinin, toplumun bir güzeline dönüşmesi yoktur ve aşk, dostluk ile süregider şekille son bulduğu görülür.

Yıllara göre Beauty and the Beast masalının uyarlamaları ve içerik yazıları ile bıraktığım linkler:

Edit: Seçtiğim Video Beauty and the Beast (2017) Belle şarkısına aittir.

Akşamlar ve geceler için önerdiğim diziyi keyifle izlemeni dilerim.

*Aslı’nın Dizi Önerisi…

Sevgi basitti, karmaşık olan bizlerdik…

Frida Kahlo

Ama basit, kolay değildir.

Küheylan’a…

Okuma Gözlüklü Son Buluğ!/ *Beauty and the Beast (1991)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Bu Gece, Tek Yalnız Ben Olamam!”

Yaşlanmanın tanımı yapmış Doç. Dr. Şafak Nakajima : “Kollarımızı ileriye doğru ne kadar uzatırsak uzatalım, marketteki sütün son kullanma tarihini çıplak gözlerimizle okuyamayınca, bir zamanlar yaşlılara özgü sandığımız okuma gözlüklerini takmak zorunda kalırız.” Linki bıraktım, güzel yazı olmuş… Adına tıklaman yeterli..

”Kırk yaş, gençliğin yaşlılığı; elli yaş, yaşlılığın gençliğidir.”

victor hugo

Yepyeni bir haftaya başlarız ve artık dünden daha yaşlıyızdır… Işık gözünü almasın, zamanla alışırız nasılsa… Nerede olmak istiyorsan yüreğinde, umarım bu gece o yerde bu filmi seyredip, o yatakta uykuya dalarsın…

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Beauty and the Beast (1991) : Animasyon, romantik/fantezi türünde, 1991 yılında yayınlanmış ve ardından devam filmi niteliğinde 3 dvd film ile seri tamamlandı: Beauty and the Beast: The Enchanted Christmas (1997) ve Beauty and the Beast: Belle’s Magical World (1998) ve Belle’s Tales of Friendship (1999). Aslı’nda Jeanne-Marie Leprince de Beaumont tarafından yazılan, aynı adlı masal kitabının 1756 Fransa’sından uyarlamasıdır. Nisan 1994’te, Disney tarafından Broadway müzikali olarak uyarlanan ilk animasyon filmi oldu. Adaylıklarıyla ve kazandığı ödüllerle adından çok bahsettirdi.  Howard Ashman tarafından özel olarak bestelenen müzikler de ödüller aldı, ancak film yayınlanmadan 6 ay önce AIDS den öldü. “Belle” en sevilen operet’tir. (İçerik hazırlayacağım film, müzikal ve dizi önerilerimden birinde video olarak paylaşırım. Ayrıntılı linkler veririm, meraklıları için!)

TürkçeyeGüzel ve Çirkin (film 1991)” olarak çevrilmiştir. 2002 de “kültürel, tarihî/estetik açıdan önemli” etiketlenerek, ABD Ulusal Film Arşivi‘ne seçildi.

Edit: Devam niteliği taşıyan diğer 3 animasyon filmler için imdb linki için film adı üzerlerine tıklayın. Fransız yazar ve besteci için de isimlerine tıklayarak bilgi alabilirsin.

Yıllara göre Beauty and the Beast masalının uyarlamaları ve içerik yazıları ile bıraktığım linkler:

Bu ödüle doymayan, film ile haftaya başlayalım. Şans getirsin bana, sana ve hepimize! Su ve gülümsemek önemli; unutma!

Aslı’nın Film Önerisi…

Aşk bir rastlantı diye düşünüyorum, sonuç kime rastladığına bağlı.

İnci Aral -Sadakat-

Rastladıklarımızla bir yaşam inşa ediyorduk Aslı’nda…

Küheylan’a…

“Sen Cevapsın!”/ * Me Before You (2016)

Aslı’nın Mizik Seçimi…

“En Kötü Halini Göster Bana!”

Sevmelere doyamayan her partnerin ricasıdır. Çünkü ruhunu görmüştür senin… Ve o kucaklayıcı sevgisi ile çıkarır seni gölgelerden… İçinde ki çocukla aranı bile yapar bu ilişki… Herkeslere nasip olsun diye şey ettimdi.

"Bir kadın olmaktan bıktım,
Bıktım kaşıklardan ve postadan,
Bıktım ağzımdan ve göğüslerimden
Bıktım kozmetiklerden ve ipeklilerden.
Hâlâ masamda oturan adamlar vardı,
Sunduğum çanağın etrafını çevrelemiş.
Çanak doluydu mor üzümlerle
Ve kokusundan dolayı sinekler üşüştü
Ve babam bile geldi beyaz kemiğiyle.
Ama cinsiyetle ilgili şeylerden bıktım.
Geçen gece bir düş gördüm
Ve ona dedim ki…
“Sen cevapsın.
Sen kocamdan ve babamdan çok yaşayacaksın.”
Zincirlerden yapılmış bir kent vardı o düşte
Jan d’arc’ın ölüme erkek giysileriyle götürüldüğü
Ve meleklerin doğasının anlaşılmaz olduğu yerde,
İkisinden hiçbiri aynı cinsten yaratılmamıştı,
Birisi bir burunla, birisi elinde bir kulakla,
Birisi bir yıldız çiğnedi ve yörüngesini kayıt etti,
Her biri kendine boyun eğen bir şiir gibi,
Tanrı’nın işlevlerini yerine getirdi,
Bir insandan farklı olarak.
“Sen cevapsın”
Dedim ve girdim,
Uzanarak kentin kapılarının üstüne.
Sonra gevşetildi etrafımdaki zincirler
Ve yitirdim bilinen cinsimi ve son görünüşümü.
Adem benim solumdaydı
Ve Havva sağımdaydı,
Her ikisinin de mantık dünyasıyla uyumsuzlukları yüzünden.
Kollarımızı birlikte birleştirdik
Ve güneş altında gezinti yaptık.
Artık bir kadın değildim,
Bir şey ya da diğeri değildim.
Ah Kudüs’ün kızları,
Kral beni odasına getirdi.
Karayım ve güzelim.
Açıyorum ve soyunuyorum.
Kollarım ya da bacaklarım yok.
Bir balık gibi bütün bir deriyim.
Artık bir kadın değilim
İsa’nın bir erkek olmadığı gibi."
                   çeviri: Dilek Değerli - 
             Kilitli Kapılar / Anne Sexton

Sen de biliyorsun ki; ben kadın olmaktan gizli/açıktan hep onur duydum. Kendimi toplumun dışında bulmama neden olsa dahi ve sana olan muhtaçlığım bile buna engel değildi; biliyorsun! Ve işte sırf bu yüzden olsa da, içimin en kadim bilgisiyle onaylıyorum bu şiirin tüm harflerini….

*Aslı nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Me Before You (2016) : Romantik/dram türünde, 110 dakikalık yapım; Jojo Moyes’un 2012 de yayınlanan aynı isimli kitabından sinemaya uyarlamadır. Türkçeye Senden Önce Ben” olarak tercüme edilmiştir. En genç İngiliz Tiyatro yönetmeni olan Thea Sharrock‘nın ilk sinema denemesidir.

Trajik bir hikayenin, romantizm ile hayata tutunmasını anlatan bir film. İnat ve inançla “Bugün kendimi iyi hissediyorum” demesini bekleyen, sadık ve şefkatli bir sevginin azmi ve gelinmiş sonun daha fazla ertelenememesi de diyebiliriz; sanırım! Mutlak son, daima kötü sonuçlanmayabilir... Fazla tüyo yok bu sefer…

 İzlenecek: izle. Emir, geceye bu filmi izlettirir bence…

Aslı nın Film Önerisi…

Tek bir gül, benim bahçem olabilir.. Tek bir arkadaş, tüm dünyam..

Leo Basgaglia

Dünya’m…!

Küheylan’a…

Her Neyse…/ *Driving Miss Daisy (2014)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

Eskilerden Bir Cumartesi…

Soğuk konuşmalarında içimden bir şey kopardı… Diyor şarkının sözleri ya. Favori eski sevgilim! diye de devam ediyor! Eskidik biliyorum da eski olmak… Sen benim daima favorimsin ve umarım eskimeden yepyeni kalabilmeyi becerebiliriz: şu uyarlamalar ile tekrar – tekrar can bulan filmler gibi… Ve sen, beni boşver; çek artık o tetiği, çünkü ben hazırım!

Günler gitgide kısalıyor, yağmurlar başlamak üzre. Kapım ardına kadar açık bekledi seni. Niye böyle geç kaldın?

Nazım Hikmet

Ve bazen senin vaktin onun vaktine denk düşmez… Her neyse… Öyleyse öyledir!

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Driving Miss Daisy (2014) : Oyun yazarı ve senarist Alfred Uhryye ödüller kazandıran 1987 yılında prömiyeri yapılan, aynı adlı Tiyatro oyununun sinemaya uyarlaması 1989 yılında “Driving Miss Daisy (1989)” olarak vizyona girmiştir. Bu sefer, 2014 yılında, Amerikan/Avusturalya ortaklığında tiyatro prodüksiyonu olan yapımın filme alınmış bir performansı olarak seyirciye servis edilmiştir. Dram/komedi türündedir. Yönetmenliğini David Esbjornson yapmıştır. Türkçeye “Bayan Daisy’nin Şoförü 2014” olarak çevrilmiştir.

90 dakikalık yapımın konusuna gelince; Güneyli yaşlı annesine, şoförlük yapması için görevlendirdiği zenci çalışanı ile annesi arasında oluşan ilişki dinamiklerini anlatır. 25 yıl süren bu ilişki dostluğa döner. Ötekileştirdiğimiz diğerini tanıyınca; anlamaya, anlayınca; değişmeye başlarız tarzında da özetlenebilir.

1989 yapımı film içeriği için de link bırakıyorum, “Driving Miss Daisy (1989)”

Haftasonuna yakışır dedim bu prodüksüyonu seyretmek. Al yanına abur/cubur otur izle, geçmişi düşünme, her şey geçer; üzülme!

Aslı’nın Film Önerisi…

“Seviyorum içimdeki alıngan ama haylaz çocuğu: Sever, Kırılır, Küser, Hayata omuz silker, Ama göz ucuyla hep bir gülücük bekler…”

La Edri

Sadece bir gülücüktü; beklenen…

Küheylan’a…

Sevinçli Arzum; Avuçlarımda!/ *Emily in Paris (TV Series 2020)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

Gelirdin Değil mi?

“Birbirimiz için yaratıldık!” ne sihirli bir cümle… Ve bu iyi… Cumanın tılsımına bulaşıp koca bir gülümse oturup kaldı yüzümde! Ve “Belki de fısıldadığın şey de ciddisindir…” Ve “Eğer dünya sona eriyor olsaydı, gelirdin ve benimle kalırdın; değil mi?” Ve uyuyana kadar sarardın göğsüne…?

“Şehre inmiyorsam: Vapura binmiyorsam, yalnızlığımdan… Fakat size gelmiyorsam: Kalabalığınızdan…”

Haydar Ergülen

Bazen, o çok arzu ettiğin fırsat; kuş tüyünün uçuşuyla, usulca gelir avcuna konuverir… İçini tarif edilemez bir sevinç kaplar. Heyhat, sana sunulan o sevinçli arzuyu avcunda tutacak gücün yoksa… Bir imbat alır ve götürür nasibini… Avuçların açık kalır; yine de şükredersin gerçekleştiğine hayalinin! “Sana bir müjde vermiştim ya…” dersin. “İşte o müjdeyi yaşıyorum şimdi!” Nasip benimse; yel getirir, sel getirir, el getirir… Zamanı değilse; Yel götürür, sel götürür, el götürür! der ya Celalettin Rumi. O hesap, bazen bazı hesapların hakkı hukuku olmaz. Sadece zamanı olur…

*Aslı nın Dizi Seçimi…

(Dizi adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Emily in Paris (TV Series 2020) : Romantik/komedi/dram türünde 2020 yılında yayına giren Amerikan yapımı ama orijinal dili hem İngilizce hem Fransızca üretilen Televizyon dizis; 25-35 dakikalık süreler ile 10 bölümlüktür.

Konusu: Sıra dışı bir iş teklifi ile Paris’e gelen Chicago’lu bir kızın maceralarını anlatır. Hem kariyer hem de aşk hayatının iltimaslarında kültür şokuna tabi olan genç kadının tüm bocalamalarını gözler önüne seren, izlemesi hafif bir Netflix dizisi.

Üşüten günlere ve gecelere iyi gelir, aç ekranı al sıcak bi’şeyler… Hadi sırtını da yasla, uzat o seni daima taşımış bacacıklarını da… Gülümsemeyi ve dahi ışıklarını kısmayı unutma!

Aslı’nın Dizi Önerisi…

Büyümek için etrafında bulduğu her şeye sarılan sarmaşıklar gibi, birine yaslanmak, birini sevmek istemişti, fakat çevresinde kimse ondaki bu ihtiyacı karşılayamamıştı.

Victor Hugo

Olmadı. Ya da daha zamanı gelmemişti, diyelim.

Küheylan’a…

Kendimle Arkadaş Olmak/ *Driving Miss Daisy (1989)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Kendimle Arkadaş Olmayı Öğreniyorum!”

Evde çoğu zaman yalnızım. Uyanıyorum, sabaha ve çiçeklerime selam veriyorum. Acıktıkça yiyorum. Kahve, çay derken gün soğuyor, ışıkları açıyorum. Aralarda bolca okuyor, seyrediyor, yazıyor ve dinliyorum. Yeni şeyler deniyorum, öğreniyorum. Sevdiğim sonbaharı, bir de bu yaşta yaşamayı deneyimliyorum.

Güzel bir gün ve ben yaşıyorum.

Oğuz Atay

Öyle…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Driving Miss Daisy (1989) : Oyun yazarı ve senarist Alfred Uhryye ödüller kazandıran 1987 yılında prömiyeri yapılan, aynı adlı Tiyatro oyununun sinemaya uyarlamasıdır. 1989 yapımı uyarlaması olan yapım, dram/komedi türündedir, Yönetmeni Bruce Beresford ve oyunculara da onlarca ödül kazandırmıştır. Türkçeye “Bayan Daisy’nin Şoförü 1989” olarak çevrilmiştir.

99 dakikalık yapımın konusuna gelince; Güneyli yaşlı annesine, şoförlük yapması için görevlendirdiği zenci çalışanı ile annesi arasında oluşan ilişki dinamiklerini anlatır. 25 yıl süren bu ilişki dostluğa döner. Ötekileştirdiğimiz diğerini tanıyınca anlamaya, anlayınca değişmeye başlarız tarzında da özetlenebilir.

2014 yapımı bir uyarlama ile tekrar vizyona giren film içeriği için de link bırakıyorum, “Driving Miss Daisy (2014)” yayına girince link aktif olacaktır.

*Aslı nın Film Seçimi…

Sizi yıpratan insanlardan sessizce uzaklaşın!

Albert Camus

Sesinizi duymayacaklarına eminim, sadece uzaklaşın…

Küheylan’a…

“THE LIEBSTER 2020” Ödülü Adaylığım İle Yine Buradayım…

Aslı’nın Nefesi “The LIEBSTER 2020” kokuyor yine…

Kimliğini Şaşırmış Hazanın, Sürprizlerinden biriyle başlayalım.

Ekim ayı itibari ile biraz büyüdüm. Derken arka arkaya sorumluluklar verilmeye başlandı ki aslı’nda ‘almaya hazır olunca sunulur’ diye inandığım için de; “olur..” dedim.

Bu güzel hediyelerden biri; yine bu ödül! O vakit, oturdum ekran başına hazırlayayım diye ama bugünler Temmuz kılıklı Ekim zamanlara denk geldi. İstanbul çok sıcak, içim de yaz; kıpır kıpır… Hayırlısı bakalım.

Blog dostum; “Yalnızlık Marmelatı” beni aday göstermiş, sağolsun, buralardan en sevdiğim blog arkadaşımdır kendisi… Adaylığa layık bulduğu için kendisine buradan tekrar teşekkür ediyorum.

Yazmayı öğrendiğimden beri harflerden kelimeler, kelimelerden cümleler ve hikayeler kaleme aldım. Zihnimi sakinleştirmenin başka türlüsünü bilmiyordum. İşin içine; duyduklarım, gördüklerim, hissettiklerim ve dahi dinlediğim müzikler, izlediğim dizi ve filmler ve yüreğimin fısıltıları da katılınca… Zamanın lütfu ile günlüklerden bloglara terfi ettim. Takipçilerime ve sevenlerime ve elbette bir şekilde yüreklerine, dillerine, kelimelerine bulaşarak “yalnız değiliz” mottosunu hissedenlere; sevgilerimi yolluyorum.

Türkçe şarkılar eşliğinde yazıyorum şu an! (lafım Yalnızlık Marmelatı’na!) Evet, İlk önce kuralları yazalım:

The Liebster Blogger Ödülü Adaylığı için Kurallar:

1-Sizi aday gösteren kişiye teşekkür edin ve başkalarının bulabilmesi için bloglarına bir bağlantı sağlayın.

2-Sizi aday gösteren blog yazarı tarafından sorulan soruları yanıtlayın.

3-Diğer blog yazarlarını aday gösterin ve onlara 11 yeni soru sorun.

4-Blog gönderilerinden birine yorum yaparak adayları bu konuda bilgilendirin.

5-Kuralları listeleyin ve yayınınızda ve / veya blog sitenizde bir Liebster Blogger Ödülü logosu gösterin.

Blog yazarlığı desteklemek ve blog yazarlarını kaynaştırmak için yapılan bu sistemi sevdim, devam edelim.

Aday Gösteren Blog Arkadaşımın Sorularını Cevaplıyorum:

1- Ne oldu da bir blog açmalıyım dedin?

Yazma tutkum ile ilk mynet.site sayesinde başladım. Kara kalem ve daktilodan sonra word ile derken, görselli yazılar yazmayı daha çok sevdim. Ama burada ki yazma hikayem; tamamen duygusal bir zamanda başladı. Faili belli bir davaydı yani…

2- Yazmak ve yayınlamak senin için ne ifade ediyor?

Bir sanatçının eserini oluşturması ve sunması ile aynı şey olmalı, diye düşünüyorum. Benim olanın, ihtiyacı olana aktarılması ama hala benden olması. (Tarifi zor yemekler gibi oldu…)

3- Mutlaka okumalısın dediğin kitap(lar) hangisi olurdu?

Deftere ya da günlüğe döndürdüğüm tüm kitapları oku isterim. Okuyamasan da ben buralara yazıyorum, takip edersen eğer; Z kuşağına özet niteliğinde haplar hazırlıyorum. Y kuşağı için bilgi ve link paylaşımlarım mevcut ve elbette X kuşağı olarak duygular, enstantaneler, ille de kitap dersen: Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum AğladımAnaFareler ve İnsanlarUçurtmalar Sevdelinka – bu listenin sonu yok, kesiyorum burada… (Link bıraktım yazdıklarım için…)

4- Bu Blogger ödülü sana ne kazandırır ?

Yazma konusunda motivasyon ve o başlayamadığım romanlara ilk adımı!

5- İzlemeden ölme dediğin film(ler)?

Kitaplar gibi filmlerde de uçsuz bucaksızım: Aslı’nın Film/Dizi Önerilerini mutlaka incelemeni ve ihtiyacın olanın sana oralardan göz kırpacağına eminim. Kendi linkimi bıraktım ya ben..

6- Hayal kırıklıklarında hayata nasıl tutundun?

  • İki seçenekten işime geleni seçerek;
    1. Oturdum o kırıkların üzerine ve ağladım, yuvarlandım, yara bere içinde kaldım. Yüzüm gözüm şiş. Sonra sıkıldım ve kalkıp yürüdüm.
    2. Yok saydım. Yok öyle bi’şey dedim. Rol yaptım. Sonra, gerçekten öyle bir şeyin olmadığına kendim de ikna oldum. Zaten çoktan geçip gitmiştim, geri dönemedim. Aman boş ver dedim. Devam ettim.

7-Blog kişisel bir alan mı popüler kültürün bir yanılgısı mı?

Kişiden kişiye bir yol aslı’nda… Kültürün popüler hale getirmesi olayı, bir pazarlama tekniği olabilir. Çünkü bireyden bireye olan temas daima çok güçlüdür. Piyasanın bu gücü kullanmayı istemesinin nedeni de bu olmalı diyebilirim.

8- Şu sebepten daha çok yazmalıyım dediğin oluyor mu?

Takip ettiğim içerikleri okudukça ve benim yazılarıma yorumlar yapıldıkça; bu arzunun içimde coştuğuna şahit oluyorum, evet! Manipülasyon içindeyken, yaşamak ve gelişmek için, zihin ve yüreğimizle teması kaybetmemeliyiz. Biz, sadece mavi gezegenin avatarları değiliz. Ve tek başına da değiliz. En değerli ya da en değersiz diye düşünülen her şey aynı değerde. Ve sırf bunun için bile olsa, bir birimiz ile olan o sıcak teması asla kaybetmemeliyiz. İnsanlar soğumasın diye daha çok yazacağıma emin olabilirsiniz.

9- İnsan şunu yapmadan ölmemeli dediğin oldu mu?

Her ruhun yapacağı en az bir şey vardır ve onu yapacaktır. Konu, o yaşam ateşine dokunurken, illüzyonlara kaymadan, inançla devam etmektir. Her insan, özgündür. Ve özgür iradesine sahip çıkmalıdır.

10- Başkalarını okumanın faydası nedir senin için?

Dualite yasası gereği; bir diğeriyle var olabiliriz. Dünya zamanının kısalığı yüzünden, her şeyi deneyimleyemeyiz. Deneyimler, bizi zenginleştirir. İyi ve kötü değil; ruhuma çekilen ya da uzak olan diyerek, diğerlerinin de tecrübelerini özümsemeliyiz.

11- Seni en iyi tanımlayan bir cümle?

“Yine de yeni güne uyanmaya sebebim çok!” diye şu an odayı dolduran şarkıcı Sıla gibi “durumlar böyle, yabancı!”… Çünkü, şimdi çalan şarkı bu!

Ve Gelelim Adaylarımın Cevaplamasını Rica Ettiğim Sorular ki Copy/Paste Olacak:

1- Ne oldu da bir blog açmalıyım dedin?

2- Yazmak ve yayınlamak senin için ne ifade ediyor?

3- Mutlaka okumalısın dediğin kitap(lar) hangisi olurdu?

4- Bu Blogger ödülü sana ne kazandırır ?

5- İzlemeden ölme dediğin film(ler)?

6- Hayal kırıklıklarında hayata nasıl tutundun?

7-Blog kişisel bir alan mı popüler kültürün bir yanılgısı mı?

8- Şu sebepten daha çok yazmalıyım dediğin oluyor mu?

9- İnsan şunı yapmadan ölmemeli dediğin oldu mu?

10- Başkalarını okumanın faydası nedir senin için?

11- Seni en iyi tanımlayan bir cümle?

Adaylarıma Başarı ve Şans Diliyorum: Sevgilerimle…

1-Fizikçi Ahmet

2-Damladan, Ummana… Mustafa Murat GÜNGÖR Şiirleri

3- Ruhun Penceresi..

4-Bir gün ben…

5-dagınık yaşayan adam

6-Katil Taklidi

Her içeriğim gibi bu yazıyı da ithaf ettiğim Küheylan’ı ekliyorum en alta!

Bazı Şarkılar, Şiirler, Filmler, Kitaplar, “Sen Sus Konuyu Ben Biliyorum!” Diyor… İşte Öyle..

Aslı’nda…
Küheylan’a…

Güneşli İkindi Üstünün Sıcaklığı…/ *Joan of Arc (2019)

*Aslı nın Müzik Seçimi…

“Ben Hala Her Şeyi Sana Anlatacakmış Gibi Biriktiriyorum.”

Diyen İlhan Berk

Merkür’ün günü olan Çarşambadan, sonbaharın en güzel haberlerini aldığını umarım. Serin akşamların, üşüten gecelerin, gri sabahların sonu olan güneşli ikindi üstünün sıcaklığına kanmak üzereyim…

Yolculuk yeni başladı, hırkanı yanına almayı sakın unutma sokağa çıkarken küçüğüm…

Edit: Oysa dün ve bugün İstanbul, sıcaklarıyla deniz mevsimi olan yaza göndermeler yapıyor. Yazlıkları kaldıranlar biraz pişman gibi… “Cefasını çekmediğin bir davanın cennetine mi talipsin?”

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Joan of Arc (2019) : Fransız yapım ve yönetmen tarafından, Fransızca olarak üretilen devam filmidir. Orijinal adı “Jeanne D’arc (2019)” olarak servis edilmiştir. “Jeannette: The Childhood of Joan of Arc (2017) ” müzikal filminin devamı niteliğinde müziksiz olarak 2019 yılında üretilmiştir. Yine, yönetmen  Bruno Dumont filmidir. Amerika da 2020 yılında vizyona girmiştir.  “The Mystery of the Charity of Joan of Arc” kitabından uyarlanan 2004 tiyatro oyununun bir uyarlamasıdır.

Konusuna değinirsek; Ki devam filmi olduğundan çocukluğunu ilk filmden izle ve hatırla, lütfen! Yüzyıllar savaşında üstün başarı gösteren asker Jeannette, zafer sonrası yakalanır. Jeannette sapkınlıktan yargılanmasını konu alan film, adaylık ve ödülleri ile eleştirmenlerden tam not alamamış 137 dakikalık yapımdır.

Tarihi tamamlamak adına izlenmesini tavsiye ederim. Sonbahara yakışır bir gece dilerim…

Edit: “Jeannette, l’enfance de Jeanne d’Arc (2017)”  orijinal adına tıklayarak ilk yapımın içeriğine ulaşabilmen için link bıraktım. Ayrıca “Jeanne d’Arc The Messenger (1999)” adlı film içeriği için de link buradadır, tıklayın!

Aslı nın Film Önerisi…

Seni hiç yazmasam, yine de hikayem olur muydun?..

S. Aydın Kınacı / Akdeniz Günlüğü

En güzel hikaye’m benim…!

Küheylan’a…

Esiyor Rüzgar, Dağıtıyor Saçlarımı…/ *Jeannette: The Childhood of Joan of Arc (2017)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

Seni de Kaybetmek Üzereyim…

Biz gittikten sonra sen nasılsın? Nasıl oldun? Sallanan salıdan sana tutunamıyorum. O halde müziğe ve filme tutunmalara devam edeyim bari…

“Kötüler büyür, sen çocuk kalmışsın.”

Nihan Şerbetçi

Yine de tutunmalı bi’şeylere… Çocukluğumun tutunacak dalı olmadı, büyüklüğümün de… Değişmez sandığın her iklim, yerini bir sonrakine teslim ediyor; görüyorsun. Belki de bırakmalıyım tüm her şeyi; senin gibi…

Bırakıyorum, esiyor rüzgar… Dağıtıyor saçlarımı…

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Jeannette: The Childhood of Joan of Arc (2017) : Fransızca Orijinal adı “Jeannette, l’enfance de Jeanne d’Arc 2017″ olan yapım Fransız müzikal sinemasıdır. Yazar Charles Péguy 1910 yılında yazılmış  “The Mystery of the Charity of Joan of Arc” kitabından uyarlanan 2004 tiyatro oyununun bir uyarlamasıdır. 115 dakika süren müzikal, müzikleri konusunda beğeni alsa da eleştiri oklarıyla parçalanması ile sonu hüsran olmuştur. Fransız yapımı bu müzikal, hem tarihi hem de müzikleri için izlenebilir.

Konusu; Jeanne d’Arc biyografisidir. Çocukluğunu anlatan bu yapımın müziksiz ve genç kızlığını konu alıp, devam filmi olan Joan of Arc (2019) için yazıma link bıraktım. Ve çok ödül ve beğeni alan The Messenger: The Story of Joan of Arc (1999) 1999 yapımı filmi için de link bıraktım.

Müzikal, tarih ve biyografi severler olarak ekran karşısında yerini al, salı akşamı başka türlü geçmez, uyursan diye battaniyeni de al yanına, kurul kanepeye, ışıkları kapat ve izle…

Aslı’nın Film Önerisi…

“Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu. Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim. Biri vardı ağlayan gecelerce.. Biri vardı sana tutkun: O bendim…”

Ümit Yaşar Oğuzcan

Bendim o…

Küheylan’a…

Sağ Gözüm Seğiriyor./ *The Messenger: The Story of Joan of Arc (1999)

*Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Kibri Bırakıp Sevgiyi Seçiyorum…”

Fikirler dolaşıyor zihnimde ve bakış açıları ve kavramlar… Ve tüm bunlar beni kibirli yapıyor! Sana karşı ki en çok da kendime karşı… Kibir, duyarsızlığı getiriyor… Acımasızlığı ya da acıya karşı körleşmeyi gerektiriyor. Hissizleşmem gerektiğini kim söyledi ki? Mutluluğumun önünde duruyor ve gölgemde biraz ağlamak istiyorum. Sırtımı ve çenemi dik tutacağım derken es geçtiğim yaslarımı toptan tutuyorum şimdi. İçimden uğurladıklarımın yasını tutmadan arzularımın açlığını nasıl doyuracağımı bulamam ki…

Bu sabah, andayım. Sağ gözüm seğiriyor! Olana ve fark ettiklerime dikiyorum gözlerimi… Gülümsüyorum, müziğin notalarında zihnimi ve duygularımın dans edişini izliyorum… Seviyorum… Ve anımsıyorum: Geciken adaletin adaletsizliğini…

*Aslı’nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Messenger: The Story of Joan of Arc (1999): Biyografi, macera/dram türünde 1999 yılında gösterime giren film, Luc Besson tarafından yönetmenliği yapılmış, başroller Mіlla JovovičDustin Hoffman ve John Malkovich olarak paylaştırılmış, “The Mystery of the Charity of Joan of Arc” kitabından bir uyarlamadır. Fransız yönetmen ve Fransız yapım firması tarafından Amerikan sinema piyasası için servis edilen epik tarihsel darama filmidir. Adaylıkları ve ödülleri ile çok alkış almıştır.

Yüzyıl savaşları diye adlandırılan 1400’lerde Fransa’nın işgalci İngilizlere karşı verdikleri mücadelede yer alan ve sonrasında Azize ilan edilen Jeanne d’arc, 30 mayıs 1431 günü Rouen şehrinde henüz 19 yaşında bir genç kız. Kısacık yaşamında tarih sayfalarına geçecek büyük bir rolün üstünde! Ve bu küçük kadının, politik savaşlar arasında, çiğnenip tükürülen bir propagandanın, gecikmiş bir adaletin simgesi olarak azize ilan edilmesini konu alıyor.

Filmin ve tarihin örgüsü içinde: 3. yüzyılın sonlarında yaşamış ve 18 yaşında idam edilmiş sonrasında azize ilan edilmiş İskenderiyeli Azize Katerina’yı rüyasında bir vizyon olarak görmesi ve çevresinde oluşan olaylar neticesinde aynı sonu yaşayan Jeanne d’arc için “geciken adalet, adalet değildir.” de denilebilir.

Tarih filmlerini ve kahramanlık sahnelerini sevenler kadar zaman değerlendirmeye çalışanları da memnun edecek bir film. Ekimin sessiz akşamlarına eşlik etsin bakalım. Filmi izle, ay’ı öp, saati kur ve erken yat.

Edit: Fransız yapımcılardan dram/müzikal ve çocukluğunu konu alan “Jeannette, l’enfance de Jeanne d’Arc2017” filmi ve 2019 yılında devam filmi olarak gösterime giren müziksiz ve genç kızlığını konu alan “Joan of Arc (2019)” filminin içeriği için link bıraktım. Meraklısına duyurulur.

*Aslı’nın Film Seçimi…

İçinden, sesini işitebilecek birine, ‘yoruldum’ demek geçiyordu, ama çevresinde kimse yoktu…

Hasan Ali Toptaş

Yoktu…

Küheylan’a…

Ekimin Sol Sızıları Adına!/ *My Left Foot (1989)

Aslı nın Müzik Seçimi..

“Sanırım Ben Artık Büyüdüm!”

‘Solumda olanlar ile yaşamdayım‘ diyen Brown ile aynı solu paylaşıyoruz ve fakat aynı sonu paylaşmak gibi bir niyetim yok!

Akşamsa, Eylül'se, ıslanmışsam,,,
Beni görsen belki anlayamazsın,
İçlenir gizli gizli ağlarsın.
Eğer ben yalnızsam; yanılmışsam...
Elimden tut yoksa düşeceğim... -Atilla İlhan-

Sol yanımda olan hasarlara kah neden olan kah şifalandıran ve solumun benimle barışmasını sağlamak pahasına kendini harcayan, solumun sızısı, solumun kahramanı, sol dizim ve sol ciğerim… Kaburgamın da soluna nişan alan, soluma aşık sevgili! Solum sana daima sadık olacaktır…

Yaş aldıkça sadeleşiyor insan! Bütün fazlalıklarından arınıyor. Gereksiz insanlardan, kıyafetlerden, eşyalardan. Ve hatta kelimelerden…

Anonim

Ayıklıyorum kendimi kılçıklarımdan… Sol yanıma ithafen yazdığım içeriğe de göz atmak istersen link bırakıyorum. Yazarın sözünü başlık yaptığım 2019 Aralık ayında yazdığım yazı üzerine tıklayarak ulaşabilirsin: “Fark etmek acıydı ama gerekliydi.” Christy Brown

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

My Left Foot (1989) : İrlandalı Yazar/ressam Christy Brown’ın otobiyografi kitabıyla aynı adı taşıyan roman uyarlaması bir filmdir. Biyografi/dram türünde 1989 yılında gösterime girdi. Bir çok adaylıkları ve ödülleri olan film, 103 dakikalıktır. Türkçeye “Sol Ayağım” Olarak çevrilmiştir.

Yönetmeni Jim Sheridan, ve oyuncuların da büyük beğeni ile evlerine döndükleri filmin yazarı ve baş kahramanı doğuştan Cerebral Plasy olan ve sadece sol ayağını kontrol edebilen biri olarak hayatını konu eder. Annesi sayesinde olduğu insan olmayı başarabilen ünlü yazar/ressam ve filmde mutlu sonla biterken sevdiği ve evlendiği kadın tarafından kötü bakım yüzünden öldüğü iddia edilen bir adamın iradesini izlemek müthiş oldu!

“Kırık bir kalp, sakat bir vücuttan daha çok acı verir”… diyen annesinin bu repliği akıllarda kalır ki buna benzer bir çok dokunaklı özlü sözleri nette dolanır. Bu içeriği, hem filmi hem sözleri hem de sol yanıma düşen tüm sızılarımın hatırına analım ve tekrar izleyelim diye kaleme aldım; Ekimin sol sızıları adına!

Aslı’nın Film Önerisi..

Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi Eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık…

Ahmet Telli

Ve Ekim ile soluyorum artık!

Küheylan’a…

Güze ve Hüzne Yakışır Bu Filmler…/ * Beautiful Boy (2018)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Ne Hissettiğimi Bilmiyorsun!”

  • Bu zamanla geçecek.
  • Ne geçecek?
  • Yalnızlık ve yabancılık hissi…
    • geçmedi…

İnsanları kurtaramazsın, sadece onları sevebilirsin. Yanında olmak istemeseler bile…

Beautiful Boy (2018)

Hem paylaştığın video hem Film Seçimi hem de yazılarım, film repliklerim; duygu yoğunluğumun ilhamıdır.

Ekim ayına, güze ve hüzne yakışır bu tür filmler … Filmden enstantaneler olan video görüntüleriyle, uygun olan müzik ve şarkı sözleriyle biraz sessiz vakit geçireyim…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)


Beautiful Boy (2018) : Yazar David Sheff ve oğlu Nic tarafından yazılan ödüllü roman olan Beautiful Boy: A Father’s Journey Through His Son’s Addiction uyarlanan; biyografi/dram türünde, 2018 yılında gösterime giren bol adaylıkları ve dahi ödülleri olan filmdir. Yazar ve kitabı hakkında da link bıraktım. 120 dakika çarpıcı canlı bir hikayeyi seyredersin. Türkçeye “Güzel Oğlum 2018” olarak çevrilmiştir.

Uyuşturucu bağımlısı olan oğlu ile yaşanan tüm çıkmazları, olmazları ve nihayetinde oluru ile mutlu sona eren anlatı, zaten yazar ve editör olan babanın gazete makalesinden yola çıkarak oğlu ile yazdığı kitaba, ardından uyarlanan filme ve filmin galasına baba/oğul beraber katılmasına kadar bilgi sahibi olsam da içimi ferahlatmaya yetmedi.

Filmin içini burkan, sefil ve çaresiz durumlarından sonra buruk bir tad ile yazıyorum şu an… Mutlaka izle, okul çağına inen bu popülerist yaklaşım ile mahvolan gencecik hayatlar için farkındalığını cebine koy… Hangi deneyimin, ne zaman yararı olacağını bilemezsin…

Aslı nın Film Seçimi…

“Kimi yeterince sevmez kimi fazla sever. Kimi satar kimi de satın alır. Kimi gözyaşı döker öldürürken, kimi kılı kıpırdamadan. Çünkü herkes öldürür sevdiğini. Ama herkes öldürdü diye ölmez.”

Oscar Wilde

Yaşayanlar ile ölenlere o halde!

Küheylan’a…

Ne Kadar Zamanım Kaldı?/ *Falling Down (1993)

Aslı nın Müzik Seçimi..

“Peki Benim Zamanım, Ne Zaman?”

Başı ve sonu belli olmayan… Sonradan geri dönüp bakıldığında fark edilebilen zincirin başına “ilk tetikçi” referans edilebilir.

Bugün kendi dinimde münzeviyim. Bir fincan kahve, bir sigara, bir de düşlerim; göğün, yıldızların, işin, aşkın ve hatta güzelliğin ya da ihtişamın yerini gayet rahat doldurabilir. Deyim yerindeyse hiçbir uyarıcıya ihtiyacım yok. Ben afyonumu kendi ruhumda buluyorum.

Fernando Pessoa – Huzursuzluğun Kitabı

Ekim ve ben bir yaş daha aldım; ne kadar zamanım varsa ya da kaldıysa…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Falling Down (1993) : “Sonun Başlangıcı” olarak Türkçeye çevrilmiştir. Aksiyon/gerilim türünde, 1992 Los Angeles isyanlarından kısa süre sonra vizyona girmiş ve iyi bir film hasılatını kasaya koymuştur. Bir adaylığı bir ödülü ile de köşesine dönen filmde Michael Douglas baş karakterdir.

Konusu: O gün işsiz kalan, boşanmış eşinin evine kızının doğum günü için yetişmeye çalışan borderline bir babanın dramı ya da kara komedisi diyelim. Yoksulluk kültürü ile göçmen Amerikalılar; özellikle Kore-Amerikan, Latin-Amerikan ve Afrikan-Amerikalılara yapılan orantısız güç ile bir kaç tetikleyici simgesel olayın, günümüz eyaletinin tüm kimliğini değiştirmesine neden olan olaylar zincirine atıfta bulunmasıyla, pozitif eleştiri alan bir yapımdır. İlk etnik isyan değildi, son da olmadı. Ki daima siyah/beyaz arasında kıvılcım ateş aldı, etrafa sıçradı. Günümüzün o günlerden pek bir farkı olduğuna inanmak isterdim. Ancak güçlünün, şiddet pornosuna olan düşkünlüğü hala bir muamma olarak kan akıtmakta… Barış, şiddetle sağlanamaz. Acı ve kan akan nehirde kimse ak-pak temizlenemez!

Seyredelim bakalım…

Edit: Dört İki Dokuz anlamına gelen Korece “Sa-I-Gu” 29 Nisan 1992 de baş gösteren olayları konu olan bir belgesele isim babalığı yapar. Link bıraktım. Yukarıda LA İsyanları‘na tıklayarak daha fazla bilgiye sahip olabilir, meraklılar.

Ne zaman ki aşk biter.. O zaman yorulur insan !..

Neşet Ertaş

Bazen bitmez ama vazgeçersin…

Küheylan’a…

Zaman Durağında Beklemek!/ *Howl’s Moving Castle (2004)

Aslı nın Müzik Seçimi..

Zamanın Garip Durakları ve Oyunları…

“İnsanlar senden vazgeçebilir. Önemli olan şey ise senin sabah erken kalkıp kendinden vazgeçmemen!” dedi doğum günü kızı… Aslı’nın Doğum Günüm Hediyesi olsun bu film ve müzik… Bir kaç kelam ile…

Bazı konuları bazı insanlara açmak, ziyan etmektir hadiseyi… Susmak en çok bu zamanların keşfidir…

Nabi Resuloğlu

Ve gün gelecek; hayat şu yorgun yüzümüze gülümseyerek bakacak ve diyecek ki, “Hazır ol güzel insan, sıra sende…”

Önerdiğim filmin baş kahramanın adı olan Howl, bir karakter olarak şarkının ismi olarak referans gösterilirken; duyguları da bestenin sözleriyle hayat buluyor. Yoste’nin sesi, avatar olarak; Howl ve Sophie… Zihnimin paralel evrenlerine yolculuk başladı…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Howl’s Moving Castle (2004) : Animasyon, Macera/aile türünde 2004 yılında gösterime giren,  Diana Wynne Jones adlı yazarın aynı isimli romanından uyarlamadır. Japon fantastik/animasyon filmi olarak, bir pasifist olan senaryo yazarı ve yönetmen Hayao Miyazaki tarafından bir çok felsefi ögeye de yer verilmiştir: Şefkat, barış, nezaket, saygı, sevgi, doğa ve ekolojinin uyumu gibi dişil argümanlarıyla yaşamın değerlerine dikkat çekmiştir. Romandan farklılıklarının en önemli sebebi, sinemaya uyarlanırken daraltılan kadro ve oyuncuların doğal örüntüsünün; savaş, sadakat ve aşk üzerinde inşa etmesidir, der yönetmen Miyazaki. Film müzikleri Joe Hisaishi tarafından bestelenip Yeni Japonya Filarmoni Orkestrası tarafından seslendirilmiştir. Festivallerde gösterime başlayan yapımın nerdeyse tüm adaylıklarının ödüle dönüşmesi, pek kimseyi şaşırtmadı.

Aşkın, sadakatin ve yaşamın nezaketi ile yaşanmasının huzurunu hissedeceğin, gülümseten bir animasyon seyretmeye hazır mısın?

Edit: Yazar, yönetmen, film müzikleri bestecisi ve seslendiricilerinin linklerini bıraktım; meraklım sana…

Aslı nın Film Önerisi…

Howl: Korkunç hissediyorum. Bir kayanın altına sıkışmış gibi…

Sophie: Evet, kalp ağır bir yüktür.`

Howl’s Moving Castle

Yükü paylaşmak gerek…

Küheylan’a…

Yaşadığım Bir Son, Biliyorsun./ *Red Sparrow (2018)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Birbirimizi ve Hayatı Sevelim; Önümüz Kış!”

Eylül’ün son gününe giriş yaptık. Yarın benim için özel bir gün! Döngü tekrar başlayacak: bakalım Ekim ve bu yıl nasıl, nerede ve kimler ile geçecek?…

Sonbahar ve İstanbul; aşk ile muhteşem yaşanır! Yazılmış iki şairin mısralarını bıraksam, okur musun? Yaşadığım bir son biliyorsun, yarın ise bir ilk daha…

"Bazılarımız şiirlere tutunuyor, 
Bazılarımız şarkılara... 
Bazılarımız filmlere tutunuyor, 
Bazılarımız kitaplara... 
Sanırım artık insan, 
Tutunamıyor insana..." - Oğuz Atay -

Neden bu kadar geç kaldınız bilmem, Size şimdi Özlem’in türküsünü, Beklemenin şiirini,

Kavuşmanın masalını söylesem,

Anlar mısınız bayım dünyaya küstüğüm vakitleri…

Seçil Oğuz

Zihne biraz mola verelim:

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Red Sparrow (2018) : “Kızıl Serçe 2018” olarak Türkçeye çevrilmiştir. Yazar Jason Matthews’, tarafından aynı isimli romanından uyarlanmıştır. Yönetmen  Francis Lawrence tarafından ve oyuncu  Jennifer Lawrence, tarafından canlandırılmış 140 dakikalık, Aksiyon, dram/gerilim türünde filmdir. 2018 de gösterime girmiştir.

Rus balerini olan esas kızımız, Sovyet casuslarının  sexpionage olarak yetiştirilen “Serçeler” gurubuna alınır ve eğitime gönderilir. Amerikalı casus ile tanışır ve çifte casus olur; diye olaylar devam eder. Adaylıkları ve kazandığı tek ödül; J.Lawrence’ın… Farklı felsefe ögeleri de serpiştirilmiş, bakalım dikkatini çekecek mi? Eğlenceli bir gece geçirmek için izleyebilirsin..

Edit: Kitap, yazar, yönetmen, aktris ve Sparrows olarak eğitilen casuslar hakkında içerik linkleri bıraktım; meraklısına..

*Aslı nın Film Seçimi…

“Geceyi seyrede seyrede öğrendim ki ışık insanın içinde yanmıyorsa yüzüne vurmuyor.”

Şükrü Erbaş

İçinde ki ışığına üfleyenleri çıkar hayatından: net!

Küheylan’a…

Pes Eden Martının Son Uçuşu!/ *Before the Devil Knows You’re Dead (2007)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Fırtınalardan Sıkılan Martı Nereye Gider ki?”

Zihinde bitenin yürekte bitmesini beklerken, başıma geleceğin sakinliğini yaşıyorum; her fırtına öncesi ve sonrası! Sanırım bilmek; dinginleştirip öldüren bir his veriyor insana… Martı Jonathan kulağıma fısıldıyor “Bir kuşu özgür olduğuna inandırmak; en güç meseledir!”

Sinema, sıkıcı yerleri makaslamış hayattır…

Alfred Hitchcock

Hadi hayatın sıkıcısız kısmına geçiş yapalım:

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Before the Devil Knows You’re Dead (2007) : “Şeytan Duymadan Önce” olarak Türkçeye çevrilmiştir. 2007 yılında vizyona giren; suç, drama/gerilim türünde 117 dakikalık filmin konusu gibi film adı da hayli ilginç.

Film başlığı, İrlandalı bir sözden geliyor “May you be in heaven a full half-hour before the devil knows you’re dead” (Şeytan öldüğünü anlamadan yarım saat önce cennete ol.) İki kardeşin, para için kendi ebeveynlerinin kuyum dükkanını soymayı tasarlamalarıyla ve bu plan uygulaması sırasında gelişen olayları konu alır. Gösterim, zaman çizelgesine uyumlu olmadan işlenmesiyle seyirciye aktarılır. Festivallerde yer almış, adaylıklar ve ödüller getirmiş, beğeni sahibi bir yapımdır.

Serin güz akşamlarına yakışır film önerimdir. Yalnızlığa iyi gelen; diz battaniyesi ile izlenmesi şiddetle tavsiye edilir. Huzurla…

Bugün mutlu ol; çünkü kimse senin üzgün olmanı umursamıyor…

Peyami Safa

Gülümsüyorum…

Küheylan’a…

Uyandırdın Rüyamdan…/ *The Hunger Games: Mockingjay – Part 2 (2015)

Aslı nın Müzik Seçimi…

Rüyamda Kelebek Olduğumu Gördüm. Uyandığımda Düşündüm: “İnsan Olduğumu Gören Bir Kelebek miyim Şu An Acaba?”

der; Taocu Filozof Chuang Tzu

Çayı, kitapları, Eylül’ü, maviyi, denizi seviyorum. Ve tüm adaletsiz insanlardan eşit derecede uzak duruyorum.

Sabahattin Ali

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Hunger Games: Mockingjay – Part 2 (2015) : Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 2 olarak Türkçeye çevrilmiştir. Bilim Kurgu, Macera/aksiyon tarzında distopik kitap uyarlaması film serilerinden dördüncüsüdür. Serinin 4.filmi ikinci bölüm olarak servis edilip Alaycı Kuş/2 olarak 137 dakikadır ve yönetmeni Francis Lawrence filmi 2015 de gösterime sunmuştur.

13.bölge denilen isyancılardan oluşan harcda gerçekleşen başkaldırının “Alaycı Kuş” simgesi ile isyanın yüzü olarak J.Lawrence, Katniss Capitolu yani Panem, iktidarı isyancıların eline geçer. İhanet, iktidar, hırslar da devreye girer ama devran döner sap diğerinin eline geçer. Velhasıl savaşlar, hayatta kalmak için yapılırken artık barış olduğunda Katniss, barış içinde yaşamayı tercih edip harcına geri dönüp; iki çocuklu evli bir kadın olarak sahne sonlanır. Resmi sitesi linkini de bırakıyorum. Yine bir sürü adaylık ve ödülleri toplayan serinin bu son filmi hasılat rekorları da kırarak, gözler sırada ki kitap uyarlamasının duyurularında…

Eh artık filmi seyredip, Eylül için güzel dilekler ile yatağında huzurla yatıp uyu… Güneşli sabahlarda neşeyle, basiretle uyanalım!

Gönül bağı sağlamsa; yükte güzeldir, yolda.. Yolculukta..

Furkan Bingöl

Güzellikler diliyorum…

Küheylan’a…

Yolu Ezme, E mi?/ *The Hunger Games: Mockingjay – Part 1 (2014)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

Kışa Yakın Bir “Bahardayız” Kimbilir Belkide Bu “Sonbahar!”

Hani tatile ya da muhteşem bir yere gidiyorsundur, vardığın yerde şahane anlar yaşamayı umarsın, ulaştığında oranın harika manzarası hislerine eşlik edecektir, umduğun noktanın hazzı ile koşarsın, aceleyle varırsın, telaşla ulaşmanın arzusu ile nefesini tutarsın ya yol boyunca… Yapma! Yaşam yürüdüğün yoldur daha çok…! Vardığın anlardan daha fazla varmaya çalıştığın anları, yolları, manzaraları, yola eşlik edenleri, yolda yardıma gelenleri, yola çıkmana ön ayak olanları es geçme… Nefesle yolu, soluğunu tutma tüm yol boyunca ve bak, hisset… Yolu ezme e mi?

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Hunger Games: Mockingjay – Part 1 (2014) : Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 1olarak Türkçeye çevrilmiştir. Bilim Kurgu, Macera/aksiyon tarzında distopik kitap uyarlaması film serilerinden üçüncüsüdür. Serinin 3.filmi iki bölüm ile servis edilip Alaycı Kuş/1 olarak 123 dakikadır ve yönetmeni Francis Lawrence filmi 2014 de gösterime sunmuştur.

Açlık Oyunlarından 2.defa sağ olarak kurtulan Katniss, 13.bölge denilen isyancılardan oluşan haraca ulaşıp başkaldırının “Alaycı Kuş” simgesi ile isyanın yüzü olması için ikna edilmeye çalışılır, roman yazarının yazdığı şarkı sözleri bestelenip J.Lawrence tarafından seslendirilir ve bir çok ülkede hitler arasında yer almasıyla ilginç bir üne daha sahip olur film. Darağacı adlı şarkı savaş galadı olduğu dolayısıyla eleştiri oklarına da maruz kalır. The Hanging Tree’ James Newton Howard ft. Jennifer Lawrence orijinal müzik linki bıraktım. İçerik müzik seçimim Türkçe altyazısı ile yukarıda videodan izlenebilir. Resmi sitesi linkini de bırakıyorum. Yine bir sürü adaylık ve ödülleri toplayan serinin bu filmi hasılat rekorları da kırar.

Müzik Seçimi Videosunu izle, linklerime göz at, su iç, yarım ay gökyüzünde izle ve biraz düşün sonra aç filmi uzan seyret… Şifa yollamayı unutma; bana ve ihtiyacı olana…!

*Aslı’nın Film Seçimi…

Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla karşıma çıkıyorsun, en serin imbatlarda.

Yavuz Bülent Bakiler

Etme…!

Küheylan’a…

“Yazdığım Son Hikaye Buydu!”/ *The Hunger Games: Catching Fire (2013)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Yazdığım Son Hikaye Buydu!”

Ait olmadığım bir denizin tam ortasındayım…” Bu sonbahar beni fena coşturuyor! Ve Spotify beni teşvik eden bu ruh haline batmam için; asla yapmadığı Türkçe şarkıları arka arkaya oluşturduğu bir liste hazırlamış bana… El ele vermiş evren, bir şeye işaret ediyor gibi… Enerjiler değişiyor ve bu hoşuma da gidiyor…

“Bana beni geri ver, yeter diye uyandım bu sabah…”

Çünkü, Cahit Zarifoğlu nun dediği gibi: “Ben senin, yüreğimde duruşunu sevdim..miştim!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Hunger Games: Catching Fire (2013) : “Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak” olarak Türkçeye çevrilmiştir. Bilim Kurgu, macera/aksiyon tarzında distopik kitap uyarlaması film serilerinden ikincisidir. Yazar Suzanne Collins’in üçlemesinin devamı olan 4. kitabı bir kaç ay önce yayınlandı The Ballad of Songbirds and Snakes (2020) (prequel) uyarlama üzerine çalışılıyor filmin gösterime girmesi için. İkinci film 146 dakikadır ve yeni yönetmeni Francis Lawrence olarak bundan sonra tüm seriyi o yönetti. Bu serilerde en çok ve en yüksek hasılatlı film olarak 50 ye yakın adaylığından 20 ye yakın ödülleri de Ateşi Yakalamak topladı.

Ekolojik felaketin ve tüm iktidara bağlı on üç bölgenin yaratılmasına yol açan savaşın ardından, gelecekte 21.yüzyıl Kuzey Amerika ülkelerinin yerini alan, belirsiz bir zamanda geçen kurgusal Panem ülkesinde geçen serilerden bu sefer Panem ülkesinde 12. bölgenin kazananı olarak Haracına geri dönen esasa kız rolünde oynayan Jennifer Lawrence’ın, tüm haraclarda ilham kaynağı olur ve asi bir savaşçı olarak kaderinin yoluna razı olur. Belirsiz bir sonla noktalanan film devam serilerine referans ettirilir. Halk, kural koyucular, kuralları uygulayıcılar, iktidar nasipliler ve bu nasiplilerden nemalananları açıkça izlemek; gerçek dünyamıza benzerliği ile kurtarıcının zaferiyle tatmin olan seyirciyi ziyadesiyle memnun etmiştir. Eğlenmek için, halkın ölüm kalım savaşı verdiği arena benzeri reel oyun sahasında; yine muhteşem sahnelere tanıklık edeceğimizi hatırlatmama bilmem gerek var mı? Resmi sitesinin linkini de bırakıyorum.

*Aslı nın Film Seçimi…

Her şey değişir; bazen zamanla, bazen bir insanla…

Cemal Süreyya

Hepsi hepsi bu…

Küheylan’a…

Yalnız Kuş…/ *The Hunger Games (2012)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Yalnız Kuş”

"Senin gökyüzünde benim yerim yoktu, 
Kuru dallarında kanatlarım kırılıp koptu.
Senin toprağında benim evim yoktu,
Kader aynı sondu, yazdığı son hikaye buydu.
Yanlış yerde geziyor bu kuş, 
Bu yüzden yalnız uçuyor bu kuş." - Göksel -

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Hunger Games (2012) : Bilim Kurgu, Macera/aksiyon tarzında distopik kitap uyarlaması film serilerinden ilkidir. Yazar  Suzanne Collins’in üçlemesinin devamı olan 4.kitabı bir kaç ay önce yayınlandı The Ballad of Songbirds and Snakes (2020) (prequel) uyarlama üzerine çalışılıyor, serinin devamı gelecek, bakalım ne zaman?

Ekolojik felaketin ve tüm iktidara bağlı on üç bölgenin yaratılmasına yol açan savaşın ardından, gelecekte 21.yüzyıl Kuzey Amerika ülkelerinin yerini alan, belirsiz bir zamanda geçen kurgusal Panem ülkesinde geçiyor. İlk film 144 dakikadır ve yönetmeni Gary Ross ile yüksek hasılatlı film olarak sıralamaya girdi. Türkçeye “Açlık Oyunları 2012” olarak çevrilmiştir. Panem ülkesinde 12 bölgenin halklarından bir çifti seçilip başkentte ölüm savaşı verilmek üzere seçmeler yapılır. Naif kardeşi yerine gönüllü olarak giden esas kızı bekleyen trajik hikayeler ve otoriter zevkleri tatmin etme oyunlarına meze olur. Biz seyirciler de enfes görseller ile koltuklara çakılırız.

Uyarlanan kitaplardan 4 adet seri film yayınlandı. 5.si de yukarıda yazdığım gibi yolda… Yayınlanan filmler:

  1. The Hunger Games (2012)
  2. The Hunger Games: Catching Fire (2013) /İçerik için tıkla!
  3. The Hunger Games: Mockingjay – Part 1 /İçerik için tıkla!
  4. The Hunger Games: Mockingjay – Part 2 /İçerik için tıkla!
  5. The Ballad of Songbirds and Snakes Film tasarım aşamasında.
    • Film içerik linkleri aktif olmuştur. Dönüp bakarsın. Eksilmeden devam ederken filmden bir söz bırakayım, sen de izlemeye başla.

“Seninle tanışmak kaderdi, arkadaşın olmak da bir seçimdi ama sana aşık olmak benim kontrolümün dışındaydı..”

The Hunger Games
Aslı nın Film Seçimi…

Hiç bulamamaktan daha acısı var biliyor musun? Her kapıyı çalacaksın. Her defasında buldum sanacaksın ama hiç bulamayacaksın…

Nazan Bekiroğlu…

Kısır Döngü…

Küheylan’a…

Baharın Vefasız, Güze Küsersin!/ *Satantango (1994)

Aslı nın Müzik Seçimi..

“Orada Olmadığını Biliyorum…”

Bir şarkı, bir şiir, bir söz, bir film, bir kitap, bir aşk bırakıyorum. Bir suçluyu kim ne yapsın ki…

Suçlu
Sitemin kimedir divane gönül
Yokuşta yorulup düze küsersin
Yorgunluğun bile bahane gönül
Omzun yük çekmiyor dize küsersin

Vuslatı hasretin ipine serdin
Umudu dönülmez diyara sürdün
Ne çiçeğe durdun, ne meyve verdin
Baharın vefasız güze küsersin

Bahçene vakitsiz fidan dikersin
Dalı çiçek açmaz, kızar sökersin
Yalçın kayalara tohum ekersin
Kabuğu çatlamaz öze küsersin

Bir kez alçak dala konmadın gönül
Aşk meyini içtin kanmadın gönül
Kırk körük dayadım yanmadın gönül
Yaş odun gibisin köze küsersin

Hayal kantarında düş mü tartarsın
Eksik alır gene eksik satarsın
Sohbet hamuruna riya katırsın
Aşın tatsız senin tuza küsersin

Kurumuş toprakta damla gibisin
Düzensiz yazıda imla gibisin
Maksadı belirsiz cümle gibisin
Davetin anlamsız söze küsersin

Talat Ülker

Sen yine de küsme…!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Satantango (1994) : 1985 yılına ait aynı adı taşıyan kitap uyarlamasıdır; Macar yazar László Krasznahorkai tarafından kaleme alınmıştır. 1994 yılında uzun metrajlı sanat film yönetmeni Macar Béla Tarr tarafından, romana uyumlu olarak ve dış ses ile gerekli yerlerde açıklamalar yaparak ağır ilerleyen yapısı ve tango müzikler eşliğinde kitabı gibi iki bölüm ve her bölüm de 6 kısımdan oluşur. Toplam 439 dakika sürer, zamanın kült filmlerindendir ama seyredilme zorluğundan dolayı bir çok sinemada gösterime girememiştir. Yönetmenin kesintisiz seyredilmesinde ki ısrarına rağmen iki ara ile izlenebilmiş ve daha çok dvd tarzında seyirci ile buluşmuştur. Genelde sanat filmi olarak üretilen 300 dakika üzerinde yapılan filmlerin listesini link olarak verdim. Sight & Sound olarak bilinen İngiliz Sinema Enstitüsü tarafından 2012 yılında en iyi 50 filmden biri olarak lanse edilmiştir. Adından da anlaşılacağı üzere Türkçeye “Şeytan ile Tango” olarak çevrilmiştir. Türkçe alt yazılı internetten seyredilebilir. Tango gibi tekrarlanan sahneler, konuşmalar ve zaman karmaşası içinde beğenisinin de epey yüksek olduğunu not olarak ekleyeyim. Macaristanın küçük bir köyünde halkı kandıran sahte peygamber olarak betimlenen kişiler etrafında ağır ağır ilerleyen filme müzik ile uygun zaman ayırarak, sindirerek seyretmek gerekliliği esastır.

Meraklılar için gerekli linkleri bıraktım. Evet, uzun bir hazırlık ile kış günlerine hazırlandığımız bu kasvetli günlere başlamadan, sanat gecesi ilan edilerek izlenmesi tavsiye edilir. Lezzetini yorum olarak paylaşana bir sıkımlık diş macunu hediye de edilir. Ki gece yatmadan dişlerini de fırçalarsın böylece! Güzel kesitleri ile video paylaşımları da ilgini çekebilir. Hazır mısın?

Aslı nın Film Seçimi…

Oysa ben akşam olmuşum, yapraklarım dökülüyor usul usul…

Adım sonbahar…

Attila İlhan

Oysa yağmura ve Eylüle en çok aşk yakışmaz mıydı?

Küheylan’a…

Eylül`de Dinlen Sevdiğim./ *Before Midnight (2013)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Hiçbir Şeyin Anlamı Yok!”

Çarşamba gelmiş sevdiğim… “Converte gladium tuum in locum suum. Omnes enim, qui acceperint gladium, gladio peribunt.” Latince bu şarkı sözünü dilimize çevirirsek; “Kılıcınızı yerine koyun. Çünkü kılıcı alan herkes kılıçla yok olacak.” Hristiyan passivize üslubu olsa da, hiçbir şeyi gözden çıkarmadığında; gözden düşmen kaçınılmaz oluyor… Bazen savaş baltanı, gömdüğün yerden çıkarman ve meydana koşman gerek! Ki kader, kaçınılmazdır. Çünkü bir savaşçı, savaşmadan ölemez!

Eylül de dinlen sevdiğim; savaş Ekim/e yakışır…

“Dedim ya, Eylül’dü. Savruluşu bundandı kimsesizliğimin..”

Cemal Süreya

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Before Midnight (2013) : Türkçeye “Gece Yarısından Önce” olarak çevrilmiş 2013 yılında yayınlanan, Before`ların 3.serisi olan son filmidir. Before Sunrise (1995), Before Sunset (2004) ait yazıların linkini bıraktım. 2.seri olan “Gün Batmadan 2004” den 9 yıl sonra da, bu sefer Yunanistan yaz tatilinde geçen zamanları konu alır. Romantik/dram tarzında servis edilmeye devam etmiştir. Adaylıklara ve ödüllere boğulan filmin yönetmeni Richard Linklater, yine beğeninin odak noktası olmuştur. Bu tür seri filmleri sevdiğim, hayatın devam eden döngülerine hayranlığımın olduğu doğrudur. Üçlemenin en çok ödül alan filmidir. 109 dakikalık gösterimin aşk ve sohbetleri ile beni içine çekiyor, sen de izle e mi?

Aslı nın Film Seçimi…

“Elinde değildir akşam serinliğinde üşürsün..

Eylül’den itibaren geceler hazindir, uzundur…”

Atilla İlhan

Hazanın elini bırakma artık… Hazin bir Eylül bu!

Küheylan’a…

Eylül’e En Çok Ben Yakıştım!/ *Before Sunset (2004)

Aslı nın Müzik Seçimi..

“Müziğe ve Ritme Bırak Beni ve Sözü Unut!”

Griye ne çok yakıştı sarı ve yağmur… Ve Eylül’e en çok ben yakıştım sanırım… Ve fakat ben Ekim’in kızıyım! Unutmak için uyuyan, geçsin diye üfleyen, acıya rağmen güze tutunmaktayım… Bırak beni az uyuyayım…

Can Yücel in dediği gibi “Yapma be hayat! Ben acıyı sadece sofrada severim. Bu lüzumsuz cömertlik niye?”

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)


Before Sunset (2004) : Türkçeye “Gün Batmadan 2004” olarak çevrilmiş ve Türkçeye “Gün Doğmadan 1995” olarak çevrilmiş filmin devamı niteliğindedir. “Geceyarısından Önce 2013” adlı üçlemenin son filmidir. İçerik için Linkler bıraktım. 77 dakikalık, romantik/dram türünde olan film serilerinin yönetmeni Richard Linklater dir. Ve Linklater, ilk filmin ekibiyle ve tüm sahneleri de öğleden sonraları çekerek, yapıma gerçeklik kattığını öne sürmüştür.

9 yıl önce Viyana sokaklarında geçen filmden sonra, kitabının tanıtımı için geldiği Paris te tekrar bir araya gelir ama kadının bir oğlu olmuş ve evlidir. Adaylıkları çok hatta Oscar alamamasının sebebinin uyarlama olmamasından kaynaklandığı öne sürülmüştür. Ödülleri sadece Fransız aktrist Julie Delpy alır. Film, afişinde “Giden biriyle ya ikinci bir şansın daha olsaydı?” diye lanse edilmiştir.

Ve yine bir kaç saatten sonra ayrılan aşıklar, 11 yıl sonra bir Yunanistan tatilinde bir araya gelene dek hayatlarına devam ederler…

Aslında acıklı bu aşk hikayesinin gerçekçi yaklaşımı ve konuşmaları izleyenleri ve beni mest eder. Sen de izlesene!

Edit: Üçlünün diğer içerik yazılarımı link olarak bıraktım, Türkçe film adına tıklamam yeterli sayın meraklı!

Aslı’nın Film Önerisi…

“Her ömrün bir Eylül’ü vardır.”

Turgut Uyar..

O halde senin adın bundan sonra …

Küheylan’a…

Uçurtmanın Doğası Uçmaktır ya…/ *Before Sunrise (1995)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Bir Kez Kaçar Uçurtması, Sonra Gökyüzüne Küser İnsan..”

Hermann Hesse`den…

Emmit Fenn ve videosu ile şarkısını, tüm küskünler için bıraktım! Bazen o uçurtmanın ipinin parmaklarından öylece kayıp gitmesini seyreder ve razı olursun; tüm olacaklara… Gökyüzünün kabahati olmasa da küsersin işte… Oysa için için bilirsin ki; uçurtmanın doğası uçmaktır ya…! Güvercinin dansı neşe getirdi mi anda?

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Before Sunrise (1995) : Türkçeye “Gün Doğmadan” olarak çevrilmiştir. Üçlemenin ilk serisidir. Romantik/dram türünde iki adaylığı ve bir de ödülü kapmıştır. Orijinal dili Fransızca, İngilizce ve Almanca olarak üretilmiştir. Richard Linklater yönettiği filmin konusu; Budapeşte-Viyana treninde tanışarak, 14 saat geçirdikleri Viyana da başlayan bir aşk hikayesidir. Yüksel Lisans öğrencisi Fransız kız ile Amerikalı bir adam arasında tek gecelik bir ilişki yaşanır. Oyuncular;  Ethan Hawke ve Julie Delpy ile 9 yıl sonra filmin 2.serisi olan Before Sunset (2004) zamanına kadar hayatlarına devam etmek üzere ayrılırlar. Üçlemenin son filmi Before Midnight (2013) ve linkleri bıraktım tabi ki… (Üçlemenin ilk ve son içerik yazılarıma film isimleri üzerinden linkler verdim.)

Başlayalım mı 9 yıl sonra ki aşka ve yolculuğa!

Aslı nın Film Seçimi…

Kim bilir.. Belki de yaralarımıza üflerken öğrendik ıslık çalmayı…

İskender Över…

Bundandır sevmem belki de ıslık çalmayı…

Küheylan’a…

Yüreğimde ki Bilge Kadın…/ *The Nice Guys (2016)

Aslı nın Mizik Seçimi…

Gönül, Han Değil Dergâhtır. Paldır Küldür Girip Çıkılmaz, Günahtır!” C.Rumi

“Bir adım geri attığında yolundan saptığını sanma; tam tersi, zoru kolaya çevirmeyi buluyorsundur…” Benden sana…!

Bu sabah erkenden uyandım ve içimde ki bilge kadınla beraber el eleydik… Sakin ve kucaklayan bir sevgiyle… Belki yarına cesur ve baltamla karşına dikilebilirim…

Ve dövüşebilirim, doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum her şey için, herkes için; yaşım başım buna engel değil.

Nazım Hikmet

*Aslı nın Film Seçimi…

(Dizi adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Nice Guys (2016) : Türkçeye “İyi Adamlar” olarak çevrilmiştir. Aksiyon/gerilim, komedi türündedir. Seneryosunun 2001 yılında yazılıp, bir türlü simen altından çıkmasına fırsat bulamamıştır, film olmaz bari dizi olur sorusuna bile yanıt bulamayıp 2014 de güneş yüzü görmüştür.

Konusu, 1970 lerinde geçen ve iki uyumsuz dedktife verilen görevi araştırırken ki olayları anlatır. Öldürülen porno yıldızı için tutulan ikilinin başı zamanının o sektörüyle belaya girer, falan filan…

Şu Ödül yazısıyla uğraşmaktan filmi tamamlayamadım, özür… şimdi devamını seyredip Edit yaparım ama sen izleyiver yavaştan…

Edit: Konu kısmı eksik gibiydi, şöyle ki: Geçekten şapşal ve farklı anlayış tarzlara sahip iki dedektifin ilginç bir tesadüf sonucu bir araya gelip tutuldukları ve kendi tarzları ile sonuçlandırdıkları, siyasi bir kadının kızının bulaştığı olaylar zinciridir. Merhametli adamlara iyi adam deniyor ama yapılmasını yapabilen tarzları olmak kaydıyla… Seyret, beğeneceksin…

Aslı nın Film Seçimi…

Ne bileyim işte, gitmek çözüm değil de, insan kaçmanın başka türlüsünü bilmiyor ki…

Oğuz Atay

Keşke kaçak olmasaydın iyiydi…

Küheylan’a…

The Liebster Ödülü Almaya Var mısın?

Aslı nın “The Libster Ödülün”e Adaylığı…

Beni bu ödül için aday gösterdiğin için teşekkürler Jose Valim. Sürekli desteğiniz için gerçekten minnettarım.

(Thank you  for nominating me for this award Jose Valim I really appreciate your continuous support.)

The Liebster Blogger Ödülü Adaylığı için Kurallar:

  1. Sizi aday gösteren kişiye teşekkür edin ve başkalarının bulabilmesi için bloglarına bir bağlantı sağlayın.
  2. Sizi aday gösteren blog yazarı tarafından sorulan soruları yanıtlayın.
  3. Diğer blog yazarlarını aday gösterin ve onlara 11 yeni soru sorun.
  4. Blog gönderilerinden birine yorum yaparak adayları bu konuda bilgilendirin.
  5. Kuralları listeleyin ve yayınınızda ve / veya blog sitenizde bir Liebster Blogger Ödülü logosu gösterin.

(Rules: 1 Thank the person who nominated you and provide a link back to their blog so others can find them.
2 Answer the questions asked by the blogger who nominated you.
3 Nominate other bloggers and ask them 11 new questions.
4 Notify the nominees about it by commenting on one of their blog posts.
5 List the rules and display a Liebster Blogger Award logo on your post and/or your blog site.)

  1. Blogunuz ne hakkında?
    • Blogum, müziğin duyguları, sahnelerin replikleri, aklımın takıldıkları, biraz felsefe, biraz spiritualism, biraz aşk, biraz güneş az da ay, günler, sayılar, Küheylan a olan hasret, yaşamın verdikleri ve aldıkları, hayallerim… Bu blog; benim günlüğüm! “Yalnız değilim, yalnız değilsin” için yazıyorum ve yayınlıyorum.
    • (My blog, the emotions of the music, the lines of the scenes, my mind stuck, a little philosophy, a little spiritualism, a little love, a little sun, a little moon, days, numbers, longing for Steed, what life has given and received, my dreams … This blog; my diary! I write and publish because “I am not alone, you are not alone”.)
  2. En sevdiğin yazar kim ve neden?
    • Favori yazarım çok. Zihnim ve yüreğim kime dönerse onu seviyorum yazar olsun olmasın farketmeden: Nietzsche, Kafka, Kahlua, Hauser, Audrey Hepburn, Tim Burton, Mark Eliyahu, Cemal Süreya, Oğuz Atay, Nazım Hikmet, Celalettin Rumi, Kahlil Gibran, vs vs…
    • (I have a lot of favorite writers. I love whoever my mind and heart turn to: Nietzsche, Kafka, Kahlua, Hauser, Audrey Hepburn, Tim Burton, Mark Eliyahu, Cemal Süreya, Oğuz Atay, Nazım Hikmet, Celalettin Rumi, Kahlil Gibran, etc …)
  3. Edebiyat hakkında ne düşünüyorsunuz ve bunun ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz?
    • Edebiyat, Kurgu ve betimlemenin coşkusunu yansıtmaktır. Anadolu ve Rumeli’den geçen tüm halkların dili, sanrısı, hayali, acısı ve neşesi ile dile gelmiş zengin bir coğrafyanın torunlarıyız. Tüm dünya ırklarının tohumları var her yerde…
    • (It reflects the enthusiasm of literature, fiction and description. We are the descendants of a rich geography, expressed with the language, delusion, imagination, pain and joy of all peoples passing through Anatolia and Rumelia. Seeds of all world races are everywhere …)
  4. Senin için dünyadaki en özverili şey nedir?
    • Anne olmak, eş olmak, insan kalmak!
    • (To be a mother, to be a wife, to remain human!)
  5. Onsuz yaşayamayacağın tek şey nedir?
    • Sevgi ve şefkat…
    • (Love and affection …)
  6. Yaz mı kış mı tercih edersin?
    • Güz bebeğiydim ben…
    • (Autumn baby I’m …)
  7. Kendinizi bir sanatçı olarak nasıl tanımlarsınız?
    • Yazmayı ve anlamayı seviyorum. Anlattıklarım sanat mı?
    • (I love to write and understand. Is what I’m talking about art?)
  8. Size göre ne abartılıyor?
    • Kurallar; birlikte yaşayabilmek için olmazsa olmaz düzenleyicilerdir; ancak bu kuralların içeriği ve işlevi ile nasıl ve kimler tarafından oluşturulduğu önemlidir. 
    • (Rules; they are essential organizers for coexistence; However, the content and function of these rules and how and by whom they were created are important.)
  9. Bir ilişkide, aşkta veya anlayışta ve uyumda en önemli olan nedir sizce?
  10. Seni yalnız hissettiren nedir?
    • Güvende ve sevilen olduğumu hissetmemek…
    • (Not feeling safe and loved …)
  11. Hayatta başarmanız gereken tek şey nedir?
    • Tekamül ve işbirliği: Birlikte Evrim!
    • (Evolution and cooperation: Coevolution!)

Sorularım!

  1. Blogunuz ne hakkında?
  2. En sevdiğin yazar kim ve neden?
  3. Edebiyat hakkında ne düşünüyorsunuz ve bunun ne kadar önemli olduğunu düşünüyorsunuz?
  4. Sana göre dünyadaki en özverili şey nedir?
  5. Onsuz yaşayamayacağın tek şey nedir?
  6. Yaz mı kış mı tercih edersin?
  7. Kendinizi bir sanatçı olarak nasıl tanımlarsınız?
  8. Sana göre ne abartılıyor?
  9. Bir ilişkide, sevgide, anlayışta ve uyumda neyin daha önemli olduğunu düşünüyorsunuz?
  10. Seni yalnız hissettiren nedir?
  11. Hayatta başarmanız gereken tek şey nedir?

(My Questions!

  1. What is your blog about?
  2. Who is your favorite author and why?
  3. What do you think of literature and how important do you think it is?
  4. What according to you, is the most selfless thing in the world?
  5. What’s the one thing you can’t live without?
  6. What do you prefer, summer or winter?
  7. How would you describe yourself as an artist?
  8. What according to you, is overrated?
  9. What do you think is more important in a relationship, love or understanding and compatibility?
  10. What makes you feel lonely?
  11. What is the one thing that you’ve got to accomplish in life?)

Edit: Bu sevimli sistemin içinde olmaktan çok keyif aldım. Tekrar her birinize teşekkür ederim!

(My nominees are) ADAYLARIM :

kargakara

Gürcan Şen Ph.D, Dünya İşlerim

tapan4evr, Tap ON (Tapan)

Yolanda – Aspergers syndrom – Diktande – Annorlundaskap, Yolanda – “Det här är mitt privata krig”

lliablog

YAŞAM ARZU’SU

“Kapımıza değil; Kalbimize vuran buyursun.”

Şemsi Tebrizi…
Küheylan’a…

Solumun Solcusu Sus-Pus!/ *The Jinx (Tv Series 2015)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Hiçbir Tabela Yazmaz, Mutluluğa Kaç Kilometre Kaldığını Ama Yine de Yola Çıkmak Gerek…”

-Farid Farjad-

Sezen der ya şarkısında: Belki şehre bir film gelir. Bir orman olur yazılarda. İklim değişir Akdeniz olur. Gülümse…!

İşte böyle bir haftasonuna başladım, ekranım izlenecek filmler dolu, komodin de kitaplar… Gökyüzü beyaz bulutlar… Eylül akşamları soluyor, ciğerlerim. Solumun solcusu sus-pus!

*Aslı’nın Dizi Önerisi…

(Dizi adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Jinx (Tv Series 2015) : “The Jinx: The Life and Deaths of Robert Durst” 6 bölümden oluşan mini dizi 2015 yılında yayınlanmıştır. Yönetmen Andrew Jarecki tarafından 10 yıllık bir araştırma sonucu oluşturulmuştur. Dizi hakkında kurulan sitenin linkini paylaşıyorum.

All Good Things (2010) filminin yazı linkimi de paylaşıyorum. Çünkü bu film ile başlayan etkisi ile Jarecki yi arayarak röportaj yapmak isteyen Durst ın filmi beğendiği ve konuşmak isteği ile şekillenmiştir. Bu fikir, sadece son cinayeti için açılan davada nefsi müdafaa kararı verilerek beraat alan seri katilin, diğer iki cinayeti ile beraat aldığı cinayet de dahil; dizi çekimleri için yapılan tüm hayatının referansı niteliğinde olan röportajlarında; çekimin sonunda; “Üçünü de ben öldürdüm.” itirafı ile biten kurgusuz olayların zincirinin, belgesel niteliğinde ki serisi unvanı almıştır. Ve dizi yayına girmeden bir gün önce tutuklanması, asıl hikayesinin de sonunu getirir. New York emlak imparatorluğunun varisi Robert Durst hayatı ve cinayetlerini konu alan dizi için, NEW YORKER haftalık dergisinde “İnanılmaz derecede eğlenceli: komik, hastalıklı ve üzücü.” yorumu ile durumu özetliyor aslında. Ayrıca bir çok ödülü de alan diziyi izlemeye ne dersin?

Başka bir mevzudan bahis açmaya gerek yok, yeis de yok…!

Aslı’nın Dizi Önerisi…

Vazgeçtim sen Ekim de gel, Eylülde herkes geliyormuş..

Cahit Zarifoğlu_

Ya da boşver…!

Küheylan’a…

Cuma Kapıya Gelmişken…/ *All Good Things (2010)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Benlik Bir Mesele Yoksa, Çıkıyorum Ben…!”

Rüyalarım filmlere döndü, uyuyup uyanıp tekrarını görüyorum: Hayırdır! Islak kumsalda, kuma batan ayaklarım ve parmaklarımdan süzülen altın sarısı kumlar… Deniz, sahil, bahçeler, o sahil evleri… Nasıl mutlu uyandım nasıl… Siteler arası betondan İstanbul da…! Pılımı pırtımı toplayıp gidesim var; o derce yani… Hazır cuma kapıya gelmişken; bir bakarsın, bundan sonra tüm hayatım haftasonundan ibaret olur.

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

All Good Things (2010) : Suç/dram, gizem türünde, 2010 yılında gösterime giren ve Türkçeye “Güzel Günler” olarak çevrilmiş, 100 dakikalık bir filmdir.

1971-2003 arasında geçen olayları referans alır. Amerikan Emlak imparatorluğu varisinin, seri katil olduğundan şüphelenilen; Robert Durst, beraatı ve işlenen cinayetler ile ilişkilendirilmesini konu alır. Yönetmen  Andrew Jarecki 2010 yılında vizyona giren filmden sonra, şüpheli varisin telefonla arayıp beğendiğini dile getirmesinin ardından; belgesel için Durst ile anlaşırlar. Ve The Jinx (Tv Series 2015) mini dizi ile yayına sokarken, yaşanan olaylar serisinin çekiminde, cinayeti itiraf edip hapse girmesine neden olması; filme de diziye extra değer katmasına neden olur. Dizi için yazıma link verdim; Dizi adı üzerine tıklaman yeterli.

Yaralı adamların yaralarıyla yaşamak her kadın için mümkün değil… Gücün tarafında olmayan her yan kırılır ve yok olur.. İç burkucu hayat hikayesi ile… Dizi için de içerik yazdım, yukarıda dizi adı ile linkte… Sen şimdilik filmi izle.

Aslı nın Film Seçimi…

”Ama sen yine de gitme! Gidersen peşinden gelmem ama kalırsan, bu masalın sonunu birlikte öğreniriz.”

Cemal Süreya

Gökten üç elma da düşer belki…

Küheylan’a…

Korkmadan, Kırılmadan Sev!/ *Donnie Darko (2001)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Sevgisiz, Yapayalnızdır Bir Adam!”

Perşembe ve Yeniay… Yeter, artık korku ve acı yok. İçime çektiğim nefeste aldığım koku sadece neşe verir… Neşe de kızmak yok, kırılmak yok. Hepimize merhamet ve zarafet diliyorum. Öncelikle bana, sana ve diğerlerine! Sevginin nezaketi üstümüzde olsun!

Kızmak ve Kırılmak arasında ki farka bir bakalım:

“Kızmak iki kişiliktir, kırılmak tek kişilik. Kızmaktan korkulmaz, kırılmaktan korkulur. Kızınca koşarsın delice, kırılınca ilk adımı atma hamlesinde göğsünden kocaman bir el çıkar, tutar ilerleyemezsin. Kızmak haklı hissettirir, kırılmak hak hukuktan anlamaz.”

Alıntı

Şimdi korkunu bırak, o neşeli nefesi al ve yanıma gel… Sevginin kollarına…!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Donnie Darko  ( 2001 ) : Bilim kurgu/Fantastik ve dram türü ile zamanının kült filmlerindendir. 113 dakikalık yapımın, orijinali +20 dakika çıkarılmış ve anlam kaymasına sebep olduğu ile ilgili bilgiler var ve uzun yani kesilmemiş sahneleri olan senaryoyu –Uzun versiyonunu Türkçe alt yazılı bulamadım. Bulan olursa yorum yapmasını şiddetle rica ederim! Türkçeye “Karanlık Yolculuk” olarak tercüme edilmiştir. Korku filmi olarak adlandırılsa da korkutuculuğu konusu ve işleyişi yüzündendir. Üstelik ilk kez festivalde gösterime girmesi ve ödülleri de kapmasına ek olarak film müzikleriyle de beğeni toplamasıyla alkış almıştır. Kara mizah olarak adlandırılması 1988 yılında geçen konusu yüzünden olmuştur.

Konusuna gelince; sorunlu bir gencin geçirdiği bir kaza sonrasın da zihinsel/duygusal olup olmadığının anlaşılamadığı bir çok olayın baş kahramanı olan tavşan kostümü giymiş bir adam olarak yaşadığı maceraları izlemek, müzikleri dinlemek ve diyaloglar ile kendi paralel evreninden kanepene dönüşte kafanı toparlaman zaman alacak…

O derece yani… “Her şey mümkün” derken hiç bilmediğim kapıları pencereleri açacak olması ile bakalım sen neler düşüneceksin? Sakin bir ortam ve zihin ile izlemen gerektiğini hatırlatmama gerek var mı?

Edit: 165 dakikalık versiyonu link verene ödül olarak izlemek istediği bir film hakkında yazı yazmaya ve istediği herhangi bir hesabına link vermeyi vaad ediyorum! Ama Türkçe alt yazılı filan olması şartıyla…

Aslı nın Film Seçimi..

Her yüreğin, huzur bulmak için çekildiği bir köşesi vardır…

Halil Cibran

O köşedeyim!

Küheylan’a…

Sarı Hazan Kapıyı Çalıyor!/ *Little Women (2019)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Şimdi Beni Kurtar Gönül…!”

Eylül şarkıları ve hüznü ile başımızın tacı olacak gibi kapımızı çalıyor. Açsak da açmasak da geldi artık! Pencereden girdi bile serinliği ve griliği… Paspasın önünde az beklesin, hem daha yazlıkları kaldırmadım ki… Son mucizeler bulursa yüreği, kış üşümeden geçer belki… Belki de kuşları takip edersin, bavulunu alıp… “Gitme dedim gittin gönül…!”

*Aslı nın Film Seçimi..

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Little Women (2019) : Dram tarzında 1868 yıllarında yayınlanmış bir romanın son 7. film uyarlamasıdır.  Louisa May Alcott tarafından kaleme alınmış romanın Tiyatro oyunu, opera, müzikal, animasyon ve film uyarlamaları yapılmıştır. Devam niteliğinde iki ayrı kitap ile bir seridir. Little Men ve  Jo’s Boys isimli devam kitapları ile o tarihin en çok kazanan ve ödül alan kadın yazarının aynı zamanda Amerikan kadınlarına ilham olduğu bildirilmiştir. Aslında otobiyografik olarak yazılmış kitap, yeni bir edebi yazım tarzını da yaratmış ve ilerleyen dönemler için klasikler arasında yer alarak bir çok disiplinlerarası platformda referans kitap olarak gösterilmiştir. Sesli kitap olarak hazırlanıp kütüphanelerden dinlenebilme özelliği ile ulaşılabilirliği de arttırılmıştır.

Gelelim konusu ve 7. film uyarlaması olan yapıma; 135 dakikalık, 2019 yılında vizyona giren filmin ödülleri de var. 4 kız kardeşin hayatlarını, çocuklukları, gençkızlıkları ve aile yapıları, kadın/erkek ilişkileri, kadının sosyal hayatın içinde yer edinmesi gibi mikro ve makro düzeyde işlenen yapısında; topluma duygusal/zihinsel uyumlanma maceralarını da konu eder. Kadın yazar olarak kendi hayatını kaleme alan yazarın sonunun muğlak oluşu dikkat çeker.

İzleyiciyle dans ederek, ritmini zihnine uyumlar ve bildiğin ben ile bilinen ben arasında hayıflanırken buluverebilirsin kendini…

Yaşamı tekrar sorgulatan o kabullenmesi zor kurallarıyla yüzleşmek hazan mevsiminde içini burmasın… Su akar yolunu bulur, biliyorsun. Filmler baştacı olacak artık. Alış buna!

Aslı nın Film Seçimi..

İnsan her şeyi anlatamaz. Zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez.

Cengiz Aytmatov

Yetmez…!

Küheylan’a…

Daha Ne`m Olacaktın, Birtanem!/ *A Walk to Remember (2002)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Buluşalım mı Gün Doğumunda?”

Aşkımız bir rüzgar gibi; göremiyorum ama hissediyorum!

Muhteşem bir replik ve şarkı ile sözleri… Sevginin kucaklayıcı hissi, merhameti ve neşeli huzuruyla yerçekimini hissetmemek… Ferah bir nefes gibi yüzüne yayılan kocaman bir gülümseme; hüznüyle birlikte! O suretle cisimlenmesine minnettarlık!

Şükürler olsun demek pazartesiden salıya geçerken… Ve ılık bir eylül akşamından serin bir geceye…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

A Walk to Remember (2002) : Komedi/dram tarzında 2002 yılında vizyona girmiş ve  Nicholas Sparks tarafından yazılmış aynı adlı romanın film uyarlamasıdır. 102 dakika süren filmin adaylıkları ve ödülleri mevcut. Film müzikleri epey olay yaratmış, özellikle esas kızı canlandıran Moore un yeni single ndan bir kaç şarkısı da yer alıyor. Konu klişe aşk gibi gözükse de aslında derinliği olan duygular ile seyirciyi sarmalıyor. Kitaptan farklılık her çekimde kaçınılmaz sanırım. Türkçeye “Uzakta ki Anılar” olarak çevrilmiştir.

Yüzünde kocaman bir gülümseme ile sevgiye teslim alacak izlediğin saatler, romantizm ve aşk ve mucize! Daha nem olacaktın, birtanem: diyebilmenin huzuru… Her şeye rağmen…!

Aslı nın Film Seçimi…

Yeter ki sen beni, hiç yazmayacağım bir romanın kollarına atma…

Didem Madak

Yazmalara doyamadım ki seni….

Küheylan’a…

Yazın Bitmediğine İnandır Beni!/ *The First King (2019)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Belki de Sen Hazır Değilsindir!”

Yazın bitmediğine inandır beni... Bu güzün ve kışın, kollarında geçirip, baharla beraber yaza tekrar kavuşacağımıza inandır! Sakın uyuma, buna rağmen rahat bırak en masum uykularım geçsin koynunda, yamacında. Ben hazırım demiyorum ki, sadece inandır bir başlangıç olmadan da, her adımın sonunda baş başa olacağımıza…

Seni sevmeye hazır olmayan insanları serbest bırak…

Seni sevmeye hazır olmayanlara sevgini vermeyi bırak.

Değişmek istemeyen insanlarla zor sohbetler yapmayı bırak.

Varlığına önem vermeyen insanlar için görünmeyi bırak.

Hayatını güvenli bir sığınak yap,

Sadece seninle uyumlu kişilere izin ver…

Anthony Hopkins

Ya da bırak… Oluyormuş veyahut olacakmış gibi yapma…!

*Aslı nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The First King (2019) : Roma’nın kuruluşu hakkında, drama/tarih türünde ve MÖ 8. yüzyılı konu alan filmdir. Proto-Hint Avrupa dillerinin atası olarak kabul edilen Arkai-Latin dilinde seslendirilmiştir. İtalyan yapımı ve 127 dakika süren film, tarihi yapımları sevenlere bir şaheser tadında gelecektir. Trajedinin çarpıcı noktasını, kişilerin ve ulusların kaderini nasıl şekillendirdiğini ilk ağızdan dinliyoruz gibi; ilkel, çarpıcı ve gerçekçi bir dil ile ekranlara yansıtılmıştır.

Eline kardeş kanı bulaşmadan ve kan nehirleri oluşmadan kurulamamış her coğrafya kadar; vahşet ve merhameti işleyen bu epik gösteriye şans verilmelidir. “Kurtlar tarafından yetiştirilmiş” Raised by Wolves (Tv Series 2020) isimli dizi ile gündemime gelen diziyi, film ile aynı dönem seyretmeni tavsiye ederim. Romulus ve Remus kardeşlerin hikayesi, Roma’nın kuruluş efsanesine dönmesi ile zamanın vahşi ve inancın yaşamsal önemi gibi felsefi ve teolojik yapısı birleşip bir şölen niteliğinde sinema eseri izleyeceğine garanti veririm.

Film modu için, gerekli aperatifleri alalım ve haftanın ilk gününün rehaveti ile izleyelim… Yorumları yazmadan yatma ama… Ve içinden gelirse inancını da dök avucuma…

Aslı’nın Film Önerisi…

“Pek çok insan gerçekleştirmek üzereyken vazgeçer. Ancak karşılaştığın bir engelin, sonuncusu olmadığını asla bilemezsin.”

Chuck Norris…

Pişman olacağımıza, bu engel denilen anlamsızlığı da aşacağımıza inandır beni o halde!

Küheylan’a…

Beni Burada Kor Gibilerini Unut!/ *Raised by Wolves (Tv Series 2020)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Kendin Gidip, Beni Burada Kor Gibilerini Unut!”

Biri vardır ama yoktur. Biri hem sizindir hem de asla değil. Biri hem hissettikleriniz hem hissizliğinizdir, hem içinizdeki kahkaha hem sessizliğinizdir…

Farid Farjad

Bir şey söyle; ben seni unuturum, bir şey… Şiirlere vurdum sesleri… Aralara filmleri, dizileri serpiştiriyorum. Şarkılar dokunur yüreğime, yazmasam unuturum sanki artık seni… Haftasonuna bol bulutlu ve hepimize yetecek dertlere bir yağmur ya da bir şey… Ya da bırak unutalım hiçbir şeyi…

*Aslı nın Dizi Seçimi…

(Dizi adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Raised by Wolves (TV Series 2020) : 10 bölümlük 2020 yapımı serinin 5 bölümü yayınlanmış. 17 Eylül de 6-7. bölüm, 24 Eylül de 8.-9. bölüm ve son olarak 1 Ekim de 10. ve son bölüm ile 1. sezona veda edecek. 2.sezon için anlaşma yapılmış. Bilimkurgu/drama tarzında, 45-55 dakikalık süren bölümleri ile beğeniler toplamış şimdiden… Kurtlar tarafından büyütülmüş iki android, tekrar dünya insanlarını büyütmek için görevlerini yerine getirme hikayesini konu alıyor. Aslında yeni dünya düzenini kova çağında yeniden kurgulayan fütüristik bir yapım!

Eski mitlerden ilham alan senaryo, Roma/nın kuruluş hikayesinin kahramanları “Romulus and Remus” gibi dişi kurt tarafından emzirilen büyütülmesini konu alan tarihi film ile ve aynı mitten esinlenerek yazılmış aynı adı taşıyan kitap serisi ile benzerliği var ama sadece bu kadar. Kitap serisi linkini bıraktım Jennifer Lynn Barnes tarafından kaleme alınmıştır.

Dizinin yazarı 4 bölüm ve son 2 bölüm için Aaron Guzikowski, diğer bölümler ise farklı yazarlar tarafından yazılmış. Roma ile ilgili güzel bir filmi de bu diziyi araştırırken seyrettim, takip edersen zamanlaması denk düşerek izleme şansına da kavuşursun. Uyarı şeysi niteliğinde.. The First King (2019) Yazımın film linkini bıraktım…

Sevilmenin ve güvende olunmanın, insan doğasında ve yaşamda yer almanın distopyasıdır; bu dizi. Belki de ütopyası… İlk 5 bölümü izleyip bakalım neler hissedeceğiz? Ve kalan 4 bölüm nelere gebe… Ve son bölüm, benim doğum günüm olan 1 Ekimde yayına girecek: Kurtları, bebekleri ve yaşamı hatta fanteziyi ve kurguyu sevdiğim doğrudur…! Seni de…

Edit: Öneride bulunan blog dostuna teşekkür ederim.

Aslı nın Dizi Seçimi…

Seni seviyorum. Bu teferruat kısmı. Utanmadan bir de birlikte yaşlanalım istiyorum. Hepsi bu.

Oğuz Bal…

Keşke sen de beni arsızca sevebilseymişsin…

Küheylan’a…

Bu Yüzden Susmayı Tercih Ettim./ *Benny & Joon (1993)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Konuşmanın Hiçbir Şeye Değmediğini Hissettiğim Anlar Oluyor.”

Demiş Beethoven! Konuşma hakkında tespitlere dalalım mı?

  •  Çok konuşuyorsa, yeni öğrenmeye başlamıştır.
  • Sürekli soru soruyorsa, anlamaya başlıyordur.Anlayışı merak uyandırıyordur.
  • Sorulduğu zaman konuşuyorsa, kendi içine dönmüştür ve sorularının cevabını kendisinde arıyordur. Sürekli kafası meşguldür ve dış dünyaya eskisi gibi katılım göstermez.
  • Sadece konuşulanları dinliyor ve konuya dahil olmuyorsa. Kafasında bir çok şeyi çözmüştür, bilir ki herkes kabı kadar su alır. Herkesin anlayışı farklıdır. İçeriden değişim olmadığı sürece dışarıdan hiçbir müdahale olamaz. Bu yüzden susmayı tercih eder.
  • Konu açıldığı zaman hiç konuşmayıp soru sorulduğu zaman da sadece gülüyorsa, o zaten köprünün diğer tarafındadır. Anı yaşıyordur.
  • -Alıntı-

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Benny & Joon (1993) : 1993 yapımı Romantik komedi tarzında ki filmin 93 dakikalık gösteriminin konusu; Benny ve Sam/in birbirlerini bulmaları ve aşık olmaları ile ilgili hayatta kalırken tam da ihtiyacını evrenin sunmasını konu alır. Adaylıkları olan yapımın 2017 yılında filmden uyarlanmış tiyatral müzikal olarak gösterime de girmişliği var. Dahi ama davranış sorunları olan bakıma ihtiyacı olan kadına aşık olan garip algılara sahip olduğundan hiç eğitilmemiş adamın hikayesini anlatırken gülümsetip düşündürtüyor.

“Bir gemi karaya vurduğunda; deniz son sözünü söylemiştir!” İrlanda Atasözü… ile istifa eden bakıcı ile başlayan yapımın fantastik havasını veren Johnny Depp sanki… Kafa dağıtmak isterken belki de ihtiyacın olan cevabı film karelerinde veya repliklerinde bulursun: belli mi olur?

Aslı nın Film Seçimi…

Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken, senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum.

Cahit Zarifoğlu

Daha fazla kapatmak için itme ardından, bırak da parmaklarımı alayım bari…

Küheylan’a…

Sevgiye Yakışmalı Kendine Yapılan…/ *Begin Again (2013)

Aslıı nın Müzik Seçimi…

“Sonbahar Yaprakları Düşmeye Başladığı Zaman…”

Geldi yine beklenen, cumaya yakışan… Sevgiye yakışmalı kendine yapılan…

“Bazılarımız şiirlere, şarkılara, filmlere, kitaplara tutunuyor. Sanırım artık insan, tutunamıyor insana..” der Oğuz Atay. Ehline denk gelmeyen her şey ziyan olur da der şair… Ben ise susarım!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Begin Again (2013) : Türkçeye “Yeniden Başlamak” olarak çevrilmiştir. Türü; komedi/dram, müzik olarak epey hoş konusu ile sürükleyici bir filmdir. Festival fülmi olarak gösterimlerine başlamış, gösterilmiş adaylıkları mevcut. Hayatı darmadağınık olmuş yetenek avcısı ve şirket sahibinin, şarkıcı ve söz yazarı keşfi ile devam eden sürecin etrafında toparlanan ruhlar ve yaşamların yerli yerine ulaşması ile sonuçlanıyor ve biz seyircilere de bir sürü şarkı dinlemek ve gülümsemek kalıyor. Kişisel sınırlar ve iç ses ve gözlemci dış ses ile senkronize olunca güzel bir kılavuzluk sağlıyoru anlatan iyi bir yapım… Güzel ve iyiliğe duyduğun açlıkla otur ekranın başına ve başla izlemeye…

Aslı nın Film Seçimi…

Süslenin, oynayın, gülün. Hiçbir zaman fırlatıp atamayacağım aşkı pencereden…

Arthur Rimbaud – Ben Bir Başkasıdır –

Aşk varsa yaşam gülümser çünkü her sabah pencereden…

Küheylan’a…

Basiretim, Zaman ve Yaşamın Enerjisine Uyumumdan!/ *Dark (Tv Series 2017–2020)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Bizi Kurtaramam, Atlantisim!”

Ve sonbaharın o bol bulutlu gökyüzü ile serin sabahlara uyanmak umut veriyor bize. Sakın arkana bakma, sadece uzatılan elleri ve fırsatları gör… İşte yaşam oraya akıyor; yakala onu!

Bu arada müzik video seçimim, dizi önerisine göndermeli… Senkronize olunca günler ve geceler kolay akar; elbette ilişkiler de alır nasibini bu basitlik ve basiretten!

*Aslı’nın Dizi Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Dark (Tv Series 2017–2020) : Gerilim/drama ve bilimkurgu türlerine bayılırım ki zaten! İlk Alman dizisi olan Netflix için çokça beğeni toplayan ve 3.sezonu yayında olan dizinin ilk sezonu 2017 tarihinde yayınlandı. 1986 ve 1953 yıllarında başlayan olayları konu alan yapımda dört aileyi ve üç nesli ilgilendiren ve çocuklarının kaybolmasının ardında ki olaylar örgüsünü işleyen her bölümü bir saate yakın süren şahane dizi. Karışık örüntüsünden dolayı Netflix’in bir site bile kurduğu seride geçen olaylar; solucan deliği, zaman yolculuğu gibi mistik ögelerin kullanılması yüzünden oluşan anlam karmaşasına cevap verebiliyor. Link bırakıverdim. (Mavi yazılar link bağlantısı, tıkla!)

Eh sen de izlediğin bölüm ve sezonlar için geri dönüp yorum bırakıversen çok şık olur… Hadi hazırlanın bilimkurgucular…

Aslı’nın Dizi Önerisi…

“Yüzünde göz izi var; Sana kim baktı yarim?”

Aziz Nesin…

Gülümsemelere döndüm yüzümü… Yüzüm de gülümsedi böylece…!

Küheylan’a…

9 Eylül ve Özlem/ *August Rush (2007)

Aslı nın Müzik Seçimi…

Şurama Batana “Özlem” Demeselerdi; “Bıçak” Derdim… Cemal Süreya

9 Eylül Çarşamba… Yani hem 9 lar hem de çarşambalar… Mutlaka bu tesadüflerin bir anlamı olmalı… Ve elbette bu sabahların!…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

August Rush (2007) : Dram/Müzikal tarzında 2007 yılında gösterime giren 102 dakikalık filmi çok coşku dolu, şanssızlıkların şansı yaratabildiği ve yüreğine iyi gelenlere yaşamı açtığında yaşam yoluna kavuşabileceği ile ilgili ve ilham alabileceğin bir yapım! Aynı isimle 2011 yapımı bir müzikal tiyatro oyunu olarak, sinema filminden uyarlanmıştır. Bir kaç sahnede gösterime girmiş ve ödül için adaylıkları da vardır.

Yetimhaneye dedesi tarafından terkedilen bebeğin, 11 yaşında bir müzik dahisi olarak ebeveynlerini bulma yolculuğunu konu alan rüya gibi bir filmdir. Gerçeklikten uzak diye sinema eleştirmenleri tarafından tesadüfler trenine binmek gibi izlemek, denmiş olsa da; ben bayıldım! Hem müzikler hem sihir ile o minik dahi, havayı koklaya koklaya annesini buldu. Ve o tek gecelik aşkın meyvesi ile ruhunun eşine kavuştu! Yani çok uçucu ve romantik… İlgini çekeceğine ve iyi hissedeceğine eminim. Hadi ama izleyelim işte!

Çok zaman kaybettim. Çok zaman ve biraz da ümit. Yaşamak bu galiba…

Cemil Meriç
Aslı nın Film Seçimi…

“Ah bu iyiler… İyi insanlar hiçbir zaman gerçeği söylemezler.”

Friedrich Nietzsche

Bazen gerçeğe değil bir hayalin peşinden koşmaya ihtiyacımız olur…

Küheylan’a…

“İnanırsan; Uçabilirsin!”/ *Finding Neverland (2004)

“Martıya Uçmayı Öğreten Kedi”

Bir oyunun ismiydi… Kedinin martıya uçabilmesini öğrettiği doğru ancak kanatları zaten vardı martının! Ve belki de ben, bir kediye uçmayı öğretmeye yeltenecek kadar ileri gitmişimdir…!

*Aslı nın Fim Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)


Finding Neverland (2004) : Peter Pan’ın Yaratıcısı James Matthew Barrie bu aileden ilham aldığının hikayesini konu alan film; biyografi, aile/dram kategorisinde yerini alır. George L.Du Maurier (Karikatürist ve yazar) babanın kızı ve dört küçük oğlu ile dul kalarak yaşama tutunmaya çalışırken bizim oyun yazarı ile yolları kesişir. Sosyal statüleri konusunda yaşanan zorluklara rağmen yazara ilham veren bu aile, 1903 Londra sından bu güne kanat taktırdı Peter Pan/e…

Bir çok festivalde açılış filmi olarak gösterilen filmin bol miktarda adaylıkları, ödüller de getirdi. Eleştirmenlere göre başarılı bir şekilde sinemaya uyarlanmış tiyatro oyunudur. Filminden tekrar uyarlanarak 2014 yılında Finding Neverland (Musical) olarak Broadway/e kadar bir çok sahnede oynanan Müzikal Tiyatro Oyunun adaylıkları da mevcut.

Tüm bu prodüksiyonlar, “İnanırsan uçabilirsin!” mottosu ardında, ilk inanan dul eş ve oğulları sayesinde bu başarıları; emeği geçen, sponsor olan ve kıyısından köşesinden nasiplenenlere gerçek ün ve parayı da getirdi. Kurduğumuz hayalin bir inanı bile olsa desteklendiğimiz de yaşamın tılsımlı perisi iş başı yapar… Umudun uçucu hissi bir anahtar gibi tüm kilitlerimizi açıp, karanlık odalardan bizi gün ışığına ulaştırır! İşte sırf bu yüzden; size kendinizi iyi hissettirenlerden bir duvar inşa edin bu kısa yaşama… Size aşk veren, güç veren ve destekleyen insanlara sahip çıkın… Onları kaybetmemek için paçalarından tutun… O gülümseten insanlar candır. Ki uçamadıysan hala, çevrende sana inanmayan kim var? Bul onu ve çıkar hayatından… Unutma yere çakılıp durmanın sebebi o değil belki ama uçamamanın nedeni kesinlikle onun inançsızlığıdır. İyi uçuşlar!

Mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken, ya da uyurken, seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim? Neden değilim?

Franz Kafka…

Değilim…!

Küheylan’a…

Yol, Gülümsediğinde Çiçek Açar!/ *The Audrey Hepburn Story (2000)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Yolda Gülümsemeyi Unutma!”

Hayat beni kollarına alacak; bunun inancı ile gidiyorum… Yaşamaya devam ederek! Elbette gülümseyerek…

Çünkü yol, gülümsediğinde çiçek açar! Neşeli Haftalar!

Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Audrey Hepburn Story (2000) : UNICEF elçisi ve en sevilen aktristi Audrey Hepburn gerçek hayat hikayesinin ilk 25 yılını konu alan filmin tarzı; biyografi/dram. Steven Robman tarafından yönetilen yapımın eleştirileri tam not alamamış ancak Hepburn canlandırılmasında rol alan Jennifer Love Hewitt , eleştiri oklarına maruz kalmış. Seksi ve yaramaz kız çocuğu görünümüne ters olarak dolgun bir kadın tarafı en çok itirazların yükseldiği yanı olmuş. Yine de Audrey in trajik olan hikayesi ve inanılmaz şansları ile hayatına dokunmak keyif verici.

Netflix, dizi çalışması için antlaşma yapmış. Bu şekilde olunca daha anlamlı olacaktır. Link bırakıyorum: çok karışık ve çok farklı düzlemlerde geçiyor o koca hayat. Bale eğitim, tüyatro oyunculuğu, sinema, vokal ve beş akıcı dil, barones kızı olamsının dışında İzmir doğumlu olduğundan bahsediliyor. Ege Levantenlerinden olduğu… Bir kaç kez ülkemizi ziyaret etmişliğinden bir de.

Umut dolu bir film! Red edildiğinde, kabul gördüğün insanlara ve yanlarına tutun; der gibi bir film! Yüreğine iyi gelen insanlarla doldurursan her yanını, seni desteklerler ve daima hayat ile başa çıkabilir, hayalini kurduğun yaşamı yaşarken buluverirsin kendini; der gibi saçını okşaması var Audrey/in gülüşünün ve canlılığının! E hadi, bas şu play tuşuna.

Aslı nın Film Seçimi…

“Pembeye inanıyorum.

Gülmenin en iyi kalori yakan şey olduğuna inanıyorum.

Öpüşmeye, çok öpüşmeye inanıyorum.

Her şey ters gider gibi görünürken güçlü olmaya inanıyorum.

Mutlu kadınların en güzel kadınlar olduklarına inanıyorum.

Yarının başka bir gün olduğuna inanıyorum,

Ve mucizelere inanıyorum.”

Audrey Hepburn

Aynı inancı paylaşmak güzel ve pembe…

Küheylan’a…

Acı ve Bağlılık, Daima Aşkı Peşinde Sürükler./ *Always (1989)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Ve O Sustuğunda da Sizin Yüreğiniz Onun Yüreğini Dinlemeye Devam Eder.”

Eylül yağmurları ile kuşların şakımalarına eşlik eden video da pazar kahveleri içilir! Afiyet olsun…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Always (1989) : Fantastik serimiziden romatik komedi/dram tarzında yayınlanan 1989 yapımı filmin önemli yanı dillere destan Audrey Hepburn‘un son filmi olmasıdır. Çok az bir sahnede melek olarak rol almıştır. Film aslında, 1943 romantik dram A Guy Named Joe (1943) yapımıın yeniden uyarlamasıdır . Yönetmen Steven Spielberg, yönetmen olmasına ilham veren o filmi unutmayıp, yeniden yapım haline getirip, çekimlerine başlar. (Ve 1993 yılında Hepburn vefat eder.) Adaylıkları mevcut ancak Spielberg şanına tam oturmadığı söylentiler arasında kaldır… Ancak hayalini gerçekleştirmek için ilk filmin kurgusuna bağlı kalarak yeniden çekilmesi ve film müzikleri ile ses getirir. Türkçeye “Daima” olarak çevrilmiştir.

Konusu aşk büyüsünün etrafında şekillenir. İki sevgiliden biri ölür, acı çeken diğerine yardım etme çabasıyla ruhu eksik olanı tamamlamak görevi ile ve o son ayrılık konuşmasını yapmak için geri gönderilir. İtfaiye pilotu olan adam geri döner.

Çünkü bilir ki, asılı kalan duygular bir sona bağlanmazsa; acı ve bağlılık, sonsuza kadar aşkı peşinde sürükler. Ölüm bile olsa bazen gitmek gerekebilir. Ama zarif sevenler, daima diğerinin acısını hissedip, onu özgür kılmak ve o son nokta için geri dönerler. “Vedalaşmadan, özgür kalamazsın! Aşkta yarım kalanı tamamlamadan özgür kalamazsın!” diyerek tekrar geri dönen ölen pilot, sevdiği kadına sevdiğini söyleyip, onu takdir ediyor ve “Kalbinden çıkıyorum, güzel bir hayat seni bekliyor, aşkta dahil!” diyor. Yumuşacık duygularla seni saracak bu film umarım yaşamın için de güzel ve zarif bir ilham verebilir.

Bu eski filme ve klişelere bazen önem vermek gerek. Çünkü aşk, kadimdir! Aşık olanlar dahil, kimsenin canını yakmamanız temennisiyle, keyifle izlensin ve sevgiyle…

Aslı nın Film Seçimi…

“Onca sevgiye rağmen kalbi filizlenmemişse, toprağı sen değilsindir .”

Cahit Zarifoğlu…

Vedalar üzer…

Küheylan’a…

Sessizlik Mevsimi…!/ *Sól ziemi czarnej (1970)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Kimin Aklına Gelir İblis`in Kederi…”

Günler sukuta gebeymiş… Mevsim Sonbahar… Bir süre Film Önerileri ve Müzik Seçimleri ile devam edelim!

*Aslı nın Fim Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Sól ziemi czarnej  (1970) : Polakların tarihini yansıtan Lehçe dilinde çekilmiş bir Polanya filmidir. 1970 de gösterime girmiş Türkçeye “Siyah Toprağın Tadı” olarak çevrilmiştir.

27 Kasım 2017 de dijital olarak yenilenen “Kara Toprağın Tuzu” nun özel bir gösterimi Katowice’deki Rialto sinemasında yapılacak. – Bir izlenimle sandalyelerden düşeceksin! –

Filmini yeni versiyonda görmüş olan Kazimierz Kutz diyor.

Silesia üçlemesi olarak adlandırılan “Kara Toprağın Tuzu (Sól Ziemi Czarnej)”, “Taçtaki İnci (Perła w Koronie)”, “Bir Tespihin Boncukları (Paciorki Jednego Różańca)” filmleri ile Dijital filmin gösterimini 100 dakikasını linke tıklayarak seyredebilirsin. Araştırmalarım sonucu başka yerde bulamadığım filmin gösterimi linki kelimesine tıklayarak izleyebilirsin! Tarihi filmleri sevenler için bir şölen niyetine…

Katoviçe veya Katowice, Polonya‘nın güneyinde Yukarı Silezya adlı tarihsel bölgenin en büyük kentidir. Katowice Polonya’nın güney-doğusunda bulunan ve 1999’da kurulan Silezya Voyvodalığı idare merkezidir. Katoviçe 1999’da kurulmasından beri Silezya Voyvodalığı’nın merkezidir.

Konu: Silezya bölgesinin hangi ülkenin topraklarında kalacağını belirleyen 2. ayaklanma zamanında bir babanın 7 oğlunu bu mücadeleye sürmesini konu alır. Ve Alman bir hemşireye aşık olan kardeşlerden birinin üzerinden ilerler.

Uyarsa seyredersin… Sağlıcakla…

Aslı nın Fim Seçimi…

İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı, onu bağırmaya zorlayan acısından çok daha ağırdır..!

Füruğ Ferhuzad…

Şşşşt…!

Küheylan’a…

Aşkın Proteini, Kurutulmuş Eti…/ *303 (2018)

Aslı nın Müzik Seçimi…

Eylül… Cuma… Güz ve Aşk!

Aşka inanmış ve yaşamışsın… Bir ömür sürmemiş; ne çıkar! Bu ömründe aşka rastlayamayan ya da ıslanmaktan korkup, saçak altlarından bakanlar varken; lafımı olur yani? Kuru Etim, aşk olsun…

Bedenin besine ihtiyacı var, ruhun da aşka muhtaçlığı… Hadi bırak eti/kemiği, kabak kamanenin sesi seni alsın içine, ben de anlatayım kuru et nereden çıktı, derken ne demek istedim…?

Kuru et olayı: Eti niye kurutulur? İhtiyaç duydukları yaşamsal besin maddesinin fazlasını, uzun vadede tüketilebilmesine olanak tanımak adına elbette. O besine ulaşmaları meşakkatli, hele elde etmesi zor ya da ulaşılması güç zahmetli ise bir de. Bol miktarda ellerinde var iken bugünde, yarın için stok yapmak elzem olur. Buraya kadar tamam sanırım. Peki besinleri saklamak nasıl mümkün olur? Ki konu sadece et de değil…

Besinleri Saklama, Daha Sonra Kullanma için yöntemler neler?

  • Kar içine gömme, dondurma, şoklama ile/ +5 derece de tehlike başlıyor!
  • Pişirme, Konserve, Tütsüleme şeklinde/ Su moleküllerinde ürüyorlar
  • Tuzlama, salamura, şekerleme yöntemiyle/ Bunlar; Mikroorganizmalar
  • Kurutma, güneşte kurutma tarzında/ -60 dereceye kadar tehlike devam.
  • Alkol gibi kimyasallar maddeler ile veya baharat ile karıştırarak/

Bu gıda saklama maddelerine bakınca, yok bakmayayım! Bir an fikrimi değiştiresim geldi. Son maddede takıldın değil mi? Pek önermem; sülfit, benzoit asit, gibi kimyasallar varmış işin içinde… Cezbedici gelen alkol ve baharat olsa da bana güven, güneş en iyisi senin için!

A, bak konserve olayını ilk kim bulmuş biliyor musun?

Napolyon, savaşlarında gıda sorunu baş gösterince, farklı çözüm yolları aranmaya başlamış. Etin kurusu ve salamurası, yanında reçel ve peynirle yenirken imkanlar daha da zorlaşıp, durum iyice kötüleşince… Çözüm için bir yarışma düzenlemiş: Et ve sebzelerin besin değerini koruyarak en uzun süre taze tutabilene 12 bin frank ödül verilecek diye ilan edilmiş. Ve işte konserve, 1809 yılında Nicolas Appert tarafından araştırmalar sonucunda şişeleme, sıkıca ağzını kapatma, belli bir ısıda “apertizasyon” dediği 70C derece üstünde pişirme yapılınca hem stoklanması ve hem de transfer sonrası tüketilene dek taze kalabilmesi mümkün olmuş. Ancak Pasteur 1864 de pastörizasyonu geliştirmiş (50-60C derecede altında ısıtarak) böylece yüksek ısıda tadı bozulan ya da besin değeri kaybolan gıdalar için yeni bir imkan bulmuş diye özetlenebilir. Yani gıdayı uzun süre saklamak için çeşitli yöntemler için durma git icat çıkartanlar olmuş.

Hah, sana ait biriktirdiğim onca hatırayı kuruttum güneşte; kurutulmuş et olarak istiflendin zihnimde ve dahi yüreğimde… Yani uzun zaman protein ihtiyacımı karşılarım buralardan. Sebze, meyve kolay iş; buluttan, şarkılardan, Mark/ın kabak kemanesinden, Hauser/in viyolanselinden… Hatta yağmurdan, dolunaydan… Sayende bundan sonra hiç aç kalmam.

Kurutulmuş eti de epey severim; ekmeğe katık ederim. Anlayacağın uzun süre idare edebilirim.

Edit: Dua et de vejetaryen olmayayım…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)


303 (2018) : Romantik, komedi/dram türünde 2018 yılında yayınlanan Alman yapımı bir yol/karavan filmidir. Almanya/dan Portekiz/e giden yol manzaraları ve diyalog filmi severlerin bayılacağı, 2,5 saat süren gösterinin beğenisi de bol; bir festival filmidir. Bittiğinde yalnız olma, hatta seyrederken yalnız olabilirsin ama evde mutlaka olmalı biri… Sevinçli bir boşluğa düşerken elinden tutacak o biri. Almanca olmasına takılma aşkın ve anlamanın dili yok ki. Hadi çağır o birini, yolla mutfağa kek/poğaça filan pişirsin, sakin sakin çık şu yolculuğa 303 ile şimdi…

Aslı nın Film Seçimi…

“Yüzüm kime dönük olursa olsun, yüreğim sana dönük olacak. Ben senden başkasına kapı nasıl açılır bilmiyorum.”

Cemal Süreya…

Bilmiyorum…!

Küheylan’a…

Yağmurdan Korkmayan, Aşka Aşık Kadın!/ *The Meyerowitz Stories (2017)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Eylüle Yakışır Bu Dinleti…”

Turgut Uyar/ın dizelerini de ekledim
       müziğin kıyısına...  

Temmuz çoktan bitti. 
Ağustos da bitecek. 
Eylül/de ellerin üşüyecek, 
Isınmak için geleceksin. 
Biliyorum! 
Eylül tam bu işe göredir; 
Gel bağışlayalım birbirimizi...

O çektiğin derin nefes ile gelir burnumuza iyot ve yosun kokusu… Gözlere değer mavinin her tonu ve elbette bulutlar ile dalgaların köpükleri… Kızıla boyanan akşamlar… Şuraya sararan yapraklar çizelim diyen ressamlar, tuval çantalarıyla yürürler ufuklara… Şuraya bir iki si bemol atalım diyen müzisyenler, omuz askısında enstrümanları, dalarlar yıldızlara… Gece yarılarından sonra tıkırtılar gelir klavyelerden, sustuklarını tespih edip dizerler ekran duvarına…

Ve fakat sen yine de güvenme okuduklarına…

Her azizin bir geçmişi, her günahkarın bir geleceği vardır!

demiş: Oscar Wilde

Çünkü kurguda, yaşamda ve aşkta; sunum için vazgeçilen kelimeler, yutulan cümleler ve imlecin sildiği paragraflar var… Bilmenin açlığına tıklanan linkler ile açılan onlarca sekme; bir avazda ekranımda… Bulduklarımdan, tatmin olmanın tamlığını aramak gibi, aramış da bulmuşum gibidir; aşk… Anladığım ama anlatmaya, o tam anlamı özetleyememenin telaşıyla, kapayamadığım tüm sekmelerim gibi… Ekranın ağırlaşmasına ve dahi donmasına sebep olsalar da, açık olduklarını bilmenin çapkın neşesinden de sıkılırım bakarsın… Ve fakat bir an gelip “Yeter!” ile tüm çarpılara tıklayıp, yepyeni bir arayışa da geçebilirim. Ne fayda ki tekrarlayan döngüler ile sekme biriktirmelere devam ederim… Aşkın fıtratıyla varlığımın kaderine bulaşırsın yeniden, yine farketmeden!

Yağan yağmurda, öylece dans edip eğlenirken… İstedim ki, sen de benim gibi sevinç içinde tepinerek, birikintilere zıpla ve ıslan; o saçağın altından çık istedim… Hadsizliğimle “Sevmiyor beni” ile etiketleyerek hemde! Hiç soramadım ve belki de senin en büyük sevincin; yağmurdan korkmayan, damlalara karışan, aşka aşık kadın bulmak olabileceğini göz ardı ettim sanırım…

Ve aslında, ikimiz de o en büyük mucizeyi yaşadık! An… Bir andır ya aşk! Ve sürdürülebilir kentler gibi uyumlanma çabama hep gülümsedin sen… Benimle alay ediyor sandıydım. Şimdi anladım ki; bir sürü an/a an ekleyebilmeme şaşıran ve beyhude çabama da çok sevinip bekleyenmişsin! Güzeldi... Güzeli, güzel bırakmalı tavrına da içerlemiştim üstelik… Sabrına hayranlığımsa hiç tükenmedi.

Ben, aşkı bir an/a hapsedip kalan yaşamımı, göbek bağıyla besleyebilirim sandım… Kadınım, anayım ya… Belki yardım etseydin yapabilirdim projesi, beta sürümünde kalacak belli ki. Ki, öğretilerin, bu rüyaya inanmayı engelledi: Bu yüzden, tüm bu coğrafyada yaşayan bütün halkları suçlamam gerekirdi ki böylesi kibre bir kibrit ile cevap vermek; aşkın zılgıtındandı…

Arşive attım o projeyi, kıyamadım, tahmin ettiğin gibi. Makineye bağlı yaşatmaya çalıştığım beden, kimsenin bir işine yaramaz artık diye fişi çekiyorum, usulca…!

Özgürsün! Özgürüm fütursuzca…

Edit: Seni bağışladım, sen de beni affet sevgili!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Meyerowitz Stories (2017) : Dram/komedi türünde, 2017 yılında festival filmi olarak üretilen ve ödüller alan filmin, ödül töreninde üç dakika ayakta alkışlanmak gibi bir serüveni de var. 112 dakikalık yapımın konusu ve işleyişinin altında yatan bir çok gerçeği anlamlandırmak seyirciye bırakılmış. Kadro ve yönetmen konusun da tanıdık, zengin alt yapısı içini ısıtacak. Diyalog filmi sevenlerin bayılacağı yapım için “Disfonksyonel aile ilişkileri uzmanı “Noah Baumbach” diye servis edilmesi dikkat şeysi… Linki, The Gaurdian gazetesinin yönetmen ve film ile ilgili yorumuna geniş yer verdiği için bıraktım: Meraklısına! Orkideyi suladım, kuşlara kırıntılar bıraktım, kafa dağıtma filmimi, yüzümü asıp seyretmeye başladım, hadi sen de aç!

Aslı nın Film Seçimi…

Gitmekle gidilmiyor ki. Gitmekle gitmiş olamazsın; Gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.

Cemal Süreya…

Kalanları buraya alalım…

Küheylan’a…

Bu Dolunay Çok Özlemli!/ *The Lovers on the Bridge (1991)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Bir Gün Başını Alıp Gideceksin!”

Bu gece Dolunay ile yazıma başladım… Bir heyecan sorma… Bu sefer tutar çaldığım mayalar, diye diye… Velhasıl, boğulduğum denize zaafım bitmiyor. Bir daha, bir daha… Ha, göle mi çalmalıydım o mayayı… Tutacaksa, deniz bile yoğurt olur ki… Hani derler ya; sen o mucizelere inandıktan sonra karga da uğur getirir diye ki ben karganın şansına inananlardanım… Ah, ben…

"......
Bir küçük yaşındasın, 
boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki
çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda
yürürken görmedim ki hiç.
......."
Edip Cansever

Uzun yolları sen aldın, kısa yollar hep bana kaldı. Ve fakat ben severim kısa yolları, link vermeyi, detayı, sembolleri, rakamları, işaretleri ve renkleri… Ve şarkıları, notaları, harfleri, kelimeleri, klavyeyi.. Eskiden daktiloyu, tuşları, köşe yazılarını, yeni çıkan reklamları… Şimdi; Spotify/ın her hafta benim için düzenlediği pazartesileri haftalık listeyi ve cumaları yeni çıkanlar listesini… İnstagram da ki postları, Facebook duvarı okumayı… Twitter da Feed beğenmeyi … Youtube da şarkı ve kişisel gelişim videoları seyretmeyi…

Ve Google; tıklaya tıklaya açılan tüm sekmelerde kaybolmayı… Öğrenmeyi, öğretmeyi ve dahi heyecanla bunları anlatmayı hatta buralara yazmayı… Yeni ufukları hayal etmeyi, adım atmak için heyecanlanmayı…

Bir gün o bilmediğim notalardan piyano resitali vereceğim anın canlı hayalini… Makaralısını daha elime almadığım yay ile bir kemankeş olarak ok şampiyonu olmayı… Sol dizimin sızısına rağmen tango yapacağım günü beklemeyi… Matbanın kokusu üzerinde kitaplarımın gururunu yaşamayı… Seninle elele gireceğim klüplerin loşluklarını…

Stilettom ile salınmaları, espadrilim ile süzülmeyi… Renk renk elbiseleri, bluzları… Ojeleri, pabuçları… Aynaları… Güneşi ve dahi ayın tüm döngülerini… Lacivert gökyüzünü, yıldızları bulmayı… Venüsü, Jüpüteri, Satürnü… Bulutları ve gün batımlarını… Kuşları, uçuşları… Sofralar kurmayı… Ve kusurları… Ve tüm iç seslerimi, dış sese vererek yaşamı film karelerine hapsetmeyi… Başımı çevirip o anları izlemeyi, eleştirmeyi…

Rüzgarı, esintide saçlarımı savurmayı, yürürken kaldırımlarda gökyüzüne bakmayı, tabelaları okumayı… Etrafımda görebildiğim tüm insan ve olayları izlemeyi…

Seninle eve dönmeyi, dizinin dibine sokulmayı… Gülümsemeyi, konuşurken dağılmayı… Bazen somurtmayı, ilgisizliğine küsmeyi… Suskunluğuna kırılmayı… İncinmişliğime ağlamayı… İçerilerden seslenip kanepelerden beni toplamanı… Sırtımı siper edip yatağın en ucuna kıvrılmayı… Hırçınlaşıp yastığımla yan odaya kaçmayı… Ne yapacağımı bilemediğimde, bağdaş kurup yatağın ortasına tünemeyi… Müzik listelerimle dans etmeyi, bazı şarkıları sonsuz kere çalmayı… Ve sözlerini merak edip okumayı…

İçtiğim kahveleri ve sigaraları paylaşmayı hatta su içirmeni… Yediğim lokmaları sayıp, ikna olmayıp lokmalarıma ekleme yapmanı… Uç uca eklediğim sigaralara kızıp, öteletmeni… İyi misin diye sormanı… Uyumadan ve uyanınca uyku süremizi hesaplamanı… Hırçınlaşınca göğsüne alıp yatırmanı…

Bu dolunay seni çok özlemiş…!

*Aslı nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Lovers on the Bridge (1991) : Türkçeye “Köprü Üstü Aşkları” Olarak çevrilmiştir. Aslında Fransız olan yapımın orijinal adı: “Les amants du Pont-Neuf  Paris Neuf köprüsünde çekilmek istenen film için izin alınarak köprü trafiğe kapatılmış ancak her filmde olduğu gibi yaşanan gecikmeler yüzünden izin bitince, Paris yakınlarında bir gölde, metropol binaları tekrar inşa edilerek çekilmesinden dolayı o tarihe vurgu yapılarak bütçesi en pahalı Fransız yapımı olmuş/ek bilgi. Bir ek bilgi daha: Pont Neuf, Fransızca “Yeni Köprü” demek ama aslında Seine nehrinin üzerinde ki en eski köprüdür. Türü; romantik dram olan filmin konusu klişe aşk ama durum biraz farklı. Bağımlı sirk göstericisi ile kör olmaya başlayan ressam arasında yaralar ve şifalar üzerine gelişen sonra sahip olmanın ara sokaklarına sapan, sapla samanı ayırt ederken boşveri veren… Yorma beni, seyret işte. Loş ışıkta ve şarapla izle… Ah Paris ve Paris de aşk! Ve eylülde… Ha evet, başlıyor: sustum.

Edit: İşaret ederek yönlendiren “yalnizlikmarmelati” na teşekkür ederim. Buradan yazınca çok seviniyor da 😉

Aslı nın Film Önerisi…

Özlem, hüzünsüz edemez; her hüznün de şurasında burasında, bir Özlem, gizli durur, kıpırdanır. Özlem, hüzünlüdür – hüzün de, Özlemli..

Oruç Aruoba – Uzak-

Hüznüme kavuştum, teşekkürler!

Küheylan’a…

Küheylan Kim? (Özel-Eylül Yazısı)/ *Equus (1977)

  • Küheylan (Şarkısı)

    Duydum ki Umudunu Kesiyormuşsun: Etme!

    Çünkü sorarlar “Cefasını çekmediğin bir davanın, cennetine mi talipsin?” diye.

    Ve susarsın!

  • Küheylan Miti:

    Arap mitolojisindeki “Tanrı bir gün insana eş olsun, dost olsun, onun ayaklarını yerden kessin diye bir at yaratmak istemiş. Bundan sebep, dünyayı var ettiği dört elementi; ateşi, toprağı, suyu ve havayı çağırmış.

    Görevi önce ateşe vermiş: At çok güzel olmuş; parıl parılmış, kıvılcım gibiymiş ama özü ateşten ya hırçınmış, vahşiymiş.

    Yaradan bu olmaz deyip görevi toprağa vermiş. Toprak öyle bir yaratmış ki uysal, sakin, yeryüzü gibi rengarenk, çok güzel ama bir kusuru varmış; toprak gibiymiş hantal, tembel.

    Suya verilmiş bu seferde görev! Su, minik dalgalar kadar şirin, tsunamiler kadar hırçın, su kadar berrak ve güzel bir at yaratmış. Çok idealmiş ama kusuru da çok büyükmüş. At su gibiymiş; akıp gidiyormuş, bir yerde kalamıyormuş, bulunduğu kabın şeklini alıyormuş, sadık değilmiş.

    Görev son olarak havaya verilmiş. Hava, düşünmüş buluttan mı yaratsam? nemden mi? ondan mı? bundan mı? diye düşünürken; rüzgarda karar kılmış. Meltemler kadar uysal, fırtınalar kadar hırçın bir at yaratmış. At, nereden geldiğini unutmasın diye de atın yelelerine rüzgarı bağlamış.

    O yüzdendir ki en güzel yeleler Arap atındadır. Atın adını; Küheylan koymuş. Yaradan onay verdikten sonra ilk Arap atını Arap çöllerine yollamış. Ne şahlar ne sultanlar ne krallar ne zenginler ne yiğitler bırak ata binmeye ata yaklaşamamışlar bile .

    12 yaşında Hz. İbrahim gelmiş ve kimsenin dokunamadığı fırtına gibi atı direk yelelerinden tutmuş, atın özüne dokunmuş, at onu sırtına almış hemen. Tüm Arap çöllerini fırtına gibi eserek ama bir meltem huzuruyla sadece dakikalar içinde gezmişler.

    Araplar derki “Her kadın bir küheylandır.” İbrahimini bulana kadar fırtına kadar hırçındır ama her kadının bir ibrahimi de vardır mutlaka. Ve ibrahim gelip kadının özüne dokunduğunda, onu saçlarından sevebildiğinde, o fırtına yerini melteme bırakır. Aşka bırakır…”

    Öyküden de anlaşılacağı üzere Arap mitolojisine göre ilk atın bizzat yaradan tarafından konulmuş adıdır; Küheylan.

    ekşi sözlük yazarı red kit07 tarafından yazılmış hikayedir. 16.11.2013

  • Utansın! (Küheylan Şiiri)

    Üstad Necip Fâzıl Kısakürek
       şiirlerinden biridir.
    
    Tohum saç, bitmezse
       toprak utansın!
    Hedefe varmayan 
       mızrak utansın!
    
    Hey gidi Küheylan, 
       koşmana bak sen!
    Çatlarsan, doğuran 
       kısrak utansın!
    
    Eski çınar şimdi 
       Noel ağacı;
    Dallarda iğreti 
       yaprak utansın!
    
    Ustada kalırsa bu 
       öksüz yapı,
    Onu sürdürmeyen 
       çırak utansın!
    
    Ölümden ilerde 
       varış dediğin,
    Geride ne varsa 
       bırak utansın!
    
    Ey bin bir tanede 
       solmayan tek renk;
    Bayraklaşamıyorsan 
       bayrak utansın!
  • *Küheylan/Equus (Oyunu)

    Aslı nın Oyun Önerisi…

    *Küheylan/Equus; Oscar ödüllü senarist Peter Shaffer tarafından yazılan efsanevi oyun Küheylan, 3D mapping teknolojisiyle birleştirerek dev bir prodüksiyon olarak 2016 da tiyatro sahnelerinde gösterime girmiştir. 2 saatlik gösterim aşağıda paylaştığım video da izlenebilir. Bol ödüller almış bir oyundur.

    Aslı nın Küheylan Oyunu Full İzle..
  • Küheylan/Equus (1977)

    (İmdb link Film adına için tıkla)

    İngiliz/ABD yapımı film tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanmıştır. Atları kör eden bir genci inceleyen psikiyatrisi konu alır. Drama tarzında 137 dakikalık yapımın detaylı analizi için link burada. Tarzı dram ve Türkçeye “Kör Atlar” olarak çevrilmiştir. Eski bir yapım ancak Oyunu Küheylan olarak lanse edildiğinde ve oyunun uyarlaması olduğundan, burada tanıtmaya uygun buldum. Adaylıkları ve ödülleri de mevcut.

    Aslı nın Film Önerisi…

    Güze ve Eylüle farklı başlayalım! Gece ay/ı seyretmeyi sakın unutma. Aynı anda hepimiz onun utancına tanıklık edeceğiz ve ardından kendini sulara batırışına! Sonrasında sadece Jüpiter ve az yukarısında Satürn ona baka kalacak. Ve tüm yıldızlar yanıp sönerek ona veda edecekler… Seremoni muhteşem… Yarım iken başladı ve her gün parça parça doldu… Ta ki 2 Eylül sabahına kadar. Her şey mükemmele evriliyor, nefes alıyor ve devam ediyor. Öyle…

Herkes seni yazdıklarımda arıyor. Ama sen yazıp yazıp sildiklerimdesin: Bunu kimse bilmiyor..

Ertuğrul Bayam…

…….

Küheylan’a…

Aşk “Neden” Diye Sormaz!/ *Anomalisa (2015)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Seni Neden Sevdiğimi Bilmiyorum!

Öncelikle senden özür dilemeliyim; konunun daima benim dışımda ki şeyler ile ilgili olduğu zannına kapıldığım için. Sende ya da senden kaynaklı şeylere ait olduğu ile ilgili algıya kapıldığım için. Kendime dönüp bakmadan, haddimi aşmama izin vermenin büyüsüne kaptırdığım için.

Tüm yükü, gökyüzünde yıldızlara yüklediğim için… Ekonominin gidişatına kerttiğim için… DNA larımıza mok attığım için… Geçmişin yaşanmışlıklarını bulaştırdığım için… Kişisel bağımlılıklarımızı kilit görüp anahtar aradığım için… Biçtiğim tüm kimlikleri bir bir üzerinde denediğim için… Yarattığım masallara beyaz atın ile giriş yapmanı beklediğim için… Sanrılarıma, vizyonlarıma esas oğlan olarak seni oynattığım için… Ve tüm bu roller için senden izin almaya gerek bile duymadığım için… Haddimi aşarak seni tanımaya giriştiğim için…

Çünkü ben sandım ki; geçmişin yanlışlarını seninle doğrulayabilirim. Sandım ki; tüm eksiklerimi seninle tamamlayabilirim. Sandım ki; olası gelecek senaryoma seni koyabilirim. Sandım ki; benimle yaşayabileceğin her anı, aslında senin hayalinmiş gibi yazabilirim. Sandım ki; seninle yepyeni bir ben yaratabilirim.

Kudretliyim, muktedirim, yaratanım; zannedip senden ve benden bir dünya yaratabilirim. İç sesi ve dış sesi ben olan bir tanrı olabilirim.

Sahip olamadığım topraklara, bayrak tasarlayabilirim. Çizilmemiş sınırlarıma, ordumu yığabilirim. İlan edilmemiş bir ülkeye, anayasa yazabilirim.

Oysa senin de bildiğin üzere; “Olur sen benim adıma da yaz, okumama gerek yok. Senin yazdığın her şeyin altına imzamı atabilirim.” dediğin İlişkiler Manifestomuzu hiç yazmadım. Ve fakat kabul et; güzel fikirlerim vardı. Güzel topraklar, denizler ve tepeler… Ve o tepelerin dibine kurulan evler, havuzlar, kumsallar… Hamaklar ve şarkılar ve hatta çıplak ayaklı danslar… Meyve ağaçlı bahçeler, çimen üstü kurulu sofralar, baş başa ve tüm DNAdaşlarımızla yenilen yemekler… Terasta yudumlanan romantik akşamüstüler… Dizinin dibiler… Alnıma ve omzuma konan buseler… Sucuklu iki göz yumurtalar ile kahvaltılar… Klavye tıkırtılı saatler ile alınan unvanlar… İnsan ağımızın onayladığı kimlikler… Feylesofların takdir ettiği karakterler… İktisatçıların saygı duyduğu yatırımlar… Ve hesap bakiyen de göreceğin milyon dolarlar…

Hiç pembe defterleri olan çocuklar olmadık… Yaldızlı kalemleri… Atalarımızın biriciği… O yüzden ve belki sırf bu yüzden sandık ki; hayaller kurdukça yeniden yaşayabiliriz çocukluğumuzu ve gençliğimizi. Üstelik bu sefer o yaraları almadan ve dahi o yanlışlara düşmeden!

Güzeldi. Seninle nefes almak çok özeldi…

“Ben seni kötüleyemem ki hiç. Çiçekli bir yol vardı, yürüdüm derim. Ayaklarıma dikenler battı ama her ormanda böyle şeyler olur derim.”

tweeter

Edit: Ben sordum; hem de çok kere… Neden ?

Ve Ağustosa da veda ediyorum bugün! Elveda…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Anomalisa (2015) : Animasyon, stop motion çekimler ile romantik,dram/komedi türündedir. 90 dakikalık, festival ile gösterime sunulmuş ve bol ödülleri de toplamış, alanında ilk sinema yapıtıdır. 2015 yılında ilk vizyonda seyirci ile buluşan yapım için eleştirmenlerden geçer notlar almıştır. Bir çocuk filmi yanılgısına girmeyin ama gerçek hayatı seyredebilen çocuklar ya da gerçek hayattansa ekranlarda yaşamaya çalışan çocuk olmayanlar içindir. Anomali kelimesi ile, okuduğu kitapta tanışan Lisa, yazarla karşı karşıya kalınca yakınlaşırlar ve filmin ve kadının yeni kimlik ismi olur: “Anomalisa” Lütfen izle! Yanağıma makas da isterim ki… Ve pencereye kuşlar için su bırak, dişini fırçalarken de suyu kapat!

Aslı nın Film Önerisi…

“Benim bir şeyim yok. Doğru insana rastlamadım, hepsi bu.”

Kırmızı Defter _ “Paul Auster”

Bir şeyim olsun diye dilediğim vardı, evet!

Küheylan’a…

Alışkanlıklarıma Gem Vuruyorum, Demlenerek!/ *Blue Valentine (2010)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Kolay olmayacak, Elbet Üzüleceğim!”

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun! Senin de Zaferini kutlarım…

“O sevgiler ki yoktular!” Pazar günü hüzün kokuyor ve çokça… Koşarak dolunaya giden ayın gece seronomisini seyretmek, ritüelim oldu. Sağanak yağışlı bol ilahili… Onun pasparlak beyaz halinden, kıpkırmızı haline dönüp Marmara/ya gömülmesinin, canımı çok yakmasının nedenini de bilmiyorum. Emin ol; boşlukları en hüzünlü ve acımasız kelimeler ile dolduruyorum. Zamiri hep, birici tekil şahıs ile başlayan… Sana kıyamam.

Alışkanlıklarıma gem vuruyorum, demlenerek! Ve bir şiire rastlamak; olur ki hep bana…

Alışma Bana, Ne Yapacağım Belli Olmaz

Alışma bana, ne yapacağım belli olmaz..!
Bugün varım yarın birden yok olurum.
Dokunma bana, kapanmamış yaralarla 
    doluyum.
Canımı acıtma, bir yarada sen açma..!
Sevme beni yoğun duygularımda 
    kaybolursun tutuşursun.
İsteme beni, yasaklarla boğuşursun, 
    engellerle doluyum.
Çözmeye çalışma sakın, seninle karışır 
    iyice kördüğüm olurum..
Anlama beni, ben kendimi bilirim, ben 
    böyle mutluyum..
Aşkı yaşatmamı isteme asla, ben aşka 
    yıllardır inanmıyorum..
Güveniyorsan kendine, inandır aşkın
    varlığına..
Sonucunda öyle bir aşk yaşatırım ki..!
Vazgeçemezsin, tutkun olurum.
Yıkabilirsen duvarlarımı, sakın 
    bırakma beni.
Tüm tutkularım ve gücümün arkasında;
Hala minik bir çocuğum.
Büyütemezsen; Kaybolurum...!
    Rabindranath Tagore

Edit: Şiirin her mısrası ben, her mısrası sen. Aynam benim; kırmayaydın iyiydi… Neyse, canın sağolsun.

*Aslı nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)


Blue Valentine (2010) : 2010 yılında yayınlanan, dram komedi türünde ki film Türkçeye “Aşk ve Küller” olarak çevrilmiştir. Konusu: ilişkilerin zaman içinde yol alırken evrilip farklı yollara devrilmesini ile ilgili, eşlerin gerçekçi hayatlarına değinmesi ve oyunculuklarını sergileyen aktör ve aktristin performansı ile izlenmesini öneririm. Kişilik ve karakter çatışması ve cinsiyet güç dengesinin zor yollara sapması biraz üzüp, sinirlendirebilir. Dediğim gibi grisi bol bir aşk hikayesi bu! İzlerken fazla ışıkları söndür, suyu yanına al, cipsi kırıklama…

Aslı nın Film Önerisi…

Ben ona, sabah olamasam da: Dingin bir ikindiüstü olayım istemiştim…

Şükrü Erbaş

Olmadı…

Küheylan’a…

Herkes Kendi Yalanına Sadık Kalsın Artık!/ *Dogma (1999)

“Belki de, Sadece Kendimize Güzel Yalan Söylemeyi Denemeliyiz!”

Çok debelendim.

Tüm olmayanlar için… Kabul görmek için.. Gerek yokmuş ki.

Bence artık herkes kendi yalanına sadık kalsın. Bir türlü dikiş tutmayan bu kumaşta biçilecek bir kalıp, yamanacak bir yan yokmuş ki. Pes ediyorum. Hiç yapmadığım bir şey mi sanki… Vaz geçiyorum.

Al makası, iğneleri ve dahi renklerine hayran olduğum tüm ipliklerimi… Ha yüksüğümü, hatta parmaklarımı, ellerimi… Gülen yüzümü, sesimi ve zaten kaybettiğim gülüşlerimi…

Kanatlarımı da al. Beyazlığımı… Hatta sevgimi. Çünkü aşkı bana bırakırsan, sana tutunmaya devam edecek o gücü senden alamam. Avuçlarına koymayı çok istesem de, gerek yok. Ekli dosya gibi yollarım kutuna, döndüğünde evinde; bulursun anahtarlarının yanında!

Perde ve END

Vaz geçtim!

Bir Eflatun Aşk
Ey eflatun aşk
Bana eflatun yağmurlar
Yağdırabilir misin?

Getirebilir misin geçen günleri geri?
Tutup yıldızları yanıma 
    oturtabilir misin?

Sana neyi anlatayım?
Her sarnıç küflü bir yağmuru
Her sevda bir ayrılığı yaşar...
 Behçet Aysan

*Aslı nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Dogma (1999) : Malezya,Singapur ve Türkiye’de sansürlenmiş, gösterime girmemiş, dram/komedi, macera tarzında geçen yüzyılın son filmlerindendir. Din temalı esprileriyle epey fantastik konusu ile o yıllara ait kült tek tanrılı dinlerden esinlenerek göndermeler bulunan eğlenceli bir yapım. İlk defa izledim, öneririm; eğlenceli ve tanıdık yüzlerin gençlikleri ile alt satırlarda düşüncelere sızacağı kesin! Hadi hazırla ekranı… Ve aperitifleri…

Aslı nın Film Önerisi…

”Ağır ağır ölüyor; yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.”

Pablo Neruda

Ölüsü de bir dirisi de bir!

Küheylan’a…

Zihnimde ki Köpekbalığım!/ *The Invention of Lying (2009)

Alı nın Müzik Seçimi…

“Sensiz Bir Dünyada Yaşamak İstemiyorum!”

Bir hikaye anlatmak istiyorum bugün.

Japonlar, taze balıklar ve lezzet düşkünlükleri hakkında değil ama bu konulardan başlıyor hikayemiz. Ön giriş için bir kaç bilgi ile başlayalım:

1950’lerde, L.Ron Hubbart’ın yarattığı, başlangıçta kişisel gelişimi hedef alan bir felsefeyken dini akıma dönmüş bir tarikattır. Scientology adıyla anılan bu akım, çok ünlü ve zengin kişilerin yer alması ile popüler olmuş. İstenmeyen duyguları ve hoş olmayan duygulanımları ortadan kaldırarak akıl sağlığını arttıran, tamamen geçerli ve işletilebilir bir tekniği kapsayan tezi ile insan ve davranışı alanında yeni bir bakış açısı ortaya koyan ve bunu deneylerle destekleyen Hubbart’ın 50 yıllık çalışması sonucunda: Devletlerin, sosyal kurumların, endüstrilerin ve kısaca insanın bulunduğu her ortamın karşılaştığı problemlerin çözümü için yeni bir yaklaşım metodu ortaya koymasına denir: Dianetik. Katedrali ile bir din yaratmış bu çalışmalar; halen de devam eden bir krallık gibi, orijinal sitesine link bıraktım.

“İnsanoğlu ancak hırs iddiası içinde bulunursa, anormal çabalar sarf eder.”

Ne kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz iyi bir problemle uğraşmaktan o kadar zevk alırsınız. Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adım adım çözebiliyorsanız, bundan da o derece mutluluk duyarsınız, heyecan duyarsınız ve enerji dolu, canlı, ayakta kalırsınız.”

L.Ron Hubbart’

Konu bu tarikat değil. Savları… Yani ihtiyacım olan bilgiyi cımbızla almaya çalışma girişimlerim var! Gelelim hikayeye:

Japonlar tekneyle yakaladıkları balıkları halka sunana kadar; canlılığı ve lezzeti azaldığı için (ölüyorlardı servis edilene dek ya) teknelere akvaryum eklemişler. Sürecin adım adım ve kazanılan bilgi ile alınan sonucu harmanlayıp, öteki adıma geçerek çözme işi önemli! Akvaryumda sersemlemiş balıkların tadı yine taptaze olanlardan ayırt edilebilince (değerlerinden azalmayacak yöntemler arıyorlar ya) balıkları tekne akvaryumunda iken, içine küçük bir de köpekbalığı koymuşlar. Birazı, köpekbalığı tarafından yenilmiş ama kalanları diri ve taze kalmış.

Keşfedilen yöntem ise bu din şeysinden yola çıkılarak bulunmuş ya da tam tersi…

Problemden uzaklaşma, içine atla, boğuş ve yen. Problem, çok ve çeşitli olabilir. Ümitsiz olma. Onu tanı, organize et, kararlı ol, daha çok bilgi ve yardım desteği ile onunla savaş. En mükemmel sonuca ulaşma hırsı ile paralel taze balık işini de çözebilmişler, böylece…

Kıssadan hisse; Beynime bir köpekbalığı attım ve nelere ulaşabileceğimi o zaman göreceğim… Çünkü beni diri ve canlı tutarak, mücadele gücümü elimde tutmamı sağlayacak…. Asıl problemlerimi sayende çözebilme azmi kazanacağım!

Sen benim köpekbalığımsın Küheylan! İşte şimdi seni yeneceğim İstanbul!

Edit: Seninle beni bütünleyecek bir bahane daha buldum Küheylan!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Invention of Lying (2009) : 2009 yılında yayınlanan, Fantastik, romantik, komedi tarzıyla ahlaksal alegoriye bir örnek olan filmin konusu hayli ilginç: Düşündüğünü ve doğruyu söyleyen bir dünya düzenin de yalanın keşfi! Türkçeye “Yalanın İcadı olarak” çevrilmiş. 100 dakika süren yapımın yönetmeni ve oyuncusu olan Ricky Gervais ile hoş vakit geçirirken gülümsetip, düşündürtecek.

Hazırlayın ortamı da başlayalım izlemeye haydi! Beni öpmeden yatma ama… Ha, gün batımı ve dolan ayı seyretmek için boşluklar yarat ve sessizce şahit olmayı unutma!

Aslı nın Film Seçimi…

“İnsan, acısıyla tek başına kalmayı ve kaçma isteğinin üstesinden nasıl geleceğini öğrendiğinde, öğrenecek çok az şey kalmıştır.“

A. Camus -V.Psikoterapi…

Öğrenmelere doyamıyorum!

Küheylan’a…

Düşlerimin Varacağı Cennetler Diledim!/ *Eat Pray Love (2010)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Kalbini ve Ruhunu Bana Ver ve Hayatımız Hep Toz Pembe Olsun!”

Böylesi duru, samimi ve net bir aşk şarkısı gibi olsun: tüm yaşam bundan sonra… Ve ben tüm pembeleri toza dönüştürüp yaşamımıza serpiyorum şimdi… Çünkü ben güzel sevenlerdenim!

“Kendinize daima ne istediğinizi sorun, neye ihtiyacınız olduğunu anlamaya çalışın ve sizi en rahat hissettirecek seçeneği bilin.” diyen Sınır Çizmenin bilimine kulak veriyorum artık.

Bu gece penceremde yıldızlar ile izlerken denize kavuşmaya çabalayan dolan ayı… Ve Ayın beyazdan kırmızıya dönerken, santim santim gözlerimin önünde yaptığı dansın gösterisini; yine gözyaşları ile seyre daldım. Böylesi bir güzelliğin sessizce ufukta kayboluşuna tanıklık etim. Sanki tüm geçmişimle hatta bildiğim tüm inançlarımla vedalaştım. Ve elbette huzur veren; yeniler diledim. Sevinç veren kapılar, cesurca avucuma bırakılan anahtarlar ve neşeli adımlanan yollar… Omzumu sıvazlayan eller, saçımdan öpen dudaklar, sabah fırından çıkan yeni ekmek kokusu gibi kapıma bırakılan yürekler… Güçlü adımlar, şefkatli kollar, yorulduğumda başımı yaslayacağım dizler diledim! Yanağımı dayayacağım geniş omuzlar. Duydukça coşacağım bakışlar, baktıkça dile gelen sohbetler, düşlerimin varacağı cennetler diledim!

Kalbim hala pıt pıt kafesinden çıkmaya çalışan bir kuş gibi… Uçacağı zamana kadar konaklayacağı sevgiler diledim! Hepimize…

Pembenin her tonu ve gökkuşağının her rengini aldım ve boyadım; şafağın mucizesiyle gelsin diye sabahımıza!

Edit: Güne uygun film ile…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Eat Pray Love (2010) : Biyografi, romantik dram türünde,  Elizabeth Gilbert adlı yazarın aynı isimli kitabından uyarlanmış yapımdır. Kendini bulmak için çıktığı yolculukta keşfettiklerini hazmetmek ve kendi ile tanışanların iç huzuru ile yaşama tekrar tutunmaktır; ana fikri ve konusu. Hindistanda aşka rastlamak da en büyük karı oluyor kadının… Ekonomik bollukta Hindistan seyahatine, pandemi ve borçlar olunca içsel yolculuğa çıkıyor insan ve en sonunda kendiyle rastlaşıyor ve aksiyle… Aşk kokan saatlere ihtiyacın varsa; mutlaka izle! Kediyi sev, beni öp!

Aslı nın Film Seçimi…

“Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim. Sarılıp, bırakmayanların sıcaklığını…”

Şems-i Tebrizi…

Sıcacık olsun içimiz, dışımız…

Küheylan’a…

Kendi Sınırlarımı Çiziyorum, Nazikçe… / *I Origins (2014)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Yeşil Çimenlere Uzan: Beni Sevdiğin Zamanları Anımsa!”

Duygusal intiharıma sürüklenme iznini iptal ettim, dibi delik kaplara umut ve sevgi dolduran musluğumu kapattım, romantik fantezi AŞ ile şartlarında anlaşırsak; sınırları çiziyoruz hayırlısıyla… Yaşantının atlı karıncasında görünmez bir at olma projesi de iptal! “Ben de buradayım!” butonuna basmayı yasaklamadım, aksine tamamen sökme girişimindeyim. Ağustos biterken, hummalı çalışmalar var cephemde anlayacağın.

Gaspedilmiş topraklarımın hepsinden vazgeçmem olası değil; bir hal çaresine bakacağım. Gerekirse bir keşif taburu intikal ettirip, tehdit altında olan halkımı kurtarmayı deneyebilirim. Kendi sınırlarımı çiziyorum, nazikçe…

Bu konuda Rabindranath Tagore dan yardım aldığım doğrudur. Hindistan milli marşını yazan ve Gora adlı romanıyla Nobel Edebiyat Ödülü alan, hukukçu, şair, yazar ve Gandhi taraftarı Tagore dan bir şiiri de bırakıyorum usulca buraya:

Hayata Dair...

Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz 
   gibi görünmek...
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız...
...Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, 
   kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, 
   sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış 
   sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, 
   inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, 
   bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu 
   gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı 
   engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız 
   kadar parlak.
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?
...
Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna 
   el kaldırmaya kıyamaz?
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım 
   karşımdakine.
O da çözülecek belki.
Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle 
    göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu.
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak.
İncinsek, yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.
Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez.
...
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
Ve kucaklaşsak yeniden.
Tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan 
     öncesi gibi.
O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.



Ve tıpkı baş kahraman Gora gibi, huzurlu bir yaşam arzum çok güçlü, inancıma sadık yoluma koyuyorum zarifçe başımı! ilk adımıma, hiç tanımadığım ve dahi kokusunu bilmediğim annemin adı ile başlıyorum: Sevgi. Toprağını kokluyorum, bir avuç alıp yoluma serpiyorum; içim huzur doluyor. Tüm tanrıçalar tarafından kutsanıyorum, yolum açık ve artık güvendeyim… Korkmuyorum!

“Aynı dilde konuşamayacağımızı fark edince, aynı dilde susmayı seçtik…”

GoraRabindranath Tagore

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)


I Origins (2014) : Bilim kurgu, dram ve romantik temalı film, 106 dakikalık, ödüllü bir festival filmi. Aşk filmi gibi başlasa da sorgulamalar ile devam eder:  “Evrende duyularımızla algılayabileceğimizden daha fazlası varsa” teması baskındır. Türkçeye “Kök” olarak çevrilmiş yapımdan hoşlanmazsan bilet parasını iade ederim; dermişim. Seyret, seveceksin ve bittiğinde düşüneceksin: en çok beni! 😉

Aslı nın Film Seçimi…

“İnsana imtihan olarak Özlem/ek yeter..! Bir şehri… Bir sesi… Bir nefesi…”

Cahit Zarifoğlu….

Yeter de artar bile…

Küheylan’a…

Yiğidin Kellesini Yedin Hakkını Yeme Bari!/ * Nise: The Heart of Madness (2015)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Sanırım Ben Sensiz Kayboldum!”

Evreka! Bu sefer ne buldun deme ama ya.. Konu: Hiç çizilmemiş kişisel sınırlarım. Çünkü sanıyordum ki herkesin net bir sınırı var ve ilan etmesine gerek yok. Üstelik, sınırlar ilişkilerde esnetilmeli, tolerans gösterilmeli hatta bir ilişkinin olmazsa olmazı bu esnekliğin ve toleransın genişliğidir. Bu saçmalığı bana öğreten her kimse ve onu bir elime geçirirsem… Yok, yok. Yine başkasını değil kendime çuvaldızı batırayım da şu egom azıcık insin… Elbette ben yanlış anlamışım şu ilişki kavramını. Aslında coğrafyamıza göre uygular ve kişisel olarak hatalı bulduğum bir çok yöntemi bireysel anayasadan kaldırmama rağmen bu konuda anayasamın ilk 3 maddesi gibi asla sorgulanamaz ve değiştirilemez muamelesi yaparsam, elbette z raporu böyle çıkardı.

Demem o ki; kişisel sınırı çizmek için önce kendimle tanışma gerekliliğinden imtina etmişim. Durum böyle olunca ben nerede başlayıp nerede bittiğimi bilmezken, karşımdaki, bu bilinmez görünmez hatta tespit bile edilmemiş sınırlarıma saygı göstermemesi gibi bir saçmalığa kapılmışım. Sonra da kalemi kırıp: hükmü verildiler ile insan kıyamına başlamışım. Ve ortalıkta kalan o tek tük insanın benden olduğuna karar verip; onlar ile dostluk, arkadaşlık, sevgililik ilişkileri geliştirmeye girişmişim. Oysa o ortada kellesi vurulmayan ve dahi kurtulanlar; tıpkı benim gibi; sınır çizme beceriksizliğinden, korkularının gölgelerinde dinlenceye çekilenlerdenmiş. Yani kendilerini kör kuyulara hapsedip, gelip biri beni kurtasıncılarmış.

Ah yıllarını; kural koyanlara göre ayak uydurmaya çalışan anarşist ruhum benim… Kimliğimi kaybettim; hükümsüzdür ilamından sonra etrafın boşalmış ve kalanlar da bir oh çekmişti ya.. Sen bunu da kendine göre yanlış anlamışsın. Çıkıntılık yapmamak uyumlu olmak sanmışsın. O öyle değil yalnız! diyorum şimdi. Uyumlu olmayı; sınırlarının ihlaline kadar götürüp, kös kös kendine hapishane inşa etmen gerektirdiğini ne zaman anlayacaksın diye sabırla bekliyordum ben de… Oh şükür çaktın köfteyi sonunda!

Şimdi tek hizmetim tek amacım; benimle geçinmenin, benimle uyumlu bir yaşam yaratıp beni geliştirmenin çarelerine odaklanmak. Nokta!

Hey duydun mu? Kapında ki paspas uyandı! Laf çakmaya çalışıyorsun ama seninle olmanın fitil fitil burnundan getirildiğini es mi geçeceksin şimdi? Kırmızı çizgi ihlalinin alarmı gibi, her elini uzattığında, her bir lafında; dış ses olarak kocaman bir “dıııt!” sesi ile irkilip, yine de “çıt..” seslerinde sana kıyamayıp saçını okşayan o değil miydi?

Yiğidin kellesini yedin hakkını yeme bari! Hem kuzum; bu haktır hukuktur olayını da artık usulca olduğu yere bıraksan… Yani amacın mutlu olmak mı haklı olmak mı? Bir düşünsen bu gece bu soruyu hı?

Sakin sakin otur yüreğim, toz kaldırma. Bırak, dünya sana gelecek yolu, kendisi bulsun…

*Rabindranath Tagore* kimse bize ait değildir

Başka yazıların konusu olarak Hintli yazar ve şairin hem hayatı hem eserleri hem de hayat felsefesine bir bakış atarız. Epey ilginç ve tanıdık gelen çok his var. Seveceksin eminim… Sabır ederken yazı da ekranına usulca gelsin!

Edit: Kişisel Fiziksel ve duygusal sınırlar hakkında bit link daha, özellikle family ilişkilerinde.

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Nise: The Heart of Madness (2015) : Brezilyalı Psikiyatr Dr. Nise da Silveira, Carl Jung ın öğrencisi olarak gerçek hikayesini konu alan ve 2015 yılında Brezilya yapımı ve orijinal dili Portekizce olarak yayınlanan yapım; festival filmi olarak servis edilmiştir. 13 yıllık bir araştırmanın ürünü olan ödülü bol film, psikiyatri kliniklerinde tedavi ve sağaltım sürecini de gözler önüne seriyor. Tarih, dram ve biyografi tarzı ile belgesel tadında filme şans vermelisin… Doktoru izle, yazıya yorum yap, kedilere su bırak.

Aslı nın Film Seçimi…

İnandığım insanlar yüzünden, beklediğim yarınlar dünde kaldı.

Amin Maalouf…

Arkana bakıp durma, al bakışlarını dünden…

Küheylan’a…

Müziğin İyileştiren Kıyısına Yasladım Başımı; Sen diye!/ *Yelling to the Sky (2011)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Sorun Etmemem Gerekir Ama Bütün Bunlar Çok Fazla Geliyor Bana!”

Evren, hayalcileri sever: vaz geçmeyin düşlemekten diyor… Sanırım evrenin en sevdiği benim!

Zihnimi eğitmeye çalışıyorum, oralardan nasıl anlaşılıyor bu mücadelem bilmiyorum ama… Ben sağlam durmaya kararlıyım! Zihnimin en sevdiği konuyu biliyorsun! Bu paylaşımı gördükten sonra kontrol bende değildi:

Görmemezlikten gelince içimde bir ateş! Duymamazlıktan gelince yüreğimde ihtilaller! Var mıyım yok muyum belli değilmiş gibi? Dünyanda yoksa bana bir yer: Aldım başımı gidiyorum…

TWITTER

Bu başı şifalandırmak için en sevdiğim şeyi araştırıyordum:

Müzik Terapisi:

Sağlığın bütünlüğünü koruyacak ve tedavi terapisi olarak da kullanılan müziğin farklı coğrafyalar ve derin deryalar gibi müziğin çeşitleri ve çeşitli kullanım şekilleri ile duygu durumları üzerinde etkilerinin kullanılma biçimidir; denilebilir. Çok kaynak ve çok farklı bilgiler, yöntemler, alanlar, durumlar mevcut. Son bir kaç gündür araştırmalarımın içinden çıkamayıp, bu kadarıyla ne yapabilirim sonucunda yazmaya karar verdim.

Belli başlı ülkelerde kullanılan tarzlar var; Türkiye için yapılan terapinin müziklerine link verdim. Diğer kültürlere ait tarzlar için de minik bir bilgi linki de bırakıyorum buraya.

İntegratif Tıp (Bütünleştirici Sağlık) tarzına geçen ve bu konuda çalışmalar yapılan bir dünya zamanındayız artık, ne mutlu ki!

Hangi Alanlarda Kullanılıyor Müzik Terapisi;

  • İnme (felç),
  • Parkinson hastalığı,
  • Alzheimer hastalığı,
  • Dil-konuşma bozuklukları,
  • MS, gibi kronik kronik nörolojik hastalıklarda;
  • Akut ve kronik ağrıda;
  • Anksiyete, depresyon, kişilik bozuklukları, şizofreni gibi psikiyatrik sorunlarda,
  • Diğer birçok motor, duysal ve bilişsel bozuklukların rehabilitasyonunda müzik terapinin yararlı olduğunu ortaya koyan çok sayıda bilimsel araştırma mevcuttur.
  • Yanık,
  • Yoğun bakım
  • Doğum ünitelerinde,
  • Operasyon öncesinde kaygı, operasyon sonrasında ağrı azaltmak için müzik terapi uygulanabilir.
  • Müzik terapinin destek sağladığı çok önemli bir hastalık grubu da kanserdir. Kanser hastalarında ortaya çıkan ağrı, kaygı, depresyon ve ilaç yan etkilerini azaltmada, sosyal ilişkileri geliştirme ve gündelik yaşama katılımda müzik terapi önemli katkılar sağlayabilir.
    • -Alıntı linki başlıktadır.

İki alanda yer edinen terapinin Müzik ile dansı; Link burada!

  1. Alıcı Müzik Terapi: Dinleyerek fayda sağlar.
  2. Aktif Müzik Terapi: Vokal ya da enstrüman kullanarak, katılımcı yönü ile faydacılığı ortaya çıkarır.

Alıcı Müzik Terapi ile zihnimi ve duygu durumumu şifalandırmayı becerebildiğim zamanlar için şükürler olsun! Sesin beyin dalgaları üzerindeki etkisi başka bir yazının konusu olacak! Meraklılar, bekleyin az biraz…

Seni çok seviyorum. Ve seni bu kadar sevmenin nedenlerini arıyorum. Ve aradıkça; sevmemem için bir sürü sebep buluyorum. Yine de sevmeye devam ediyorum. Kendimi sevdiğim gibi seni de seviyorum ama kendimi kabullendiğim gibi neden seni bir türlü kabul edemiyorum. Kabulde ki bu kabızlığı da çözeceğim: Bak! Buraya yazıyorum. Şu yukarıda ki videoyu bir kez daha dinleyip hırslanayım bari…

Müziğin iyileştiren kıyısına yasladım başımı; Sen diye!

Edit: Sinema Terapi için yazdığım içeriğe buradan ulaşabilesin diye link bıraktım!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Yelling to the Sky (2011: 2011 yılında yayınlanan dram türünde bir festival filmidir. 96 dadikalık, Türkçeye “Gökyüzüne Bağırmak” olarak çevrilmiş yapımın konusu bir gençkızın aile dramını, okul hayatı, aile bağları, babası ve aşk ile kendini bulma yolunda epey gerçekçi işlenmiş ender sinema sunumlarındandır. Eleştirmenlerden hem konu işleyişi hem de oyuncular konusunda geçer not alan esere şans vermelisin. Hayatta kalmak; ne zaman duracağını bilmekte yatar; gibi bir fikir ile baş başa bırakılarak izleyiciye not düşüyor sanki… Sevdim yani… Sen de sev: önce beni tabi…

Aslı nın Müzik Seçimi…

Buralarda yoksun… Ama bir yerlerde hâlâ “İyi ki varsın” …!

Sabahattin Ali…

İyi ol!

Küheylan’a…

“Hoşçakal” Bile Demedi!/ *Kill Bill: Vol.2 (2004)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Hoşçakal” Bile Demedi!

“Yalan söylemek için bile çabalamadı…”

Mesaj yazdım: Yağmura yakışır; gel sana kek ya da poğaça yapayım, çay demler, içeriz!

“Hava limanındayım, şehrime doğru…” diyen cevabı anlamak için kaç kere okuduğumu şu an hatırlamıyorum. Kulaklarımın uğultusu ve Solar Plexus denilen yaşam çakramın olduğu alanda ki yangının sızısı hala şuramda. Uçuşunun saatini sormayı ancak 77 dakika sonra akıl edebildim. Bu minik detay veya diyalog gibi görünen mesajlaşma; ilişkimin özeti ya da bir ilişkide olmadığımın ispatı ya da şikayetiydi…

Konu bu değil elbette! Konu bunun çok üstünde, çok altında ve çok etrafında varlığını sürdüren; beni içermeyen her şeyde! “Durdun durdun da ne tekrar ortaya çıkardın bu durumu” dersen: “referans paylaştığım müzik” derim! Hatırlamıyorsun değil mi? İlk sevgili olduğumuzda ki (bu sıfattan utanırdım o zamanlar) “Bizim şarkımız olsun bu!” deyip sana simültane tercüme ettirmiştim…

Neyse, demem o ki; o zamanlarda bile aynı karın ağrısına sahipmişim. Bilerek ya da bilmeyerek. Belki de başıma ne geleceğini hissetmişim. Durum ne olursa olsun ki durum şu an bu! Beni içimi de ikiye böldün. Ve bu ikilik içinde bir bütün olmamı istiyor musun ya da senin ikiliğini tama çevirmemi mi bekliyorsun? Ya da bekledin?…

Ne saçmalıyorsun, sıfır talep ile zaten ikiye bölen O ve duruma rıza gösteren ben. Mevcut halimde ki her ikimiz de seni seviyor. Ve fakat artık içimde ki bu bölünmeyi bitiriyorum. O seninle cenneti yaşayan tarafımın hayal olduğunu ilan edip, özleyen tarafım ile birleştiriyorum: “Böyle aşkın ıstırabını!?” diyorum!

Senin tarafından sunulan bu ilişki biçimi, bana göre kölelik biçimi… Yıl 2020 ve benim bu durumu kabul etme şansım yok. Ve gerçekten; hiç yok!

Sevgili efendi! Bu ilişki tarzınızı, aldıklarımı, verdiklerimi, yani toptan her şeyi ahanda bu yazının ortasına koyup; fitil denen o son cümlen ile ateşliyorum! Hadi şu şarkının filmini seyredelim: Serinin ikincisi olan Bill/i de öldürelim mi?

Haberleşiriz“!

Edit: Çakralardan 5. çakrayı temsil eden Karın Çakrası hakkında link bıraktım. Hatta çakralar için genel bilgi içeren link de burada!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Kill Bill: Vol. 22004 yılında yayınlanan ve Kill Bill Vol.1 filminin devamı niteliğinde olan yapımın ilk seri linkinin yazısını bıraktım. Aksiyonun yanında 40 dakika süren Bill ile hesaplaşma sahnesi, zihinsel ve duygusal bir hesaplaşmayı sunuyor seyirciye… Farklı tatlarda ki serilerin sonuncusu olan bu filmin de ilki gibi çokça adaylıkları bulunuyor. Müzik konusu zaten Tarantino için daima çok önemlidir filmlerinde… Linkten incele önemli filmlerini ve tarzını istersen. Bu yüzden ve bir çok şey yüzünden bu filmi bir kere daha ve son kez daha; seyret! AloeVera/yı sula, kuşa ekmek kırıntısı bırak, çık dışarı biraz Dvit3 al, buraya da yorum yaz!

Aslı nın Film Seçimi…

“Aramayacaksın kimseyi: Olması gerekenler zaten yanında. Ve yanında olmayıp gidenler: Ne aklında olmalı ne umurunda…”

– Paul Auster –

Peki…

Küheylan’a…

Talep Etmeyene; Sunma!/ *Kill Bill Vol.1(2003)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Yalnız Olmaktan Nefret Ediyorum!”

“Ne yapmalıyım? Ben sadece küçük bir bebeğim!…” desem gülmezdin bile çünkü biliyorsun ki; yaşımın kadını olamadım ben… Belki sırf bu yüzden kızdın hatta horladın beni, zaman zaman. Ve fakat değişmeye, özellikle bu konuda, hiç yeltenmememden sebep; kabullendin. Ya da ben öyle sanıyorum.

Olması gerekenler oldu ve olması gerekenler de oluyor. Seni ben seçmedim, seni sevmeyi de ben seçmedim. Olanı değiştirmeye yeltenmelerim oldu ve oluyor ama bu konuda daha kabuldeyim artık. Çünkü ben insanım, çünkü sen insansın! Sadece çözmekte zorlandığım bir konu var ki; bu durumu atlatmaya çalışmaktan vaz geçemiyorum!

 “Aşk, sahip olmadığın bir şeyi, talep etmeyene verme çabasıdır.”  demiş ya Lacan... (Link bıraktım o yazıma oku istersen!) İşte, o çabadan vaz geçiyorum. Çünkü talep etmeyene sunulacak şeyin, değeri yokmuş. Kendime hatırlatma olsun, öğren bunu; tekrarla bin defa ve tut kendini; hepsi bu!

Evet, gittiğini hazmettiren ve enerjimi dengeleyen şarkı buydu… Artık içinde kendimden ve bizden her ne bulduysam… Tekrar dinleyelim; şimdi desem ki içinde ki şefkati sevdim… Gülümserdin! Ve ben yine o manzarada kendimden geçerdim… Çünkü ben teslim olmaktansa savaşarak ölmeyi yeğleyenlerdenim!

Edit: Talep etmeyene hiçbir şey sunma!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Kill Bill: Vol. 1 : 2003 yılının, Quentin Jerome Tarantino yönettiği, aksiyon suç gerilim türünde ki film serilerinin ilkidir. 111 dadikalık yapımı Japonca, Fransızca ve İngilizce seslendirme ile piyasa sürmüşler.

Dövüş sanatları gösterisi sunsa da, intikam meleği tarzında ki Uma Thurman, suikastçı olarak evlenmek için biriminden ayrılır ve gebe/gelin olarak başından vurulur. 4 yıl sonra komadan uyanır, ölüm emrini veren Bill’i ve ekibi öldürmeye yemin eder. Müzikleri ve görseliyle bir şölen sunumudur.

Tekrar izleyip, hatırlamaya ne dersin? Ben de serinin 2.sini hazırladım! Link bıraktım 2 için, okuyabilirsin. (Mavi yazılar link bağlantısıdır tıklasana!)

Aslı nın Film Önerisi…

“Ne kadar çok anladıysam, o kadar derinlere battım, sıkıştım kaldım.”

Dostoyevski-Yeraltından Notlar…

“Sen çok uzaktasın. Beni nasıl kurtarabilirsin ki?” diye şarkı sözü ile karşılık vereyim…

Küheylan’a…

Şifalandıran, Teselli Eden: Filmler!/ *He Said She Said (1991)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Şimdiyse Gökkuşağımız Gitti… Kayboldum!”

Yine gidiyorsun… Yağmurun İstanbul’u ıslattı… Kaburgalarımın içinde patlayan havai fişek deposunda yangın var! Sanırım bu felaketin ardından kalanlar ile yaşamayı öğrenmek ve bundan iyi bir şey çıkarmayı ummaktan başka çıkar yolum yok!

Neyse ki müzik var, daima beni şifalandıran, teselli eden ve sadık! Bir de Sinema Terapi Yöntemi mevcut; okuyalım bakalım neymiş?

1990 yıllında Gary Solomon tarafından kullanılan ve literatüre Tıp Sağlığında Ruh Hastalıkları Tedavisi için Alternatif Terapi Yöntemi olarak kabul görmüş Tamamlayıcı Tedavi; Sinema Terapisi! Uygun bir şeyler seyretmek için araştırma yaparken rastladığım ve bilinçli olarak da pek kullanamadığımız bu yöntemi bir araştırdım: Aslında neymiş ve nasıl sonuç alınıyormuş bu terapiden!

Filmterapi Yöntemi 4 Aşaması ve Sonuçları:

  1. Özdeşleşme (Identification): Seyircinin güçlü ve güçsüz yönlerinin keşfetmesini sağlar.
  2. Katarsis (Catharsis): Filmdeki karakter ile bastırdıkları ya da fark etmedikleri duygu ve iç çatışma keşfeder. Acı çeken insan ile empati kurmak katarsis sağlar, problemin kabulünü kolaylaştırır.
  3. İç görü (Insight): İç görü kazanıp, rol modelini oluşturabilir.
  4. Bütünleşme (Universalization): Hissettikleri yalnızlık ve dışlanmışlık duyguları azalır. Kendi çözümlerini bulmak için umut verir.

Sinemanın hayatımıza kattığı renklerin varlığı tartışılamaz. Müzik ile terapi ya da iyileşmenin gücü başka yazının konusu olabilir. Link bıraktım ki…

Bu yazıda terapi olarak kullanılan bir filmi önermek istiyorum: İlişkilerde ki çatışmaları tanımlamak ve çözüm yaratabilmek için izlettirilen bir filmmiş bu. Patlamış mısırlar ve içecekler hazır ise başlayalım!

Edit: Meraklısına linkler bıraktım. Literatür niteliğinde bir link de var.

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

He Said She Said (1991) : 1991 yapımı Holywood filminin türü; komedi, dram, romantik. 115 dakika süren sahneler; bir birlerini tanıdıkça uyum sağlayabilen iki tv spikerlerinin yoğun savaşını sergiliyor. Türkçeye “O dedi Bu Dedi” olarak çevrilmiş.

Elbette, iyileşmek için, doğru sorular soran yani yönlendiren bir psikoterapiste ihtiyacın olmayabilir: İki dost ya da açık, samimi bir çift, kendilerini de tedavi edebilirler veya hepten bozabilirler.

Neyse, izle bakalım neler olacak. Ha evet, geçen yüzyıldan bir listeydi bu, güncel liste -terapi için- linklerden birinde: bul onu!

Aslı nın Film Önerisi…

İnsan hiçbir umut beslemediği zaman durumu kabullenebiliyor ama kapkara bulutlar arasından iğne ucu kadar kendini gösteren bir güneş ışını belirince, bütün dünyası o ışığa bağlı oluyor…

-Zülfü Livaneli-

“Güneşim ne kadar ışık verirse ben ay olarak o kadarını yansıtabiliyorum!” dedi kadın!

Küheylan’a…

Yapılacak Bir ve Şeye Ulaşamıyorum/ *Fast/Furious7 (2015)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Ve Seçtiğin Tüm Yollar Seni Daima Eve Geri Getirsin!”

Mutluluğun öğretisinin daha az olmasının sebebi, katmerlenerek cehenneme ulaşmasının kolaycılığı bence! Yani neşeliyken, pekala hızla yüreyen merdivenlerden haddini aşmaya geçebiliyor hatta “yok ya ben asansörü kullanacağım” diyerek kibir mertebesine ışık hızında geçebiliyorsun…

Mutluluk içinde yaşayanların, tevazu ve alçak gönüllü olmaları bu sebeple çok önemlidir. Neşenin terbiye ettiği kaç insanı tanıyorsun?

Empati yaparak ya da empat geçişlere sahip olanların diğerlerinin acılarını hissedip, deneyimlemeden terbiye olmaları da ilahinin mucizesi diyelim! Neşe ile deneyim sahibi olunuyor mu, bilmiyorum.

Sanırım burada ki en hassas nokta; bir diğerinin farklılığını gördüğümüzde takındığımız tavır… Burun mu kıvırdın sen? Küçümsedin sanki… İşte sapların dönüşü burada keserleşir. O yüzden aman diyeyim; “ay şuna bak” deme. “A ne kadar farklı biri” de; en fazla.

Ve insan keyifteyken; neşe fanusunun içinde ulaşılmaz oluyor. Kahve gibi yani neşelilik hali de, yalnızlığı içeriyor. Sabahtan beri duygu lünaparkındayım: Eğleniyorum az olur ama kesinlikle öğreniyorum.

Zihnimde dönen plakta yapılacak bir ve şeye ulaşamıyorum. Ne yapmalıyım, daha başka ne yapılmamış ki onu da yapmalıyım; bilmiyorum. Bu gün çok sıkıcıyım ve “yazmalısın” diyen sese uyup; çabalıyorum. Biliyorum yavan ama gerçekten başkası elimden gelmiyor bu akşam. Kafam dağınık, yaşam çorba… Öyle işte..

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Fast/Furious 7 : 2015 yılında yayına giren film aslında seri filmdir ve 7.sidir. Ancak oyunculardan birinin film çekimleri sırasında, bir yerden bir yere giderken trafik kazasında ölmesi ile; farklı bir şekilde film tamamlanmıştır. Erkek kardeşleri oynamış ancak teknolojinin faydaları kullanılarak oyuncuya benzetilen kareler ile /özel efectler/ film adeta sinema dünyasında bir ilke de imza atmıştır. Aksiyon, macera, gerilim tarzında ki yapımın Paul Walker anısına 137 dakikalık saygı duruşuna ne dersiniz! Sıkılmayacağınız garanti! Merak edene linkler bıraktım.

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Her kışın yüreğinde bir ilkbahar titreşir;

Her gecenin peçesi altında bir şafak gülümser..”

Khalil Gibran…

Son günümün ilk gününe geldim!

Küheylan’a…

Hoş Çakallar Ülkesine Doğru…/ *Thelma & Louise (1991)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Aşık Oldum Geleceğime ve Onunla Tanışmaya Can Atıyorum!”

Kendini bulmaya cesaret edemeyen ve tanışıp, anlaşamayan varsa; tam yol ileri!

Kendini tanıyıp, kendini sevdiğinde; diğerini tanımlayabilme ve sevme potansiyelini elde ediyorsun! Ben kendim ile yeni başlayan ilişkimde artık ciddi düşünüyorum! Yarın sabah ki yeni ay da belki itiraf edip ilişkimizi bir üst seviyeye çıkarabilirim. Son zamanlarda epey iyi gidiyoruz da!

Ah en sevdiğim güne geçiyorum: 19! Ve çarşamba ve yeni ay!

Ve biraz gönül koyuyorum sana: Nasıl eminsin ki zamandan ve yaşamdan? Yaşama bu kadar güvenmeni biraz kıskanıyor olabilirim.

Güven, yaşamak için ve hatta sevmek ve iletişim için önemlidir. Belki de senin değil, benim güven sorunlarımdan ötürüdür bu yaşadıklarım. Ve sanırım çukurlarımı doldurmayı beceremediğim sürece var olan potansiyellerimi kaybetmeye devam edeceğim.

O halde, bu yeni ayda ve 19 un gününde, kendim için tüm çukurlarımı doldurabilecek mucizeler diliyorum. Elbette dileyene, dilediğini vermesi için de destekliyorum hepimizi… Neyse, biraz içe çekilmeliyim…

Hoş çakallar ülkesine doğru…

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Thelma & Louise : 1991 yılına ait, suç/dram tarzıyla kült filmler arasında yerini alan yapım, yönetmenine ödül de kazandırmıştır. 129 dakikalık sürer yapım.

Konu; güneyli kadınların baş kaldırısı olarak algılanmış olsa da, taa o yıllarda; adaletsizliğin suça dönmesi için cinsiyet değil, irade ve merhametin önemini savunmuştur. Ve elbette, sürpriz finalle seyirciyi eğlence ve zaferden ters köşe yapması ile vuruculuğunu da kanıtlamıştır!

Blog arkadaşım ve reelde karşılaşsak “Thelma ve Louise olur muyuz?” diyerek heyacanlanmamızı burada açık etmiş oluyorum ama “yalnizlikmarmelati”‘na minik bir jest yapayım dedim! Önerisi için de teşekkür ederim!

Hadi bakalım size günün Koanı: “Hangimiz; hangimiziz?”

Aslı nın Film Seçimi…

Aklımdan çıkmıyor… Aklım çıkıyor ama “O” çıkmıyor…

Oğuz Atay

O, kim ki?

Küheylan’a…

Yeni Bir Sahne Dekore Ediliyor Benim İçin!/ *Room (2015)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Gölgeler ve Yalanlar Gizliyor Seni Benden!”

Yaşadıklarımız ve bu yaşantının içinde tüm tecrübe ettiklerimiz; gerçeğimizi yani dünyamızı oluşturuyor. Kendi yaşamlarımızdan diğer yaşamlara açılan her gözetleme deliğinden gördüklerimiz de, anlamlandırabildiğimiz kadarıyla, hayallerimizin gerçekliğidir.

Aslında iki gerçeklik var; tecrübe ettiğimiz ve gözlemlediğimiz. İkisinin bir birinden keskin sınırlarla ayırmak; bazen imkansız. Hele ki; sosyal mecra dediğimiz bir tavşan deliği varken, girift!

Bir de, deneyimleme fırsatı bulduğumuz ama bizim gerçeğimiz yapamadığımız; şahit olduğumuz yaşamlar var! Ki fırsat bulursak ya da şans verilirse uyum sağlayıp gerçeğimiz haline getirebiliriz.

Eğer, şahit olduğumuz ve kıyısından da nefes almamıza izin verilen o yaşamlara adım atabildiğimiz kadarıyla, tüm sınırlarını bilmediğimiz halde, yaşamaya can attığımız hayatlara özenir, gerçeğimiz yapmaya çalışırsak; içinde varlığımızı devam ettirebildiğimiz ölçüde değerli hissedebiliriz bile.

Ve insan, uyum sağlayan bir canlı olduğundan; daima dünyalar yaratır, bozar, tekrar yaratır. Jenerik aktığında ekranda, anlarız ki bu filmin sonu gelmiştir. Ve bu her zaman yeni bir filme başlama şansını da vermeyebilir.

Ve fakat, bir de verirse; ve eğer bir de arzu ettiğimiz, hayalini kurduğumuz gerçeklikse: Daima o sahnenin bir köşesinde olmak için can atar konuma sürükleniriz.

Hissediyorum: Yeni bir sahne dekore ediliyor benim için…

Ya sen? Senin için de fon hazırlandığını duyumsuyor musun? Kimle veya nerede olduğu tasarlanırken, yazara ilham olacak bazı ip uçlarını verebildin mi? Zamandan ve öğretilenlerden bağımsız, kurgulayabilir misin? Benim için ya da kendin için hatta bizim için böyle bir gerçekliği yaratma cesaretin var mı?

Yalanlar ve gölgeler olmadan, apaçık, samimi ve net; arzuladığın yaşamı benimle paylaşmaya ne dersin?

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Room (2015) : 2015 yapımı, dram ve gerilim tarzında film 118 dakikadır.  Emma Donoghue’nun yazdığı aynı isimli romanından uyarlamadır.

Adaylıkları ve ödülleri olan bu filmin tuhaf bir psikolojisi olan rahatsız hissedilecek yönü yüzünden dikkatli olunmalıdır. Oğlu ile 7 yıl, 10X10 metrelik bir odada; kaçırıldığı için esir olarak yaşamak zorunda kalışlarının hikayesi anlatılır. Mutlu sonlu biten filmin mutluluk ve son kısmı tartışılır. Türkçeye “Gizli Dünya” olarak çevrilmiştir.

Bir deneyin derim! Kitap 42 dile çevrilmiş ve yayınlandığı yıl (2010) uluslararası en çok satanlar listesine girmiş, link olarak orijinal sitesini bıraktım.

Beni ve gerçekliğimi sorgulattı; sıra sende!

Aslı nın Film Seçimi…

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet … Yüreğini elime koyduğunda anladım! ”Sana ihtiyacım var, gel!” diyebilmekmiş güçlü olmak … Sana ”Git” dediğimde anladım…

Can Yücel…

Anlamış olmam da önemli!

Küheylan’a…

Aşkta Rota Tekrar Hesaplanıyor!/ *The Fountain (2006)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Dün Gece Geçmiş Hayatımın Son Gecesiydi!”

Dünyanın dünya olası beri ve insanın insanlığa başladığı andan itibaren sorası geldiği tek gerçek sorudan çok uzaklaşmış, üstüne üstlük çok da sarpa yollara girdiğimi keşfetmiş bulunmaktayım.

Ha, diyeceksin ki: E bravo, bu Amerikayı kaçıncı keşfin?

İlk!

Gülme işte… İlk defa bu sorudan ve bu konumdan uzaklaştığım için kaybolduğumu anladım! Koan neydi bir hatırlayalım; paradoksal soru demekti ve ilk koan neydi:

“Ben Kimim? ve Neden Buradayım?”

Kendimi bulmayı ve kendimi gerçekleştirmeyi unutup, “Para kazanmanın yolları adlı çalışma” olarak kabul görünce yaşamak; kaybolmuş gerçeklik içinde yaşayan, paraya koşan, para ile sahip olacaklarıma odaklanan bir kişi olunur ya başka ne olunur? Aslında burada para değil mevzu: sahip olmak! Sahip olduklarım kadar değerli, sahip olduklarım kadar var olan kişi; gerçekte var mıdır? (Bir Koan daha!)

Hal böyle olunca, aşk gibi soyut olan kavram, engerek gibi oturur boğazına! Aşka sahip olunur mu? sorusu boşa çıkarır tüm çabanı… Aşk sadece vardır, ispatlayamazsın. Çünkü sadece aşk vardır; yani aşk bir hal durumu, çünkü aşk; bir enerjidir.

Avcı toplumunun sanayi toplumuna, sanayi toplumunun iletişim toplumuna geçişte kaybettiği aşkı arar-sorarsın! Görenden, bilenden yol tarifi alırsın. Ki her yol ayrımında “Rota yeniden hesaplanıyor!” der ve kendinden uzaklaşırsın. O bedenlenemez aşkı bir bedene sığdırmaya çalışınca da kızılca kıyamet koparır, dımdızlak kalırsın! Sakın ha!

Sevseydi bana çiçek alırdı dersin, bana tek taş alırdı… Bana nar çiçeği kırmızı pabuç alırdı dersin… Aşkını on paraya iç edersin!

Konu aşık olunca, ne yapacağının hesabı olunca; “Rota tekrar hesaplar” sen bir kez daha Kaf dağının ardına yollara düşersin.

Halbuki aşk, maşuk ile ilgili değil; aşık ile ilgilidir. Ve sahip olacağın tek şey; kendinsindir. Sahip olduğun tek aşk; aşkı soyut hissedebildiğindir. Ve ne güzeldir ki eğer o aşkı hissettiğin maşuğa rastlaşınca.

Elbette insan; beşer-şaşar! Açarsın Calculator ü, başlarsın hesaba… İşte o an, aşk …içne kaçar, kalırsın iki beden.

Demem o ki; sen aşkı bildiysen, bildiğin gibi sarıl/sarmala doyasıya yaşa! Çünkü aşk;, kim olduğunu bilmeye, neden burada olduğunu keşfetmeye yarar. Fokusun maşuğun tatmini değil, kendi yolculuğunun durakları ve dahi rotası hatta hedefidir!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Fountain : 2006 yılında yayına giren, dram gizem ve romantik derken aslında içinde bilim kurgu, fantastik ve tarihide barındıran farklı 3 zaman aralığı ve boyutta anlatılan hikayelerde tüm sonuçlar birbirini destekleyecek şekilde tezahür etmesiyle ilginç bir film. Türkçeye Kaynak adıyla çevrilen yapımda bir ağaç olan imgesel dürtünün aşkın peşine düşen ruhların maceraları olarak özetleyebilirim.

Aslı nın Film Seçimi…

“Baktım ki varlığımla rahatsızlık veriyordum.. Sessizce bıraktım, vermeyi’de istemeyi’de!…”

Anonim

Öz-usançın sonucuydu bu!

Küheylan’a…

Beyin Kıvrımlarını Ütüleyen Yazı!/ *Agora (2009)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Hayat, Sadece Kısa Olduğu Gün Değerlidir!”

Seni en çok sadık olduğunda kıskanıyorum: kendine sadakatini!

Doğamı ve anlayışımı aşındırmadan yaşamayı seçtiğimde; yalnızlaşmam da benim kontrolümde olmadığına göre, evrenin seçimine teslim oluyorum, diyelim. Aşkın hazzını erteleyerek, bireysel mutluluğumu uzun vadede devam ettirmek için ruh halimi dengede tutmanın dayanılmaz hafifliğine ulaşmaya gayret ediyorum!; dileğim bu…

Aslında savunduğum ancak şimdi şablona uydurmayı başardığım; olanı olduğu gibi kabul ederek; zor olan karar ile basit yaşama geçmek niyetindeyim. Korkumun içinden geçmek, öz-felce uğramadan ayakta kalabilmek ve yalnızlaşmanın zihinsel dayanıklılığımı arttırmasına sığınmak olgusunun ortaya çıkardığı ihtiyaç ile bu stoik yaklaşımı benimsemekteyim.

Aslında zor olduğu için cesaret edemediğimiz şeyler, biz cesaret edemediğimiz için zordur.

SEneca

Yorulduk mu? Az dayanın. Buraya kadar olan açıklamaları anlamak beni biraz rahatlattı aslında. Covid19, ekonomi, sağlık, eğitim ve ilişkiler cephesinde; paralize halime açıklamalar getirdi. Değiştiremeyeceğim şeylere katlanmanın erdemiyle, sabrı bir bardakta kafaya dikmeden yudum yudum içmeyi öğütleyen tavrını, anlaşılır ve uygulanabilir buldum. Farklı ahlak kalıplarına yatkın olan karakterleri, anlamlandırmak ve onlara paralel olup senkronize hareket etmenin saçma çabasını terketmenin, faydama olacağını bile savunabilirim şu an.

Ah başına stoik kesildim sanki… Ama güzel olan ne biliyor musun? Araştırdıkça, öğrendim. Öğrendikçe acıyı tanımlamaya başladım. Tanımladıkça normalleşti. Normal olan da; acı vermemeye, bilakis eyleme itti. Halledebileceğin şey ise çöz, değilse; salla gitsin!

Valla şu Büyük İskender, harbi büyük adammış!

Kıssadan hisse;

  • Kontrol edebildiğini
  • Ve edemediğini bir birinden ayır.
  • Edebildiğin üzerine plan yap
  • Ve uygula.
  • Hedefe giden yolda başına gelene katlan,
  • Dayan.
  • Senden büyük İlah var,
  • Daraldığında ona yaslan.
  • Katlanamadığın noktada da salla gitsin.

Benim özetim; hafif avam oldu ama en basit şekliyle olay bu!

Elimden ütüyü bırakıyorum. Beyninde tek kıvrım kalmadı galiba. Eh o halde seçtiğim müziği bir daha dinle. Kesmediyse bir de film önerim var, ona ne dersin?

*Aslı nin Film Seçimi….

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Agora (2009) : 2009 yılında yayınlanan Biyografi, dram ve macera tarzında, 123 dakikalık filmdir.

En ünlü kadın filozof ve tarihe de adını kanlı yazdırmış Hypatia‘nın gerçek hikayesi. Tarih: MS 391 yılı ve İskenderiye. Ve bin yıl sürecek Ortaçağ karanlığı ile misyonerliği; Hristiyanlığı dünyaya yayma girişimleri… Hypatia‘nın ölümünden/öldürülmesinden/katledilmesinden sonraya denk geliyor. Bir mihenk taşı olan olaylar ve insanlık tarihi için izlenmesini şiddetle tavsiye ederim.

Keza, bir kadın daima korkutmuştur kural koyucuları ve uygulayıcıları… Yorumlara açık ve açım!

Aslı nın Film Seçimi…

Bana başka gülüyor, “Ben de seni sevecek gibiyim ama daha değil” der gibi gülüyor.

“Bekle” diyor sanki bana. Ben de bekliyorum.

Ali Lidar…

Ah şaşkın kadın…!

Küheylan’a…

Her İmparatoriçe, Önce Korkusunu Fetheder!/ *Joker (2019)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Neler Var Gecenin Karanlığının Ötesinde?”

Cumartesinin serin meltemi ile devam ediyorum. Sakinlik ve odağı neşeye yönlendirmek rahatlattı. Hadi kafa dağıtıp rahatlamaya, kontrol edemediğimizi bırakmaya devam edelim. Ne diyorduk; Büyük İskender, bir hayal ile yola çıkmıştı.

Korkunu fethet; sana söz veriyorum dünyayı fethedeceksin.

Büyük İskender

Pan Helen hayalinin peşinden aldığı topraklar ve yıktığı imparatorlukların, tüm tarihi ve o topraklarda yasayan insanlığın dna’sını değiştireceğini biliyor muydu? Ve bugünün konusu; rüyasının nelere yol açtığına bir göz atalım.

Pan Helenistik Dönem; Dünya uygarlığın temelini temsil edermiş savunucularına göre! Hayal ederken bile çok geniş olan imparatorluk sınırları içinde neler olmuş :

  • Grek kültürü ve mimarisi ile girdiği topraklara 70 kent kurmuş
  • Kültür difüzyonu olarak adlandırılan ve bizim topraklarımız olan Anadolu için olası kullanılabilir kavramın ilk sürecine başlanmış.
  • Grek kültürü ile hemhal olan halkların algıları değişmiş.
  • Bireyselleşmenin sonucunda farklılar ile hoşgörüye geçilmiş.
  • Bunun sonucunda Helen Tanrıçalarından ismini alan dönemin temsilcileri olan halklar, yeni bir kültüre geçmiş.
  • Kentleşmeye başlayan, bireyselleşen, doğunun verimli toprakları ile düşünsel ve düşsel yaşanan toplumun bu dönemde ortaya çıkan akımlarında; Helenistik dönem aksiyonları denmiş.
  • Bu dönemin ana başlıkları:
    1. Sanat
    2. Mimari
    3. Tarih
    4. Felsefe
  • Seneca dan yola çıkmıştık. Helen döneminde ortaya çıkan, felsefi 4 akımdan biri olan; Stoik felsefe akımına duyduğun ilgiden bahsetmek yarının konusu olsunmuş.

Yorumlarsak;

  • Birey, tanrıların gazabı ile katı kurallardan kurtulmuş.
  • Kendi öz hazlarına yönelmesi ile haz ve mutluluğun elde edilmesi ve süreci değişmiş.
  • Hazzın sürdürülebilir olması önem kazanmış.
  • Düşünen, düşleyen, üreten insanlar ile insanlık bir üst akıla geçtiği bir anaforda yol almış.
  • Bu büyük değişim; tarihi, düşünceyi , sanatı ve mimariyi etkileyip, yeni bir sayfa açtırmış .

Büyük İskender gibi bende korkularımı alt etmeye çalışarak kendi dünyamın İmparatoriçesi olmaya çalışıyorum. Takip edenlere feyz ya da gülümseme garanti ediyorum.

*Aslı’nın Film Önerisi….

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Joker (2019) : 2019 yılında yayınlanan, psikolojik gerilim tarzında 122 dakikalık bir gösterimidir. Ödüller almıştır.

Cuma gece yarısından sonrası için uygun olur dedim. Bir komedyenin trajik öyküsünü konu alan filmin hüzünlü ve ironik yanı ile biraz toplum algısı ve yargılar üzerine, anlam karmaşasına sokan yanını, kişisel ironime yakın da bulmuş olabilirim.

Zihnimde fısıltı çığlığa dönüşmeden uyum sağlamaya çalışsam iyi olacak. Gece gece krizsiz izlemeler!

Aslı’nın Film Önerisi…

Hissedemediğin bir şeyi anlayamazsın.

William Shakespeare…

Zorlama, anlayamazsın!

Küheylan’a…

Seçimi Yapınca Hayali Acım Azaldı./ *Gladiator (2000)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Gitmene İzin Vermemi Zorlaştırıyorsun!”

Bir kaç gündür gelli gitli ama huzurum yerimde… Geçen haftasonunun o tuhaf enerjisinden kurtuldum. Sislerin dağılması ya da çok bulutlu bir gökyüzünden güneşin yer bulup parlayabilmesi gibi…

Seneca der ki: ‘Hayalimizde gerçekte olduğundan daha fazla acı çekeriz.’

Stoacı felsofolog

En Ünlü 3 Stoacıdan Biridir ki Kim Bu Diğer İkisi:

  1. Seneca,
  2. Epictetus, 
  3. Marcus Aurelius.

İnsanlığın sorularına cevap arayan felsefeloglar, Helenistik çağda yaşamışlar.

Helenistik Çağ Denilen Dönem Ne ki Derseniz, Okumaya Devam:

Büyük İskender ile başlayıp biten tarih aralığı olarak özetlenebilir.

  • Büyük İskender, Antik Yunan Makedonya Kralıymış.
  • Pan-Helenistik hayali için gözünü Anadoluya dikmiş.
  • Pers İmparatorluğunu feth etmiş. (Pers toprakları Pakistandan Bulgaristana kadarmış.)
  • Hindistanı işgal etmiş.
  • Mısırı feth edip kendini Tanrı-Kral ilan etmiş,
  • Arabistanı işgal edemeden ölünce dönemin sonuna gelinmiş.

İşte bu kültür şoku ve meçi sonucunda doğan algının yarattığı dönem; Helenist kavram. Dönem, atalet ve rutin barındırmadığı için kafalar yeni, zihinler taze, toprak verimli, iklim şahane, bir yandan deniz… Bir yanım; bahar bahçe!

Düşünsene, Mısırın o kült tanrıları, astronominin ve matematiğin mavisi, firavunları… Hindistanın, hiyararşisi, baharatları, renkleri… Altın, sarı, turuncu gün batımları… Kızıl akşamları… Müzik ve dans… Ay başım döndü. Dur daha devam ediyoruz! Persler var; Zerdüştün eşitliği ve adaleti, Babilin asma bahçeleri, gemileri, bitkileri ve tıbbi keşifleri… Greklerin, Olimposu, tanrıları, kentleri, mimari ve sanatı, antik çağın en ihtişamlı zamanını yaşarken bu kültürlerin bir birinin içinden geçmesi… Geçmiş Hitit medeniyeti üzerinde yapılan bu dansın en ihtişamlı zamanı Antik çağın Helen dönemi, Anadoluyu merkezleyerek genişler.

Mucizevi danslar yapılan, kanlar akıtılan bu toprakların çocuklarıyız hepimiz! Bu anlatının sehabesi; Seneca da bu topraklarda yaşayan, düşünen ve bir adam. Felsefesi; hazzı ertele ve sürdürülebilir hale getir, doğa ile uyumlu ol. Yani kontrol edemediğine boyun eğ ama çokta şey etme diyor. Doğal yaşamın döngüsü, başlar ve biter. Bunu bilerek sürdür yaşamını ve bitene bakma, başlayana hazırlan diyor.

Korkuya ve acıya fazla paye de verme diyor. O köşeyi dönünce yol düze döner, zihninde tekrar etme acıyı diyor. Seçimini yaparken hazzın kucağına düşme diyor. Hayat güzel; güzele odaklan, çirkine katlan diyor.

Yazdıkça acım azaldı.

Edit: Çok karışık ve sıkıcı yazdığım için revize edip bir kaç gün bu konuda devam kararı aldım, bilgine… Bunca yazıya bir kuple yorum alırım ama! Meraklısına linkler bıraktım.

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Gladiator (2000) : 2000 yılında macera, aksiyon ve dram tarzında 155 dakikalık bir filmdir. Gladyatör Maximus’un hayatı ile galdyatörler ve Antik Roma… Link bıraktım! Ödülleri de bol, görsel efektleri muhteşem ve evet epey eski bir yapım ama izlenmesi heyecan verici ve keyifli… Özellikle konu Stoacılık ise farklı bir tarafı daha var hazzın ve sabrın! İzlerken Spartaküs Dizisini hatırlamak istersen link bıraktım. Gözlerin dolmadan, yastıklara sarılmadan uyuyabilir misin?

Aslı nın Film Seçimi…

Kafamın içinde ona söylenecek uçsuz bucaksız şeyler bulunduğunu hissediyordum, senelerce söylense bitmeyecek şeyler… Fakat hiç biri şu anda aklıma gelmiyordu.

-Sabahattin Ali-

Sadece yazıyorum… Ki artık sana değil!

Küheylan’a…

Gladyatör, Planını Arenada Yapar./ *The Addams Family (Tv Series 2019)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Bir Yerde Okyanus Görmek İstiyorum!”

Çemberi kırmak, bir başıma yapamayacağımı düşünmüştüm hep… Yine yanılmışım. Evrenden yardım aldığımı da saklayamam ki…

Gladatior in arena consilium capit!” Latince, Gladyatörler için söylenmiş bir söze denk geldim: “Gladyatör, planını arenada yapar.” demek. Dikkatimi şey ettiyse de, diyeceği özel bir anlamı var dedim kendime. Sensizlik arenasında, beni bulmanın ve mutlu etmenin planındayım şimdi!

18. yüzyıl sonrası Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan günümüz uzay çağı/dolar ekolü olarak servis edilen ekonomi piyasasını destekleyen Yönetim Fonksiyonlarına göre planlama, örgütleme, yöneltme, koordinasyon ve kontrol olarak aşamaların en önemli ve ilk aşaması Planlama unsurunu; amaç için önceden alınan karar olarak özetleyebilirim.

Gladyatör; Eski Roma döneminde, seyirci önünde dövüşen savaşçılara denir. MÖ 264 ile MS 5. yüzyıla kadar Antik dönemin sosyal hayatının vazgeçilmezi olan Gladyatörler için yazılan kitaplar, filmler ve tonlarca kağıtlara yazılmış hikaye, literatür vs mevcuttur. Bu kısa bilgilerden sonra…

Şimdi gelelim şu dikkatimi celbeden söze: “Gladyatör, planını arenada yapar.” Seneca tarafından yazılan bir kitap adı aynı zamanda. Seneca da Stoa felsefesinin öncülerinden. Stoacılık, doğaya uyumlu, mutlu olmanın felsefesi olarak özetlenebilir. Ki yarının yazısında bu konuya yer verebilirim; keyfe keder…

Şimdi bir türlü gelemediğim söze tekrar dönüp bakarsak ya da okursak; stratejinin önceden değil yaşarken yapılmasının hazzına…

Acınızı oyalamayın, onu yenin!

Gladyatör, planını arenada yapar. Seneca

Der kitapta… Fazla söze boğmayayım, bir minik çeşni ile konuyu ve filmini yarına bırakayım. İlahi yardım ile tekrar merkezimdeyim, doğama uyumlanıyorum. Ve yaşamı çok seviyorum… Doğaya uyumlanırken bir okyanus görmeyi de arzularımın arasına katıveriyorum. Ve ekliyorum:

Ben pembeye inanıyorum. Gülmenin en iyi kalori yakan şey olduğuna inanıyorum. Öpüşmeye, çok öpüşmeye inanıyorum. Mutlu kadınların en güzel kadınlar olduklarına inanıyorum. Yarının başka bir gün olduğuna inanıyorum ve mucizelere inanıyorum!

Audrey Hepburn

Edit: Meraklılara kitap yanında Gladyatörler ile ilgili ve Yönetim fonksiyonları ile ilgili link de bıraktım. Unutmam sizi ki!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

The Addams Family (Tv Series 2019) : 2019 yayınlanan ve 1991 yılında servis edilen Adams Ailesinin animasyon filmidir. Karikatürist Charles Addams tarafından 1938 yılında yazılan karakter aile, Amerikalı Kurgusal bir aileyi anlatır. 60 lı yıllardan beri ekranlarda ve beyaz perde de kah film kah dizi hatta oyun serisi bile mevcuttur. Kült 10 aile filminden biri olarak markalanmış ve bol bol ödüllere de sahiptir. Son versiyonunu bu gece seyredelim istedim. Uzat bacaklarını sehpaya şöyle, dur topukların altına minder de koyduk mu oh mis! Bas şu play tuşuna…

*Aslı nın Film Seçimi…

“Hayatınla ilgili sevmediğin her şeyi değiştir. Ama önüne değiştiremeyeceğin bir şey çıkarsa, o zaman ona bakış açını değiştir. Durumu yeni bir açıdan göreceksin ve belki de değiştirmek için yeni bir yol bulacaksın. ”

Maya Angelou…

Yeni yollara… hazza…

Küheylan’a…

Bu Yazıda “Koan” Olan Şey Nedir?”/ *Alice in Wonderland (1951)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Eğer Benimle Dans edersen Sana Şarap Veririm!”

İnsan rahatlıyor. Ve hafifliyor! Bu bir özgürlük…

Özgürlük; bağsız, sapsız olmak sanırız ya. Değilmiş. Özgürlük; sorulara cevap bulmak zorunda olmamak demekmiş.

Oysa yaşamın her adımında farklı özgürlük tanımlarına paye verdim. Müziğin ritmiydi, danstı… Aşkın coşkusuydu… Yaşamın ritmine uymaktı… Kök salmaktı, güçtü… Mal mülktü, para puldu! Ölümdü, geceydi… Şehvetti, hazdı. Heyhat zamanla bu tüm kavramların anlamları azaldı… Bitmedi, sadece anlamlarında ki etkisi hafifledi…

Peki ben yeni olarak neyi keşfettim?

Sorularımın bolluğunu bilenler bilir ya hani… Cevapları bulamamanın iç ezikleriyle boğuşurdum da “Evren boşluğu sevmez!” misali cebimde bulduğum tüm negatifler ile doldururdum ya…

İşte tüm bunların gereksizliğini keşfettim!

Bu bir mucize!

Sıkı dur, anlatıyorum: Koan!

Evet, bu bir anahtar! Özellikle benim kilidin anahtarı…

Bilirsin ki soru sormak anlamak, anlamak algılamak ile ilgili. Ve algılar, kendimi tanımlamak ile ilgiliydi.

Peki nedir bu Koan?

  • Budizm felsefesi, meditasyonu temel almasıyla Zen öğretisi ortaya çıkarken yollardan geçer.
  • Hindistan dan Çine, Japonya ya ve oradan Batıya gelirken sadece Zen felsefesi kalır ama aslında Zen Budizmi olarak bilinir,
  • Ki bu Budizmin bir koludur. Bu yolun hoş ve uzun hikayesi için link bırakıyorum.

Biz konumuza gelelim:

  • Zen Felsefesinin temelini oluşturan meditasyonlarda kullanılan bir tekniktir; Koan!
  • Zazen denilen özel oturma disiplini ile yapılan meditasyonlarda zihnin iç ve dış uyaranlara açık olup, uyanık zihin ile uyumun esası olarak tanımlanan felsefenin bir tekniğine Koan denir..
  • Ve ulaşılmak istenen, aklın olmadığı; sadece ana şahit olunacak duruma gelebilmektir.
  • Zazen de uzun süren bu disipline girmek ve kalmak için; nefes ve Koan teknikleri kullanılır.

Hah geldik Koan a!

Sır, çözümde değil, zihni meşgul eden süreçtedir. Çözüm ararken, küstahlıktan öfkeye, umutsuzluğa, öğretmene karşı nefrete kadar değişik heyecanlarla yüzleşmiştir, ta ki, zihnini sıradanlığın ötesine iten, belirli akıl yürütme yolundan saptıran huzura ulaşana ve ona değişik bakış açısı öğreten düşünme biçimine varana kadar. Önemli olan, nesnelere oldukları gibi bakmamak ve düşünmemektir. 

Ekşi Sözlük Yazarı…

Sadece Zazen zamanında değil, yürüme meditasyonlarında ve günlük aktivitelerde de kullanılan Koan uygulamaları; zihni mantık paradoksundan kurtardığında, bilgi diye bize dayatılan ile değil, sezgisel ya da esinlenme yöntemi ile; içe doğuş da denilebilecek hafifliğe ulaşıncaya kadar geçen süreçte cevaba ulaşmaya denir.

Karışık mı oldu? Tamam daha özde;

  1. Sorular soru olarak kalır.
  2. Cevabı bulmaya çalışmadan sorunun içinde yol alınmalıdır.
  3. Ve aslında kişinin, zihin dışına çıkabilme derecesini ölçmeye yarayan bir sınav olarak uygulanır.

Elbette Zen felsefesi diye anılan kavramın Batı için tanımı; Doğunun disiplinlerinden alınmış ve uyarlanıp harmanlanmış bir algıdan ibarettir, denilebilir. Ki, Koan için de cevabın sezgi yoluyla alınana dek zihne soruyu sormak ve cevaba ulaşana kadar soru ile dans etmek diye özetlenebilir.

Anahtarım neticesinde; Koanlarımı sarıp sarmalayıp, cevapların peşinden koşmadan yaşamı olduğu gibi kabul edip, devam edebilirim. Yani demem o ki; cevabı almadan yola devam ederken tüm o duygulardan geçmeye, bir üst akılla cevapların tüm formlarına ulaşabilir fikriyle rahatlayabilirim.

Sen rahatlama diye günün Koanını bırakıyorum:

  • “Tam şu anda gerçek olan şey nedir?”

*Aslı nın Müzik Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Alice in Wonderland (1951) : 1951 yılında yayınlanan ilk Animasyon/Müzikal film,  Lewis Carroll Alice kitaplarından uyarlama, kült filmlerdendir. Kitap anlatımını hiç bir filmde tam yakalayamasa da bu ilk film Disney için 13. ve en iyi animasyon klasiklerinden biri olmuştur. Kitap için link bıraktım, yayın tarihi 1865 tir. Film olarak bir çok ülkede uyarlamasının yanında opera ve bale olarak da uyarlamaları mevcuttur. Tavşan deliğinde fazla kalmayın, Koanlarda kaybolmayın. Beni sevin, çiçeği koklayın, kediyi öpün! 😉

Aslı nın Film Seçimi…

Her şeyin abartı olduğu bu dünyada yalnızca Özlem gerçektir, o abartılamaz…

Franz Kafka…

Tam şu anda gerçek olan Özlem dir!

Küheylan’a…

Sana Ettiğim Ahım; Bana Vahımdır!/ *Alice Through the Looking Glass (2016)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Bize Hiç Bir Şey Olmaz Sanıyorduk!”

Biliyorum, üzüldüğümde bana çok kızıyorsun… Çünkü üzüldüğümde en çok kendine dönüyor ve “Yine beceremedim..” diye içerliyorsun. Ve aslında seni sinirlendiren ben değilim; sen en çok kendine sövüyorsun! Ki işte sırf bu yüzden sırtın ile beni baş başa bırakıyorsun.

Oysa, yüreğimin sancısı, bu sefer gölgelerine gitmesen, sorsan kendine “Noldu?” diye. Cevaplar belki; yüreğin o uçurumlardan düşmemeye çalışmanın, yok sayılmanın, asaletin rengini karartan zoraki gülümsemelerin nedenini…

Toprağa bırakır gibi bırakıversen suya kendini… Boğulma hissini bastırsan ve batsan o dokunuşa… Sona yaklaşma dürtüne gem vurup daima başlangıçların sevincine tutunsan… En derinlere, en lacivertine varsan ve uzatıp parmaklarını altın kumu avuçlasan…. Kurtulacaksın! Kurtulacağız bu savaştan…

Beni bağışla! Her zaman affedildiğini bilecek kadar kaldın bu yürekte. Çünkü sana kesilen her cezanın müyeddesi ile ruhum son kararını verir. Sana ettiğim ahım; bana vahımdır!

Say ki, beni hiç kırmadın.

Var say ki, ben yine her şeyi yanlış anlamış olayım… Yüreğimi kemiren tahta kurularını ne yapacağım ya peki? O susarak yazdığın kompozisyonlarda esas kıza adını sorup duruyorum deli gibi. Şöhretin en görkemli halini yaşarken kuliste bir fısıltıyla zıplamama ne demeli? Yönetmen değiştirmiş olabilir mi beni? Kafamı suya sokan ejderha ile arama girdiğinde nefes alabiliyorum sanki… Yüreğimde ki bu serinin sonu mu geldi? Yayından mı kaldırılıyorum polemiği…

Farzet bir gece yatmış yatağıma, tam uykuya dalacakken orkidemi sulamadığım aklıma geliyor. Fırlıyor, elimde sürahi ve içinde bir damla su! Baş ucuna notlar yazmışım gibi… Hiç gidilmemiş tatil otellerinden dönüyorum gece yarıları… Sabaha karşı yorgunluktan elimde bavulla anahtarımı arıyorum. Kutulara gizlenmiş anahtarın yok! Buzdolabından soğuk su içiyorum kanarak… Ve belki son kez kapattığımı bile bilmeden kapısını… Belki son kez uzanıyorum o koltuğa… Son kez olduğunu bilmeden asıyorum çamaşırlarını, kurusun diye… Ve ben…

Ve ben…

Bilmediğim bir sonsuzlukta ve bildiğim bu rüyada; son sigaramı söndürüyorum küllüğüne. Ya sen, biliyor muydun o son kezleri? Hesaplamış olabilir misin ki?

Sana sadece renklerimi vaat edebilirim: Hangi kırmızıyı istiyorsam ya da maviyi… Sarıdan mora gidebilirim yahut grinin en pembesine! Ama bir renk körünü ne kadar ikna edebilirim? Velhasıl sana, benimle hiç sıkılmayacağını garanti edebilirim!

Renkli rüyalar sevgilim!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Alice Through the Looking Glass (2016) : 2016 yılında yayınlanan, Alice in Wonderland (2010) devamı niteliğinde servis edilmiş yine Tim Burton imzalı yapım Fantastik/Macera tarzındadır. 2010 yılı Alis Harikalar Diyarında filmi ile oyuncular ve yazarı da aynıdır. Link yukarıda yazıma ait film adıyla bırakıverdim; meraklısına… Serilere olan sevgimden ve bağlılığımdan dolayı seyredilmelidir. Sabredenlere ilk film önerim için linke tılayıp diğer yazımı okumalarını salık veririm. İlk yapım için de buraya tıkla!

Konusu; şapkacıyı kurtarmak diye de özetleyebilirim. Yorucu duygular ve yaşamlar içindeyken, böylesine renkli fantezi hikayeler ile bir mola tadıyla kafa dağıtıcı olması için önerebilirim; bence! Hadi izleyelim?

Aslı nın Film Seçimi…

Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm.

-Haydar Ergülen-

Ne tuhaf, hala neşeli ve hüzünlü bir tınısı var adının!

Küheylan’a…

Bu Gece Öyle…/ *Alice in Wonderland (2010)

Aslı nın Müzik Seçimi…

Her Canına Dişini Takan Çalışan Gibi Bir Terfi Bekliyorum.

Hani sana demiştim ya “Ailen olmak istiyorum.” Ve sen de beni ailenden biri gibi, hatta kız kardeşlerinden biri gibi kabullendin ya. Teşekkür ederim ve fakat derler ki “Duanı yarım bırakma, detaylandır“. Yani ben senin baş tacın, biriciğin, vazgeçilmezin olmak istemiştim.

Anlıyorum ki aileyi kaybetmeden değerini anlayamam belki ama ben senin her şeyin olmak istiyorum, istiyordum. Utandım da söyleyemedim. Ve artık, için için terfi bekleyen, o kadro gelmedikçe de küsen, istifaya zorlandığımı düşünen ve hatta kendime başka iş mi baksam acaba diyen elemana dönüştüm.

Ve içimde en çok, ya o kadroya uygun birileri baş vurur, bir de üstüne üstelik kabul olursa polemiğine bile kapılmış olabilirim. Ve içim de en çok, bu korkunun beni esir aldığı bu kabusta kendime çıkış arıyor da olabilirim. Ve içimde en çok, uygun görülmemek ya da yetersizliğim ile yüzleşmeye cesaret edememek beni senden ötelere savurmasına izin veriyor da olabilirim.

“Lütfen, bir şeyler yap.”

İnsanın kendine bazen sözü geçmiyor. Çocuk gibiyim, biliyorum. Her şeyi, her duyguyu uçlarda yaşıyor ve belki seni utandırıyorum. Başka bir yol öğrenmeliyim belki… Başka bir sen ya da başka bir ben! Bilmiyorum… Ya da boşver!

Hem işsiz hem sensiz ne yaparım bilmiyorum. Ve fakat belki de bunu bilmem gerekiyor. Velhasıl tüm cevaplarını kabul ediyor, soruların peşine düşmeyi başka bir zamana bırakıyorum.

Hatta sanırım bir istifa dilekçesi ile yarından tezi yok İK ya verip, ihbar için anlaşma bile yapabilirim.

Bu gece öyle. ..

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Alice in Wonderland (2010) : 2010 yılına ait animasyon filmi Walt Disney Pictures tarafından servis edilen ve yine Tim Burton tarafından yönetilmiş ve  Linda Woolverton tarafından yazılan bir senaryoya sahiptir. Orjinal Alis Harikalar Diyarının devamı niteliği gibi düşünülmelidir. Bu orijinal yapım için yazıma link bırakıverdim, bak istersen… Hikaye kahramanı Alis artık 19 yaşında ve evlenmesi istenen bir durumdayken… E hadi seyredin! Johny Deep de şapkacı rolünde; tarzı fantastik ve macera olunca her şey çok şık olmuş. Şu tavşan deliğine düşen Alis de öbür yazının filmi olsun mu? Tıkla linke al yazıyı…!

Aslı nın Film seçimi…

Hiç sormadın ama pişman olduğum üç şey var; Hazırdım, seni seviyordum, herkese meydan okuyabilirdim, önüme çıkan herkese.

Jeux D’enfants -2003 (Film yazı Linki için tıkla!)

Hazmedemediklerim vardı ya; şimdi onlara sahip olmak için çırpındıklarım var!

Küheylan’a…

İnsan İnsanı ya Tamamlayamadı ya Tam Anlayamadı!

Aslı nın Müzik Seçimi. ..

“Ben Burada Olduğum Sürece, Kimse Seni İncitemeyecek!”

Biliyorum, kuş dala konarken; dala değil kanatlarına güvenir.

Bunu bilmene rağmen hala dalı ayağınla neden kontrol edip duruyorsun o halde?

Çünkü biliyorum ki her an her şey değişebilir. Sen de, ben de…

Bir sessizliğe bürünmüştüm ki, ailemden mesajlar gelmiş: Evet siz, takip eden okuyan güzel insanlardan bahsediyorum. Burada, bu dünyada kocaman bir ailenin mensubu gibi hissetmek ve desteklenmek; müthiş bir sevinç! Hepinize ve varlığınıza çok teşekkür ederim.

İyi ki varım ve iyi ki varsınız! Ve ben, burada olduğum sürece kimse beni incitemeyecek!

Değişim, seçim derken farkettigim bir şey oldu. Belki yine yanılıyor veya alt akılla çözüyorumdur. Şu an bulunduğum noktayı ben seçmedim. Evet seçtiğim tüm tercihler ile buradayım. Ama bir hedef doğrultusunda yapılan tercihler değildi çoğu ya da hiçbiri… Üstelik adım atmak gibi bir seçim de yok ortada. Yol ortasında öyle duran biri var sadece.

Konu bir yolu seçmek değil. Bir adamı sevmek ya da bir hayali sevmek de değil. Konu sadece bir tavır bir düşünce biçimi ya da olgu da değil.

Önceleri yorgunluk, bunalım, saplantı ya da bağımlılık dedim. Ki değil. Belki anlamaya çalışırken çok derinlere bakmış veya çok yükseğe çıkmış olabilirim. Ama konu bu da değil.

“E ne o zaman?” dediğinizi duyar gibiyim.

Dilim ya da kelimelerim döndüğünce anlatayım. Ortada bir yol yok, yani var evet ama o yolcu ya da o yol ile benim alakam yok. Bir seçim derken, daha derin bir mevzu bu. Yol ortasındayım evet, ve fakat ben sadece karşıya geçiyorum. Yolun ortasında, kenarında durmam benim için tehlikeli görünüyor ancak, artık yolsuz, yönsüz yürümek istemiyorum.

Belki de aradığım cevaplar yerine o soruların, soru olarak kalmasını mı kabullenmeliyim?

Zihnimde çizik bir plak var, her şey akarken birden bir acı nakarat tüm trafiği durduruyor. Ve tüm teologların, felsofologların argümanlarını hatırlamaya çalışıyorum. Durma! Gitme! Kızma. Kırma. Küsme. Dur. Git. Kal. Düşle. Gerçekler? Seçenek olma, seçim seni sana getirir. Sev, sevgi birleştiricidir. Gül, hayatta sana gülsün. Dur, o kapı açılır.

Bu algoritma ve formülleri, kim ve niçin keşfetmiş bilmiyorum. Benim için kafa karıştırıcı. Ben ritmi seviyorum. Bir değişimse; aniden ve kolayca olanını... Ve hesapsız, çıkarsız, yalansız… Payımın basireti ile mutlu olmayı. İnsan insanı ya tamamlayamadı ya tam anlayamadı!

Sanırım yarın daha kolay anlaşılır yazarım. Bugün ve dünden beri fazla karışıklığa kapılmış olabilirim. Tamam yolun ortasında durmayacağım. Yol kenarında oturup biraz manzarayı seyredecegim. Ve düşünmeyip, ana şahitlik edeceğim.

Bu kadar.

Aslı nın Seçemediği Orman!

İnsanca Özlem/ler dünyaya uymuyorsa: Bozuk olan dünyadır, Özlem/ler değil.

-Oruç Auroba-

Anlaşabildik mi? 😉

Küheylan’a…

Mecburi İstikamet, Marş İleri!/ *22/11/63 (Tv Mini Series 2016)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Ve Yapabileceğim Bir Şey Yok!”

Bir ilişkiden bahsedilmesi için en az iki gönüllü gerekir. Ama masal yazmak için tek kişi yeterli… Elbette anlatmak eylemine geçilecek ise yine en az iki kişiye ihtiyaç var.

Bunları neden tespit ettim? Çünkü artık, masal anlatmak için bile olsa bir diğerine ihtiyaç duyuyorum. Tek başınalıktan çok sıkıldım. Hatta mümkünse ben bir daha o ringe çıkmak istiyorum.

Yaşamın öbür kıyısından tekrar dönüyorum! Kendimi keşfimin şimdilik sonuna geldim. Hayali arkadaşlara veda edip yaşamın içine dalmak için biraz cesarete ihtiyacım var mı? Evet!

Rakamları sevdiğimi biliyorsun. Bence bu eylem için 8.8 iyi bir seçim! Korkuyor muyum? Evet!

Kendimi teşvik ediyorum: Korkunun üzerine gidip “Hadi len!” demeyi planlıyor muyum? Evet!

Peki…

Bakalım neler olacak? Desteğinize ihtiyacım var mı? Evet, evet!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

22/11/63 (Tv Mini Series 2016) : 2016 tarihinde yayınlanan mini dizi,  Stephen King‘in aynı isimli romanından uyarlamadır. Bilim kurgu, gizem ve dram tarzında, 8 bölümlük dizinin konusu;  John F. Kennedy suikastını engellemek için 1963 yılına giden bir lise öğretmenin kural gereği 3 yıl burada yaşaması gerekmektedir. Ve orada, o zamanda başına gelenler, yaşadıkları, mücadelesi ile olaylar olaylar…

Böyle bir dizi keşfedince araya serpiştirmeden geçemedim. Gizemli izlemeler!

Aslı nın Dizi Önerisi…

Özlem, görememenin yorgunluğudur…

Oruç Aruoba…

Dizlerinde dinlenirsem Aslıma dönerim sanki… Hadi, oyuna paydos; bitti!

Küheylan’a…

Kadın Denize Aşık, Adam Dağlara!/ *Frozen 2 (2019)

Aslı Nın Müzik Seçimi…

“Bence Sen, Doğru Yaptığım Her Şeysin!”

Beni hiç bırakmayacağını biliyorum, çünkü bu hatayı zaten yapmıştın! O halde neden her sessizliğinde, gitme tribine giriyorum ben? Sana mı güvenemiyorum, bana mı?

Oturduğumuz kahvaltı salonunda, duvarda ki tabloya bakıp hayıflanmıştım. “Kadın denize aşık, adam dağlara; bir araya gelmeleri bu kadar imkansız!” demiştim. Sense o manzarada; denize koynunu uzatmış minicik tepecikleri göstererek “Bak orada bir aradalar!” diye cevap verince; anladım ki ayak direyen sen değilsin. İnan, ben de değilim!

İçimde bir sürü kadın var demiştim ya bir yazımda (10 Temmuz 2010 tarihli; linki bıraktım.) , ahan da o kadınlardan biri; kaknem, çok bilmiş, nemrut teyze! Peşin hükümlü, öz güvensiz, kibirli ve yaftası bol, kocakarı kılıklı, bilge kadın görünümlü ama mahallemizin muhtarlığını yapan bilmişin biridir ki o! Pek paye vermem dediklerine, o yüzden de öfkelidir. En büyük yeteneği ise heveslerimi piç edip, cami kapısına bıraktırmasıdır. “O, öyle değil yalnız!” der ve sonrasını dinlersen, kendine acıyıp, kahreden mahallenin evde kalmış kızına dönersin; o derece yani.

Sana Yaptığım Haksızlıklar İçin Utandım ya Yine!

“Bir adım gelsen, ben sana on adım gelirim” dediysem de, bazen o kadar ayarsız oluyorum ki… On kilometre kadar seni geçtiğimi anladığımda, hevesim kaçıp “Boş ver ya, geri dönemem şimdi. Ben eve gidiyorum.” diyen heveslerden kaç bebek, yurtlarda aile bekliyor şimdi, bilmiyorum.

Yani demem o ki; şu elimi bıraktığında, içimde yaşayan onlarca kadın tarafından çekiştirilen beni, sana geri hangisi getirir? Seni şaşkına çevirdiğimi anladığım bu gecede; en az, senin beni hayretler içinde bıraktığın kadar olmasa da…

Bu tuhaf karmamızı bozuyorum artık sevgilim! Çünkü sen benim sırrım, sırlım, sırlı camım, aynamsın! Uzanması zor raflardan alıp, kolaylığa, kol boyu raflara koyuyorum sevgimi, ilgimi, şefkatimi… Seninkileri de servis arabasına indirsek ya…

Sürahi hanımı da belki bir bakım evi buluruz ha?

Velhasıl: “Sen, doğru yaptığım her şeysin!”

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Frozen 2 (2019) : 2019 da yayına giren ve Frozen (2013) filminin devam niteliğinde olan Animasyonlu Müzikal bir film niteliği taşır. Türkçeye “Karlar kraliçesi” olarak çevrilmiştir. Elsa/nın özgürlüğüne ve kız kardeşi Anna/nın kraliçe olacağına kadar süren olaylar örüntüsünde süren bir devam filmi, müzikaldir. Bir sürü ödül ve beğeni kazanan film hem müzikal hem hikaye hemde animasyonu için çok sayıda farklı ülkelerin, farklı profesyonelleri tarafından; 2020 yılında servis edilene kadar geçen zamanda bir çok değişiklik ve düzenlemelerden de geçti. Son teknolojiden seyretmek huzur ve keyif verecek şekle gelip vizyona girdi; eğleneceksin ben eminim! Hadi, dinle beni ve bu filme de bir şans verip; izle, lütfen! Pişman olmayacaksın..

Edit: 2013 de gösterime giren ilk filmine link bıraktım.

*Aslı nın Film Seçimi…

“Bir kurtuluş kelimesidir “neyse”. Dönmeyecekleri beklemekten, üzüldüklerinden, söyleyemediklerinden… Ve daha bir çok şeye; ama neyse…”

Cihad Kök…

…Neyse…

Küheylan’a…

Uyanmak ve Sabahı Selamlamak/ *Frozen ( 2013)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Yazdığın Sözlerle Beni Yavaşça Öldürüyosun!”

Bitti. Sabahları neşeyle kalkıyorum yataktan… Ve geceleri umutla uyuyabiliyorum… Sana ve yaşadıklarıma ve tüm olana bitene şükür içersindeyim.

İncinebilirliğimi bile seviyorum. Ve sevdikçe kendimi, iyileşiyorum. Şefkatin mucizesi bu. Sevginin merhameti… Ve dahi sevenin; gerçek sevenin merhameti. İlahi sevgi!

Ki, bu sancıları deneyimlemeseydim anlayamazdım. Konu senle ilgili değil. Konu sen bile değil. Sevgiye ve ilaha kendini bırakmakla ilgili…

Neşeye ve yaşamaya başlamak yeniden… Uyanmak ve sabahı selamlamak! Sabaha şükretmek, olana izin vermek ile ilgili…

Şimdi benim zamanım geldi. Bu yaşama inanmaktır ey sevgili… Yaşamı kabullenmek! Zorlamadan, bükmeden, olduğu gibi…

Kalbini açmak ve kapsamak ile ilgili… Her şeyi kabulle geçmek ile…

Ben değerliyim ve ben güçlüyüm çünkü sevgideyim demek, diyebilmek ile ilgili!

Aslında sabah ya da gece ile değil an ile ilgili…

Andayım ve yine mutluyum!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Frozen ( 2013) : 2013 tarihli komedi, macera ve Animasyon film; Danimarkalı Hans Christian Andersen tarafından 1844 de yayınlanan masal kitabından “Karlar Kraliçesi” masalından bir uyarlamadır. Kar kraliçesi Elsayı bularak buz büyüsünü yok etmeye çalışan kız kardeşin öyküsünü anlatır. Hasılat ve ödül rekorları kırmış bir  Walt Disney yapımıdır. Türkçeye “Karlar Ülkesi” olarak tercüme edilmiştir. 102 dakika sürer ve gülümsemene sebep olacak umut veren bir gösteri sunar.

Ağır günler yaşarken hafif duygular ile gününü ya da geceni rahatlatır! Dene ve yorum yaz; bu tür filmleri seviyorum ki ben! Sen de beni ve benim sevdiklerimi sev istedim… Keyifli izlemeler!

Aslı nın Film Seçimi…

“Herkesin, Yanına gitmek istediği birileri vardır; Gecenin üçü, sabahın körü, hatta cehennemin dibi de olsa…”

Nazım Hikmet…

Sen, gittiklerinle mutlu oluyorsan; sorun yok!

Küheylan’a…

Sebepsiz, Sebepler Uğruna…/ *Corpse Bride (2005)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Yapayalnız Bir Kalp!”

Kapa gözlerini… Kalmak için bir sebep bulamadım! Senin için birinci olduğumu keşfettikten sonra; sondan birinci… Zoru, kolaylaşır gibi hissettim ve o an kalktım ayağa… Hani demiştim ya, “içim sana sırtını döndü” diye. Şimdi dışım da sırtını döndü.

Gidiyorum ben, hoş çakal!

Yazdım ve arkasındayım o an yazdığımın. Yani arkasındaydım.

Taki, astroloji ön görüsü ile karşılaşana kadar; geçen yıl ağustosta gündem neyse benzerini yaşayabilirsin deyince… İlginç, dikkatimi çekti; geçen yıl bu ayda zor zamanlar yaşamışız yine bu zamanların bir benzerini... Biraz durdum ve değiştirdim ruh enerjimi; “Gitmiyorum ben!” Bunca ayazı, karı, kışı ve dahi dolunayları bu vazgeçiş için yaşamadım ben. Buradayım, gitmiyorum. Tam burada! dedim. He valla dedim!…

Bu fırtınalar darmaduman ediyor fakat, durulunca; ne istediğimi bilmek mucizevi! Israr ya da ayak direme değil bu, yanlış anlaşılmasın. Bu sadece varlığıma devam etmek, her şeye rağmen… Şartsız ve koşulsuz; devam etmek. Olanı olduğu gibi kabul etmek!

Ve …

Edit: Geçen yık bu aydan iki link paylaşıyorum. İkisi de Ölü Gelin esintili… Bir gizli mesaja ulaşan bana fısıldayabilir mi acaba?

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Corpse Bride (2005) : 2005 yapımı, Tim Burton imzalı animasyon, müzikal ve drama tarzında ki film 76 dakikadır. Aşk ve şefkat temalı gösteride; dans, müzik ile bir şölen sunulur. “Victor’s Piano Solo” en ilgi çekici olanıdır. Youtube linki bıraktım meraklım! 😉 Türkçe de “Ölü Gelin” olarak vizyona girmiştir. Ödüle de sahiptir ve zamanın kültlerindendir.

Lütfen ya izle ya da tekrar benim için izle, teşekkürler…

Aslı nın Film Seçimi…

Unutmadık Albayım, Vazgeçtik…

Oğuz Atay

Ki bir seçim değildi, bazen tek mümkünün kabulüne geçersin…

Küheylan’a…

Zihnimi Senden Geri Alıyorum…/*Bohemian Rhapsody (2018)

Aslı nın Müzik Seçimi..

“İyi Olmanın Nasıl Bir Şey Olduğunu Merak Ediyorum…”

Artık bunu kaldıramıyorum! Zaman senin için andan ibaret ve o anın dışında olanların bir mezarlığa dönüştüğünden haberin yok. Bir çok kere anlatmayı denedim ama hiç üşümemiş birine üşüdüğümü anlamasını ve ceketini vermesini beklemek de haksızlık…

Şu an, tam şu an içimi ezen bu acının ve gözlerimden fışkıran bu öfkenin tarifi ve tesellisi yok. Yüz yıl bu anda kalacak gibi hissediyorum: çok ağır. Diğer anlar yaşanırken unutma ihtimalim bile var oysa ki günlere yayılan bu ağır kütleyi.

Sonra öğrendim ki; Zeigarnik etkisi imiş bu! Bitirilmemiş, yarım kalmış her şeyin zihinde kaldığını tanımlayan bir psikolojik kavram bu! Bluma Zeigarnik tarafından tanımlanan bu etki ile ilgili link bıraktım; meraklısına…. Yarım kalmasın aklında, tamamla ve unut gitsin diye.

Ve ben, yarım kalmasının hazzını yaşayabilmek için mi geciktiriyordum seni tamamlamayı… Ve sen, bitmesin diye mi yarım yamalak bırakıyordun her şeyi?

Biz, seninle aynıyız. Geciktirince lezzeti artırdığımızı düşünüyoruz. Ve fakat, biz artık seninle farklıyız. Bir adım sonrasını zihin mükemmele tamamlarken farkımız ile dağılıyoruz.

Bir eksik var, bir şey var… Doğru olmayan, yanlış gelen bir şey! Ve benim bunu bilme ihtimalim yoksa; inceldiği yerden kopsunlu bir şık ile bitirmeye niyetlendiğim bir şey…

Zihnimi senden geri almaya karar verdiğim o şeyi al; ne yaparsan yap! Umurumda değil artık. Sal beni reis, buralarda çok oyalandık.

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Bohemian Rhapsody (2018) : 2018 yılında yayınlanan Biyografi dram ve müzikal tarzı ile Queen grubu solisti efsane Freddie Mercury’nin hayatını konu alıyor. Şarkılarını aşkla dinlediğim ve kardeşimle konser videolarını vhs kasette; gün ışıyana kadar gizlice seyrettiğimiz de doğrudur. Ayrıca aşık olduğum da itirafımdır… Ayrıca filme adını veren şarkısı da efsanedir, bir çok tarz ve enstrüman ve karma bir anlatımı, melez bir çığlığı vardır. Filmini seyrederken çok büyük haz aldım ve fakat büyüdüğüm için belki aşkla seyredemedim. Aşığı beslemeyince aşk bitiyor, yarım kalanı başka şeyler ile tamamlayıp, fişi çekiyorum ben demek ki! Bu kapanış cümlesinden sonra aşkla izlemeler sana!

Edit: Film, grup, yorum hakkında linkler de bırakıverdim, meraklısına…

Aslı nın Müzik Seçimi…

Ara sıra geliyorsun aklıma banane diyorum. Benim derdim yeter bana, banane. Alıştım mı yokluğuna? Vaz mı geçiyorum varlığından? Tedirginim aslında, Ya başkasını seversem? İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.

Özdemir Asaf…

Evren boşluğu sevmez, tamamlar. Bunu hatırla…

Küheylan’a…

“Şimdi Sırası Değil”e Takılan Aşklar…/ *La Vie En Rose (2007)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Ve Bana Verdiği Adamı Hiçbir Zaman Bulamadım!”

Ağustos geldi sevdiğim! Bayram geldi… Tatillere gidenler yüzünden tenha artık Şehrim.

Klavyeden başımı kaldırmadan nasıl mı biliyorum. Çünkü sokağımdan çok seyrek geçiyor arabalar… Bahçeden insan sesleri, kahkahaları da gelmiyor. Hatta pencereme konan kuşlar da tek tük… Cıvıltılar bile kesilmiş.. Bir kızaran gün batımı ve yemyeşil dağın ardında, bir de öyle mahsun suyun üzerinde süzülür görünen Kınalıada…

İstikbalimi düşünmeliyim, seni düşünmek yerine… Ezilmese şu yürek akşamın serinliğinde… Hani güneş tepedeyken gibi gülümseyebilsem evin içinde, razıyım şimdilik!

Bu vedalar çok zor. Hala bunun kolay ve acısızını icat edemedi mendeburlar…

Seni durmadan çekiştirip, silkelemesem; çoktan giderdim çoktan! Benim de sevginin en muhteşemini deneyimlemek gibi mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun... Genelde, “şimdi sırası değil”e takıldılar. Bir sonra ki seviyeye aktarıldılar ama olsun, sabretmek düştüyse payıma, ben de ziyadesiyle varlar! Elbette, zaman zaman benim de boşluğa düştüğüm ve gölgelere saklandığım, hop oturup hop kalktığım anlar; işte bunlar…!

Merkezime çekilince rahatlarım bilirsin! Bilir misin ki; hala en güzel hayalimsin… Ve en güzel sen gülümsersin, bir yerlerde… Evrenin en güzel çiçeği benim ve sen en kıymet bilensin, umarım bundan sonra da değerimi bilirsin! Hepimiz için tüm iyi ve güzel niyetleri bayramın son gününde hediye ediyorum evrene! İyi ki varım, iyi ki varsın; listenin sonu muyum? Dolunayın solu muyum? Sevdanın sulhu muyum? Unutulanın sorusu muyum? Sahi hangi çiçeğim ben?

Edit: Edith Piaf ın hayatı ile ilgili bir link bırakmadan gitmeyeyim dedim, benim sevgili meraklılarıma… Biyografi olarak yazılan kitabının adı Hayatım dır.

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

La Vie En Rose (2007) : 2007 yılında, biyografi, dram tarzında müzikal bir filmdir. Türkçe de “Kaldırım Serçesi 2007″ olarak çevrilmiştir. Fransız yapımı ve orijinal dili Fransızca ve orijinal film adı” La Môme 2007” dir. Bol ödüller alan filmi izlemek ve şarkıları dinlemek yüreğimize aşkın, acının ve yeteneğin ölümsüzlüğünü yaşatacaktır! Keyifli İzlemeler...

Aslı nın Film Seçimi…

Bir gecede bütün nar çiçekleri açmıştı: Pembe mi desem, deli mi desem? Bir ümit olmasa buralarda, bir gün beklemem.

Necati Cumalı

Yok canım, kim çıkardı seni beklediğimi, vallahi yalan!

Küheylan’a…

Aşkın Felsefesiyle Düet!/ *Love Me If You Dare (2013)

Aslı’nın Müzik Seçimi…

“Neden Burada Olmadığını Bilmiyorum.”

  • Aşkın bir çok tanımından biridir; “Çünkü aşk, boyun eğmemektir. Ki sahip olmazsan kaybetmezsin, başlamazsan bitmez ve sonsuza gidebilirsin birlikte.” diye yazmış, ekşi sözlük yazarı.

Katılmıyorum!

  • Aşk, ruhların dans etmek için çırpınması‘dır; derim ben. Karşılığını alamadığın aşkı, bir süre sonra masa üstünden kaldırırsın. Ya bozulmasın diye deep freeze’e ya da bir sonra ki adımlarında motive etsin diye ekran görüntüsü yaparsın; kişisel bilgisayarın olan akıllı uslu telefonuna/tabletine/diz üstüne…

Saplantılı kişilik ile hayatında tutma çabası içinde isen; bu hal seni, yok oluşuna hazırlar! Halbuki, almış olduğun hazzın daha fazlasını yaşama ihtimalin vardır. Hal bu ki; daha azına razı olma ihtimalin ile de karşı karşıya getirebilir bu hal seni.

Ve yüksek akılın söylediklerine rıza gösterdiğinde, her şey mümkündür. “Mümkünlerin kıyısıysa eğer …” dersin; “Beklesem…?” dersin… Yani onun beni sevebilme ihtimali aynı olasılıktaysa…

Aynı olası dilimde bile olsa, o seçilmemiş olma durumu daima içini; dut yaprağını kemiren tırtıl misali kemirir; yüreğini, enerjini, sevgini tüketir.

Ah evet, taktım şu seçim işine! Gündemde ki politikacılardan beterim… Eski adıyla ÖSS ye giren öğrencinin sonuçlarını bekler gibi diken üstündeyim. Umarım o zarf asla gelmez! Bilirim ki, ne yazarsa yazsın hep diğer seçimler nelerdi diye diye kendimi yerimden edeceğim.

Oysa ben bildikçe yerleşirim koltuğuma, bilinmeze meraklıyım evet ama koca okyanusa ayağımı sokmaktan öteye hatta o beriye bile gelmekten imtina ederim. Ben show room tarzı evleri beğenirim ama yaşanmış, kanepe altında toza bulanmış tek çoraplı evlerde kendimi rahat hissederim. İşte o hafif çukurumsu yer; kanepede daima oturmaktan bana yuva yapmış sevildiğim kucaktır aynı zamanda…

İki farklı filozof yorumuna cevap vereyim bu arada:

  • Clive Staples Lewis “Sevgi, savunmasız olmaktır.” sözü ile uyuşurum bir anda. Güvenlik ihlaline izin vermek için bilmek isterim, tanımak ve deneyimlemek, isterim. Ne kadar olursa o kadar; emin olmak, güvenmek isterim. Yani bir çoklarının aksine, adrenalin değildir ben de aşk; olsa olsa serotonin ve oksitosin...
  • Jacques Lacan teorisiyle sonlansın bu kıyam! “Aşk, sahip olmadığın bir şeyi, talep etmeyene verme çabasıdır.” der. İşte burada yorumu sana bırakacağım. Çünkü ben, “sensiz de bir bütünüm” değil, “seninle tamamlanıyorum” gibi duyumsarım aşkı. Sen eksik değilsen, keşfetmediysen sende kendini daha, zaten ne talebin olur ki benden?

Edit: Meraklısına bir kaç link bıraktım. Bir de Lacan için ikinci link de burada.

*Aslı’nın Film Önerisi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Jeux d’enfants 2013 / Love Me If You Dare (2013) : 2003 tarihli, romantik komedi/dram tarzında Belçika/Fransız yapımı ve orijinal dili Fransızcadır. Türkçeye “Cesaretin Var mı Aşka?” diye çevrilmiştir. Film, kült şarkıcıların kült şarkıları ile servis edilmiştir. Edith Piaf dan “La Vie en Roseadlı şarkısı gibi mesela; ki içeriğime link bıraktım, çarkı adına tıklayıp okursun işte.

92 dakikalık filmin konusu klişe değil, iki çocuğun oyun olarak başladığı eğlencelerinin, zaman içinde dönüşen aşka kabulündense, ters köşe yapıp can yakmayı benimseyen yetişkinlere dönmesini; psikopatımsı bir hal almasını anlatır. Aşkın klinik hali de diyebiliriz.

Aşkın her hali kabul görülüyor değil mi? Ups, kendimi azıcık açık mı ettim! 😉

*Aslı’nın Film Önerisi…

‘Eğer gittiğin yerlerde seni çok sevmezlerse, onlara çok sevildiğinde çiçekler açtığını anlat.’

‘”Anonim”

Çok sevseydin ya beni…

Edit: Şu akşamlara bir çözüm bulan var mı? Hani şu gün batımı ile başlayan şeye… O ay neydi öyle? Bir şeyler oluyor iki gündür çok yoğun…

Küheylan’a…

Bir Sürü Olmak ya da Bir defa Olmamak!/ *What Dreams May Come (1998)

Aslı nın Müzik Seçimi..

“Bana Kalbini ve Ruhunu Ver. Ve Hayat Bize Her Zaman Pembe Olsun!”

Bayramın en pembesi ve yaz mevsiminin en pembe aşkı ile dans eder gibi geçsin tüm yıllarımız!

Geceden beri izlemeye çalıştığım filmi, sabahına, son 10 dakikası ile bitirdim, nihayet. What Dreams May Come (1998) filminden bahsediyorum ki bugünün film önerisi de bu yapım aynı zamanda… Devam edelim:

Aslında hazin bir yaşamın sona ermesini, erdirmesini konu alsa da… Aşk ile boyanmış filmin adı bile; Hamlet in “Olmak ya da Olmamak” tiradından alınmış. Müşfik Kenter den video linki de bıraktım. Belki filmi seyrettikten sonra baksan daha anlamlı olabilir. Ve William Shakespeare’in acıyı yok edecek ölümden sonrasının neye benzeyeceğini bilememek ile ilgili bir çok analiz mevcut. Yaşam uykusu ile ölüm uykusu arasında fark; bulanacağım rüyaların kontrolsüzlüğü ile… Yani karar; son tercih için yeterli bilgi yok iken ve buna rağmen “yeter!” denilen o son adım. Uçuruma doğru mu atayım ya da dönüp ardıma; tüm karanlığımı, elimde ki kör kılıç ile yeniden ve yeniden aşmaya mı çalışayım? Korkmak mı? Asla! Sadece bıkkınlık beni bu noktada derin nefes almama sebep! Ve belki iki seçenekten birine olan gelecekte ki pişmanlığımın hiç bir ederinin olmaması ile saplanıp kalmak; seçtiğime! Bu ne büyük bir ikilem! Ne şiş yansın ne kebap! Ya da toptan canı cehenneme kurban eti ile içtiğin rakıya cevap!

Hiç savaş görmemişken seçemezsin, buna korkaklık neden olur, anlarım! Ama tonlarca savaşa girip çıkmışlığın varsa ve hatta bir sürü yengin, bir o kadar da yenilgin ile bıktıysan… Ne farkeder ki artık; yensen ya da yenilsen? Bundan sonra…

En fazla bir tatlı rüyaya başlar ya da en berbatından bir kabusta sağaltırsın kendini… Yetmedi mi? Hem o savaş baltanı gömdüğün yerden tekrar çıkarmanın alemi neydi ki? Kim inandırdı seni; Torosun alına moruna! Görmediğin renk mi kaldı? Hem keşfetmediysen bir kaç tonu; onların olsun… Ganimete paye verenlerin… Günahları boyunlarına!

Hiç okyanusta yüzmedim. Hiç bir çöle adım atmadım. Hiç bir uçaktan atlayıp paraşütle süzülerek inmedim. Varsay ki hiç sevmedim, hiç sevilmedim. Ve hiç dans etmedim ve dahi hiç sevişmedim. Hepsi bir rüya idi ve ben uyanmayı seçiverenim!

Bir sürü olmaklardan sonra bir olamamaya razı gelebilirim. Asıl seçim budur sevgili; tüm bildiklerini ve bileceklerini bırakıp o hiç bilmediğine ki dönüşsüz; bırakıvermektir kendini… “Her ne olacaksa olsun, razıyım” ile…

Edit: To be or not to be – Kenneth Branagh (Hamlet) monolog türkçe altyazılı linkini de bıraktım. Elbette biraz abartmış olabilirim. Kendimi gaza getiriyor da olabilirim. Olmak ya da olmamak!!!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

What Dreams May Come (1998) : 1998 yılına ait, fantastik, romantik, dram tarzında, Richard Matheson‘ın aynı isimli roman uyarlamasıdır. Türkçe “Aşkın Gücü” olarak vizyona girmiş ve ödülleri olan filmin farklı bir aurası var. 113 dakika süren yapıma bir şans vermelisin ya da tekrar izlemelisin! Yukarıda ki yazı içeriği, filmin konusu ve yorumlarımı içermektedir, okuman ve yorum yapman beni sevindirir.

Çocuklarını araba kazasında kaybeden bir çiftin yaşama tutunma mücadelesinde farklı kulvarlara tutunmasını konu ediyor. Doktor olup. çalışmaya tutunan kocanın iş dönüşü trafik kazası sonucu ölmesiyle zaten uçlara savrulan kadının intihar etmesi… Teolojik ve spiritual sonuçlara rağmen fantastik yaşamın görüntüsünde; sevdiği kadını kurtaran bir adam… Cehenneminden kurtulan kadının cennetinde çocukları ve kocasıyla sonsuza dek mutlu yaşaması… O halde bana müsaade; sonsuza dek mutlu yaşama geçmeye!

Üzücü ve yok eden olaylar bile yaşasan, elini tutan, sana inanan biriyle umudun sonsuzluğunda gülümseyebilirsin gibi özetleyebilirim. Olmayı seçenlere de selam ederim!

Aslı nın Film Seçimi…

“Sesinden öpüyorum, yüreğime serçeler bırakan sesinden…”

Cemal Süreya…

Ki dönen yok seferinden…

Küheylan’a…

Tercihlerim ile Kendine Ayar Çekme Üzerine…/ *In Pursuit of Happiness (2005)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Hallederiz; Hiç Kafanı Yorma!”

Dolunaya koşan bu günlere ve kıpraşmayan bana çok uydu bu şarkı; selam olsun sana ve Sertap ablaya…

Ya hayat beni zorla güldürmeye çalışıyor ya da ben kafayı sıyırdım gülen şeylere denk geldim sanıyorum! He ne oluyorsa iyi oluyor velhasıl! Çünkü bugün bayram! Erken kalktı çocuklar…

Fark etmemi sağladı bugün yaşadıklarım: ailem ve sevdiğim adam, tatildeler! Ben? Burada! Bence mevzuda bir yanlış var. Bence ben, yanlış insanlar ile bir arada olmaya çalışıyorum. Ve yüreğimin en derininden göğün en tepesine bir dilek yolluyorum, bu bayram vakti!

Yanında olmak için, benimle olmanın en büyük tercihi ve sağlamanın sağlanması için; tutunduklarımı bırakıyorum. Bir ekibin üyesi olmaya niyet ediyorum.

Ve umarım şu an yanınızda olanlar, en sevdikleriniz ve en istediklerinizdir. Eğer değilse, tercihlerinizi tekrar kontrol edin. Doğru tercih, mutlu ve neşeli yapar; bir bütüne tamamlar. Hadi hepimize üyeliğinizin neşesini yaşadığınız, tam tatiller ve bayramlar dilerim!

Hallederiz, hiç kafanı yorma sevgili! Amacım had aşmak değil. Sınırımı belirlemek sadece… Şu anımda doğru olmayan bir şeyler varın altını çizmek… Kendine hak gördüğünü bana çok görme demek. Belki, kendimce seçimlerime, seçtiklerime, seçeceklerime, seçmemem gerekenlere ayar çekmekdeyim gibi gelebilir sana. Kızgınım evet, ama elimi tutmayan sana değil, tutmayan bir ele uzanıp elimin boşta kalmasına sebep olan seçimime kızgınım. O çıt sesi de sol kaburgamın içinden geldi, evet…

Bugünlük bu kadar.

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

In Pursuit of Happiness (2005) : 2005 yılına ait yazar Chris Gardner hayatını konu alan, aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış, biyografi ve dram tarzında filmdir. İlham arayan, umudunu kaybetmeden, buruk bir bayram yaşayan tüm desteksizlere gelsin. Türkçeye “Umudunu Kaybetme” olarak çevrilmiş… 120 dakikalık bu yapım bize gerçek ailemize kavuştursun! Yuvasında olanlara da saadetler diliyorum. Mutlu Bayramlar…

Aslı nın Film Seçimi…

”İnsanın düşünenleri olmalı; Merak edenleri, hesapsız kitapsız değer verenleri, uzakta olunca özleyenleri, sesini duyunca sevinenleri olmalı…”

Melih Cevdet Anday…

Olmalı!… Ama…

Küheylan’a…

Evim Olan; Kollarına…/ *Just Like Heaven (2005)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Sen Bana Gel Ve Çabucak Sarıl!”

Bayıldım bu şarkının sözlerine!

Gün ortası ve müthiş sıcak, parlak temmuz sonunda; bir İstanbul yaşanıyor. Oh mis, tatile kaçacakların ağzının sularını akıtıyor. Deniz, kumsal ve güneş damlar içime; modunda olanlara mutlu tatiller!

Gidenler… Bir de kalanlar var! Adımı donmuşlar. Kıpırdamayanlar… Ah bilemezsin, içimde ki kız çocuğu eteğimden nasıl çekiştiriyor. Bir anlık deli kararıma bakar; gitmeler! Ve bilirim ki, hiç bir gelen aynı olarak dönmez gideninden… Üstelik tüm patikalar, bu uçurumun kenarına kadar getirmişken…

Açamaz mıyım sanıyorsun bu koca kanatlarımı… Türbülansı seven bu kadın atlamaz mı bu boşluğa; hoşlukla kendini… Yüz gündür diyette ki bana sunulan Magnolya’ya hayır demek; iç savaşlarımda kıyım yapmıyor mu sanıyorsun?

Gönül çelen, etrafım akıl çelenlerle dolu… Bir sırta bakar her şeyimiz! Hani senin sırtına çok bakmışlığım var ya… İşte ondan bende de var; ve inan onu gördüğünde; ocak üstünde kaynayan tüm tencerelerin kapakları fırlıyor birden, etrafa kızgın yağlar, sular ve alevler karışıyor… Canın çok yanıyor, Kaba adam! (Şarkıdan tırtıkladım bu tabiri ve çok sevimliydi; bence tabi) İçimin sırtını dönmüşlüğü oldu, biliyorsun da… Hani o kürek kemiklerimin arasından bir veda busesi verdiğim olmadıydı…

Ve rüştümü ispatladım ya sende ben! Küskün, inatçı; Şakayık gibi loşluğa değil, ay çiçeği gibi güneşe dönüveririm yüzümü… Gülümsememe kurbanlar verenlere…

Ah umarsızım, hesapsızım! Belki de bensiz daha iyi olacaksın. Belki de senin diyetin; bir koldan öte bir deli kadın! Ahanda bu deli kadını ver tanrılara… Ben artık gittiğin ben değilim. Döndüğünde, bulmaya emin olduğun ben de, gitmeye yeltenmekteyim. Ve fakat emin değilim.

Kıyamadığım o bakışlar var: çok az rast geldiğim… Neşeli, yaramaz bir oğlan çocuğunun pırıltılı nazarı… Sevinç içinde ve aydınlıkta… Hani neredeyse “Mutluydu benimle…” diyeceğim, oraya kadar gelmişti benimle… O mutluluk taşına dokunmuştu parmak uçlarıyla korkarak ve güvenmesi çok uzun sürmüştü ya, gönül bu cayar demiş vesselam… Ve fakat o gün; “Taş ta benim, el de benim, ellere nesi!” deyiverip diz çökmüş mutluluğuna... Ah benim suskun sevdam, açmış ya o gün, o evim olan kollarını “Gel!” demiş ya ve gökten tek elma düşmüş ya… Ve, ikisi de dişlemiş!

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

Just Like Heaven (2005) : 2005 yılına ait ve Türkiye de “Cennet Gibi” isimle vizyona giren Amerikan yapım yine bir kitap uyarması; Marc Levy “if only it were true” (Keşke Gerçek Olsaydı) adlı romanı yayın tarihi 2000. Fantastik romantik komedi türünde epey eğlenceli ve sürprizli… Benim için tekrar bir izleme olacak ama ilk defa olanları şaşırtıcı durumlar bekliyor. Ama lütfen spoiler okumadan seyredin! 😉

Aslı nın Film Seçimi..

Yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir!”

Ümit Yaşar Oğuzcan…

İlk şansımı da sana kullandım, son şansım da senin olsun!

Küheylan’a…

İki Yetişkin Olarak Yola Devam Edelim mi?/ *La La Land (2016)

Aslı nın Müzik Seçimi…

“Saklanmak İçin Bir Yere İhtiyacım Var Ama Yakınlarda Bir Tane Bulamıyorum!”

Keşke seninle içtiğimiz tüm kahvelerin çetelesini tutsaydım… Hatta bizzat ellerimle yaptıklarımın! Kırk yıllar boyu hatırımdan; gidemezdin! Olduğum gibi kalmak, olduğun gibi durmak; mümkün değil ki…

Neşesiyle gün ortasındayım daha… Akşama ya da geceye bırakmadan yazsam dedim korkudan!

Olmadı!

Şu bayram tatili hazırlıkları son sürat sürerken daha ehliyetini alamamış çocuklar gibi şişiniyorum ben bu köşede! Benim de zamanım gelsin, benim de arabam ve özgürlüğüm olacak sanrısıyla; sinsilik yapıyorum hayallerime; kursakta takılan!

Boynumu büküp acındırmak istiyorum kendimi, titrek ve parıltılı gözlerime dolan yaşları görsünler istiyorum. Başımı uzatıyorum ki saçımı okşasınlar… Hep çift dikiş devam eden, en arka sıralarda ki kart öğrenci olarak kalacağım sandımdı.

Fark etmem uzun sürdü: tek başınalıkta yabacısı olduğum derin mevzuların… Artık kimse sevmez beni sanırken gördüğüm ilginin delisiydim sayende! Ve senin yüzünden öğrendiğim sabıra, senin sayende ayakta kalmak için kendime tutunmaya ve seninle haddimin sınırlarını çizmeye durmuştum. Dönüşüp, büyümüştüm. Ayarını kaçıracak kadar hem de. Konu artık sıkıcı gelmeye başladıysa ve gelişemiyorsam mevzudan, kafamı kaldırıp kitaplardan, diplomayı da almışsam; kalkmalı masadan: Mezun olduğum okulda ve sınıfta kalma ısrarımdan… Gelişim tamamlandı sıra beslenmeye geçmeli, gelişeceğim başka alanlara kayan bakışımı boşuna yakalamaya çalışma huyundan…

Elimi tutabilirsen avuçlarında, kollarında dinlendirebilirsen beni… Çünkü her yeni mezun gibi tatili, en az senin kadar hak ettimdi... Saklanacak yer ararken sürpriz sandığım eğitimimi bitirdimdi. Koca kız olmuş gibi, yeni odaklar ve konulara yelken açmaya can atarım aklı selim, belki.

Büyüdüm ben. Artık oldum. Seninle ve senin sayende… Hadi öğrendiklerimi çantama atıp yola çıkalım. Diplomayı kaptım ya şimdi, yaşamın başka alanlarına, yeni derslere, yeni sıralarına oturayım.

Evet zor geliyor, yıllardır bildiğim sınıflardan ayrılmak. Artık öğrencin değilim, demek. Gel, helal et hakkını, boynuna sarılayım!

Gördüğün bu ergeni tebrik et, hayatta başarılar dile! Minnettarım verdiğin, milim milim her bilgiye, öğretiye..

Sevdiğim, yolum uzun ve meşakkatli… Mentorum ol; sektörlerden bir yer, kariyerden bir basamak hayalim idi. Şimdi seninle ben; iki yetişkin olarak yola devam edelim mi?

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)


La La Land (2016): 2016 yılına ait, Müzikal filmlerden hoşlananlar için mükemmel bir aşk, drama ve komedi türü ile Ödüller sahibi bir filmdir. Türkiye vizyonunda “Aşıklar Şehri” adı ile yayınlandı.128 dakikalık filmin konusu romantizm olduğundan; aşk! En sevdiğim 😉 Ve gençlik yıllarında sanat kariyerlerine koşarken derin bir aşkın içine edilmesi olarak özetlenebilir. (Kaba bir bakış açısıyla)

Kibarca anlatmaya çalışırsam; “neyi tercih edersen yol seni oraya götürür” ana yemeğinin yanında aşkı tatlı olarak arkadan nasılsa alırsın… Oysa o tatlıyı ilk acıktığında yesen; dağılabilirsiniz başka yorum yok! Ha bu arada danslı izlemeler…

Aslı nın Müzik Seçimi…

Bilinmedik bir hüzün var içimde, Bir gariplik… Anladım ki ya ben fazlayım bu şehirde, Ya da biri eksik…

– Can Yücel –

Bırak bayramı, tatili; şehrime gel de mezuniyetimi kutlayalım sevgili! Ya da götürsen ya o kente beni!

Küheylan’a…

Artık Rol Yapamıyorum; Özellikle Aylı Gecelerde!/ *La Fille Sur Le Pont (1999)

Aslı nın Mizik Seçimi…

“Ve Dünyayı Seveceğim, Yapmam Gerektiği Gibi İyi Olacağım!”

Bu beni devamlı provoke eden kim ya? Tüm gün neşe içinde geçerken bu akşamları içime çöreklenen ve nefesimi kesen kim?

Sıdkım sıyrıldı artık! Yeter da.

Yazmak istemiyorum. Özür dilerim… Saçma geliyor artık yine her şey!

Bu gece beni affedin…

Siz, gülümseten yaşantınıza devam edin… Ben filmlere ya da müziklere vurayım şu anları; çıldırmadan!…

Ne baştan başlamak ne de devam etmek istiyorum. Derin bir kırgınlık var ve artık rol yapamıyorum; özellikle aylı gecelerde!

Sevmiyorum. Ve İyi olmak için bir nedenim de yok…

Bu kadar.

*Aslı nın Film Seçimi…

(Film adı üzerine tıklarsan İmdb sayfasına gidersin!)

La Fille Sur Le Pont (1999) : 1999 yılı Fransız yapımı filmin İngilizcesi “The Girl on the Bridge 1999” Türkçe olarak da “Köprüdeki Kız” olarak vizyona girmiştir. Romantik drama komedi olan türü ile 90 dakika sürer.

Paris köprüsünde intihar ederken kurtarıldığı adamın, İstanbul Haliç Köprüsünde intihar etmekten kurtaran kadına kadar olan yaşam ve aşk yolculuğunu konu alır. Ne dersin, izlemeye değecek kadar ilgini çekti mi?

Aslı nın Film Seçimi…

İnsanlar asla söyledikleri kadar meşgul değillerdir. İnsanların öncelikleri vardır ve bazen sıra sana gelmez…

-Paul Auster-

Önceliğinsem sorun yok; ömrüm yettiği kadar beklerim. Seçeneğinsem; beni değil onu seç!

Küheylan’a…